![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Yazıyorum, yazıyorsunuz... mine.saulnier@free.frBir yıldan beri, oğlumun bağıra çağıra öğrettiği internetimin başında, sizlerden gelen tüm mesajları (güzel ve zekice yazılmışları tabii) tek tek yanıtlıyorum. Sizler; Diyarbakır'dan Avustralya'ya, Tekirdağ'dan Kanada'ya, dünyanın dört bir yanına dağılmış değerli tespih taneleri gibi, Türkiye'yi düşünen insanlarsınız. Düşünüyorum, düşünüyorsunuz. Yazıyorum, yazıyorsunuz. Geçen hafta hepinizin sorduğu ortak bir soru vardı: Fransız TV5'te Ermeni yasası olgusuna ilişkin Türkiye'yi nasıl savunduğum üzerine. Hepinize ayrı ayrı yazmamak için şimdi yanıtlıyorum: Söze, "Ermeniler Fransa'ya 1920'lerde geldiler. Seksen yıl sonra 400 bin kişiler ve kendi yasalarını çıkardılar. Türk göçmenler, 1970'li yıllarda geldi Fransa'ya. Otuz yıl sonra 300 bin kişiler. Ermenilere oranla önlerinde daha elli yıl var. Elli yıl sonra beyler, çok büyük ve organize bir topluluk olacaklar Fransa'da. Ve bu parlamentoda Türkler, hem bu yasayı yürürlükten kaldıracak, hem de kendilerine yapılan soykırımları resmen tanıyan yasalar çıkaracaklar. Bir parlamento, belli bir etnik grup için yasama yaptığında, başka bir etnik gurup gelir o yasayı bozar, kendisininkini çıkarır," diye girdim. Başka şeyler de söyledim tabii. Ama en vurucu mantık, bence bu ilk sözlerdeydi. Yine geçen hafta, Ermeni yasasıyla uğraşırken, Hizbullah dirildi ve Hizbullah'ın dirisi başkasının cesedi anlamına geldiğinden, altı can aldı, ölüm getirdi yine. Düşünüyorum. Ve sizi de düşünmeye davet ediyorum. Şimdi ileri süreceğim ve tümüyle soyut bir kurama ilişkin görüşlerinizi bekliyorum bu hafta. Türkiye'nin yeniden yaygın bir terör sürecine girdiğini, herhalde hepiniz görüyorsunuz. Bakın ne geldi aklıma: PKK terörüyle mücadele sürecinde, Türkiye 130 milyar dolar harcamış. Ancak mücadele sırasında, harcanan bu paraya karşın Türkiye ekonomisi global anlamda çok kötü görünmüyordu. PKK terörü bitti, ekonomi çöktü. Yanılabilirim ama, ister istemez kafamı kurcalıyor: Acaba Türk ekonomisinin ayakta kalabilmesi için sürekli olarak bir mücadeleye, bir düşmana ya da düşük yoğunluklu bir savaşa mı ihtiyaç var? Acaba PKK'nın yerini Hizbullah mı alacak? Diyarbakır'daki dizi cinayeti, Hizbullah'ın işlediği kuşkusuz. Ama örneğin, PKK ile savaşabilmek için 'ak'a paralel bir 'karapara' ekonomisi kuranlar, eroin ve silah kaçakçılığından finans sağlayan ve dolayısıyla devlet tarafından kollanan Susurluk odakları; Hizbullah'ı kullanarak bu karapara ekonomisini yeniden canlandırmaya çalışıyor olamazlar mı? Çünkü devlet, PKK savaşı bitti diye tam da yolsuz ekonomiyi temizlemeye başlamıştı şu günlerde... Ana hatlarıyla ifade ettiğim bu kuramda eğer doğru bir yan varsa ve devlet gerçekten Hizbullah'ın iplerini kimlerin çektiğini bulmak istiyorsa, sanırım yine Susurluk'a dönmek zorunda kalınacak. Ve Susurluk tümüyle aydınlatılmadan, Hizbullah'tan da kurtulunamayacak, sevgili okurlar. Siz ne düşünüyorsunuz, bilmek istiyorum. Bana yazın. Bu arada, Türkiye'nin en büyük yasağı, İslam dinini tartışmak yasağını delmeye çalıştığım geçen cumartesi günkü yazıma gelen inanılmaz desteğe çok şaşırdığımı söylemeliyim. Bir küfür yağmuru beklerken, cesaret övgüleri ve bravolar, bir sevgi seli oldu, taştı geçti, sildi süpürdü internetimden çıkan birkaç bağnaz sesi. Var olun. Eksik olmayın ufkumdan.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||