Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
30 Ocak 2001

İki çift laf

İki çift lafım var. Sürüden ayrılmayı marifet sayan, öz değerlerine yabancılaşmış entelijansiyamıza...
Kitaplığınıza göz atarsanız, İtalyan kültürünün nasıl ruhumuzun derinliklerine sızdığını anlarsınız: Leopardi, Ungaretti, Pavese, Calvino, Tatarlara çamur atan Buzzati... Svevo ile boş umutlara kapılıp, Eco'nun labirentlerinde az mı vakit kaybettiniz? Çanta, manto yerine Dante'nin tören eşliğinde yakılması çok daha anlamlı olurdu. Festival düzenleyicileri Antonioni, Visconti, Fellini ve nicelerini programlarından çıkarmayı hiç düşünmediler mi? Allahtan, müzelerimiz Rönesans resmiyle tıka basa dolu değil, ama bir başka kökü dışarıda merakımız röprodüksiyonlar...
Yukarıdaki cümleler, iki yıl önce, edebiyat dünyasından köşe yazarlığına 'transfer edildiğim' günlerde -sonuçlarına bakarsak yarım ya da başarısız kalmış bir girişim- 'kaleme aldığım' bir yazıdan... Fransızca boykotu gündeme gelince yazıyı hatırladım. 'Bakın, ben söyledim de oldu,' demeye çalışmıyorum, tam tersi... 'Absürd' sandığımın gerçek oluşu, benim bu toplumu analiz yeteneğinden yoksunluğuma bir işaret, hatta köşe yazarlığında mutlak başarısızlığımın kanıtı.
*   *   *

Hafta sonu oturdum, 'özeleştiri amacıyla', basını taradım, köşe yazılarını okudum, son bir aydır atladığım konuların dökümünü çıkardım. Gündemdeki konuların biri hariç tamamını atladığım ortaya çıktı. Sözgelimi ne Vural Savaş, ne Anayasa Mahkemesi ne de Beyaz Enerji Operasyonu üzerine tek satır yazmışım. Ordu-siviller, seçilmişler-atanmışlar, güçler ayrılığı, haber alma özgürlüğü vb. konularda tek cümlem yok. Hizbullah üzerine vakti zamanında kulaktan dolma bilgilerle iki-üç satır yazmışsam da, yeni bir fikir üretmemişim. Cinayet, terör, şiddet üzerineyse epeyce, kendimi tekrarlayacak sıklıkta yazmışım. Bu arada ağır, acılı, önemli olayların hep salı gününe denk gelmesi, benim sıram gelene değin yazılmadık hiçbir şeyin kalmaması da işin bir başka yönü. Yelpazenin öbür ucunda kalan, 'hafif' konulara gelince, örneğin televizyon programları, hiçbir fikrim olmadığını itiraf edeyim, çünkü televizyonum yok. Greenpeace protestocularının linç edilme girişimi gibi olaylarsa beni derin bir bunalıma sürüklüyor -'Ben niye yazıyorum ki' diye özetlenebilecek- öykü, roman yazarlığı da dahil her şeyi bırakıp eski mesleğim fizikçiliğe dönmeyi bile düşlüyorum.
(Bu sabahki 'ne yazmalı?' bunalımında bir fizik yazısı tasarlamadım da değil.) Sonunda, 'Olaylar olmasa yazacak ne çok konum olurdu' sözünü bir kez daha andım, ciddi bir yazı yazacak halim olmadığına karar verdim, ikna oldum ve böylece rahatladım.
Bu arada, 'Türkiye Darbeciliği'nde Modernist/Postmodernist Dönemler' üzerinde henüz görüş bildirmediğimi, aslında konuya biraz farklı bir bakış açısı getirmeye çalıştığımı, kısacası postmodernitenin, modernitenin bir parçası olduğunu öne sürerek, hem genelde, hem de darbeler özelinde modernitenin henüz tamamlanmadığına dikkat çekerek, aslında daha da derinlere inerek, sözgelimi 'barok darbe' kavramını geliştirmek, yani toplumların şafağından, modern ulusal devletin ortaya çıkışına dek yaşanan değişikliklere, karmaşık bir dokuyla iç içe geçmiş ana temalara ve bu arada postendüstriyel toplumlara bir göz atmak ve elbet amacında modernist olmasa da, oluşumunda ve bu oluşumun sürekliliğinde modernist denilebilecek... Neyse, bir dahaki sefere.
Son olarak, yaratıcılıkları ve şiirsellikleriyle göz kamaştıran son dönem operasyon adlarına, sırf kıskançlıktan, birkaç 'naçizane' öneri getireceğim:
Büyük Doruk, Uyuyan Kelebek, Güz Kelebeği, Eylül Yağmurları, Batık Liman, Çalıkuşu, Uyuyan Güzel, Kadife Pençe, Altın Kafes, Deniz ve Köpük, Gece ve Sis (son ikisi Nazilerce kullanılmış), Çanlar Kimin İçin Çalıyor, Pembe Ateş Çanı, Kor ve Duman, Hayat Güzeldir, Kızıl ile Yeşil, Sevda Kuyusu ve Sarkaç, Son Adam, Mor Adam, 39. Adım, Kırk Haramiler...


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.