![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Yetersiz teşhis riski Ekonominin rekabet gücü, kasım ayı sonunda yaşadığımız krizin ardından daha geniş bir şekilde tartışılmaya başlandı. TL'nin değeri üzerinde yoğunlaşan rekabet gücüne ilişkin değerlendirmeler genelde kur politikası üzerinde yoğunlaştı. Ne paramızın sıkıntı verecek derecede aşırı değerli olduğunu iddia edenlerin ne de aksini savunanların yaklaşımları gerçekçi olamadı, yapıcı olmak amacından öteye geçemedi. Ancak herkesin kabul ettiği bir gerçek var; krizin reel ekonomi üzerindeki etkisi devam ediyor ve 2001 yılı çok zor bir dönem olmaya aday.Bu aşamada öncelikle belirtmemiz gereken bir durum var; evet döviz sepeti bazında kurdaki artış yıllık bazda iç-dış enflasyon farkının altında kaldı, bir anlamda paramız aşırı değerlendi, rekabet gücümüz azaldı. Ancak kurdaki artış enflasyon farklarına koşut olsaydı rekabet gücümüzü koruduğumuzu önermek de pek olası değildi. Zira kur-enflasyon arasındaki ilişki rekabet gücümüz üzerinde belirleyici olan tek unsur değil. Rekabet eden kurumlar ve ülkeler arasındaki birim işgücü maliyetindeki değişimler, girdi maliyetindeki farklılıklar finansman ve diğer maliyetler de sonucu etkiliyor. Örneğin OECD tarafından hesaplanan birim işgücü maliyet endeksine göre 1997-98 döneminde ülkemizdeki maliyet yüzde 10'luk bir reel artış sergilerken, anılan dönemde Güney Kore'nin birim maliyeti yüzde 44'lük bir gerileme sergilemiş. Söz konusu farklılık döviz kurundaki değişimin yanı sıra verimlilik farkından veya diğer değişkenlerden kaynaklanmış olabilir. Bu örnekten hareket ettiğimizde paramızın aşırı değerliliğine ilişkin tartışmaların pek gerçekçi olmadığını söylemek mümkün. Çünkü bizdeki mukayeseler rakip ülkelerden çok pazar durumundakilere göre yapılıyor ve bu çerçevede TL'nin aşırı değerlenmediği, rekabet gücümüzün azalmadığı yorumları yapılıyor. Beklentileri olumsuz yönde etkilememek, programa ilişkin güveni sarsmamak amacına yönelik iyi niyetli yaklaşımlar sonuçta reel kesimin sorunlarına yönelik hassasiyetin azalması ve sorunların ağırlaşmasına neden olabiliyor. Ayrıca dikkate alınması gereken bir başka konu daha var. TL'deki aşırı değerlilik hesaplanırken toptan eşya fiyatları dikkate alınıyor ve maliyet artışlarının gerçekçi şekilde hesaba katıldığı varsayılıyor. Oysa pazar fiyatını daha çok ithal ürünlerin belirlediği dikkate alınırsa özellikle durgunluk dönemlerinde bu varsayımın gerçeği yansıtmadığı görülebilir. 2000 yılı içinde bir yandan toplusözleşmeler, diğer yandan sosyal güvenlik sistemine ilişkin parametrelerdeki değişimler ve vergi tabanının genişletilmesi çabaları birim işgücü maliyetini reel bazda artırdı. Kapasite kullanımındaki gerileme ve bazı temel girdi fiyatlarındaki reel artışlar sıkıntıları artırdı. Bunlar yetmiyormuş gibi kur-enflasyon ilişkisindeki dengesizlik, likidite sıkıntısına bağlı kaynak maliyeti ve KDV iadesindeki gecikmelere bağlı ek yükler sorunları ağırlaştırdı. Kriz sonrasındaki talep daralması da direncin azalmasında etkili oldu. Sorunları kalıcı bir şekilde çözmek istiyorsak iyi niyetli olmanın yeterli olmadığını unutmamamız gerekiyor.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||