Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
30 Ocak 2001

AGSK

Avrupa Birliği'nin oluşturmaya hazırlandığı askeri birlik üstüne kopan kavgadan pek bir şey anlamadığımı itiraf edeyim. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üye olması, Türkiye'nin her şeyi alabildiğine ağırdan alması ve bu konuda yıllardır tek bir adım atmaması nedeniyle, bilinmeyen ve bilinemez bir tarihe ertelenmiş durumda. Kendisi AB üyesi olmayan, olacağı da belli olmayan (siz Türkiye'nin AB'ye kesinlikle
üye olmayı düşündüğünü gösteren bir davranış ya da bu yolda oluşmuş güçlü bir irade olduğunu söyleyebilir misiniz?) bir ülkenin ordusunun AB silahlı gücü içinde yer alması pek mantıklı görünmüyor. 'Üye olun, o zaman konuşuruz,' diyorlar.
Biz buna çok sinirleniyoruz ve NATO üyesi olmamızın verdiği bir imkânı kullanarak Avrupa'nın askeri güç girişimini (Clinton'ın uyarısını da dinlemeyerek) tökezletiyoruz. Az sonra anlatmaya çalışacağım nedenlerle bana göre çok yanlış bir politika bu. Ama hemen hemen kimsenin bu yolda bir uyarı ya da eleştiri belirtmediğini görüyorum (umarım vardır da, ben atlamışımdır). Bu da ayrıca endişe verici.
AB ile bütünleşme perspektifinin somutluk kazanmasından bu yana, Avrupa'da olan her şeye karşı yüksek sesle bağırmak, küsmek, tehdit etmek vb. bir kalıp haline geldi. Ayrıca, Avrupalılara karşı, medyamızın başına 'sert' sıfatını takacağı türden bir jest önerildi mi, hele bu jest belirli kurumlardan, sözgelişi Milli Güvenlik Kurulu'ndan hüsnükabul gördü mü, memlekette bu konuda bir eleştirel ses işitilmesi iyice zorlaşıyor. AB yolunda demokratik kurumlarımızı güçlendirme üslubumuz anlaşılan bu.
Gelelim asıl konuya: AB'nin böyle bir askeri güç oluşturması gerekiyor. Dolayısıyla bu, şöyle ya da böyle, gerçekleştirilecek. Buna gerçekten karşı olan kimse yok. ABD'de Bush gibi birileri, 'Vay, NATO'ya rakip mi? Bize mi?' türünden laflar söyleyerek politikanın gereğini yaptığını sansa bile, Avrupa'nın bu ihtiyacını gidermesi aslında ABD'nin de işine geliyor. Onun için bu iş olacak.
Bu durumda Türkiye'nin tek başına buna muhalefet etmesi -ve fırsat bulunca çomak sokması- Türkiye'ye prestij falan sağlamaz, tersine, epey sevimsizleşmiş imgesini daha sevimsiz hale getirmesine yarar. Bu askeri gücün kurulması yönünde ortak irade varsa, inat etmemiz durumunda, şimdi kullanabildiğimiz çomağı kullanılamaz hale getirecek formalite değişikliğini yapmak da o kadar zor bir şey değildir. Elimizde çomağımızla kalırız.
Türkiye'nin itirazında ilkelerle ilgili bir öz olsa, böyle düşünmezdim - böyle düşünülmeyebilirdi. Ama itirazın bu tip bir özelliği yok. Sadece, bizim oraya alınmamızı talep ediyoruz. Polonya, Avrupa Birliği üyesi olmadan bu askeri güç içinde Polonya askerlerinin bulunması söz konusu değil. Ama Türkiye'ye 'Sizin adaylığınızı kabul ediyoruz; üstelik, daha adayken gelin Avrupa askeri gücü içinde yer alın,' diyecekler. Niye? Türkiye'de toplum daha Avrupa standartlarına gelemedi; Türkiye toplumu demokrasi içinde yaşamayı sindiremez; ama TSK her türlü standarda uygundur, onun için de daha bugünden oraya girebilir ve girmelidir, bunu mu söylüyoruz?
Türkiye'nin bir aday olarak, AB'yle ilgili her konuyu, konunun gerektirdiği platformlarda konuşmaya, tartışmaya, bu arada kendini hazırlamaya hakkı var. Bu hakkını kullanması gerekiyor. Silahlı Kuvvetler de böylece tartışılır. Ama öncelikle yapılacak olan, demokratikleşmeyi durduran engelleri kaldırmak ve toplumun adaptasyonunu sağlayacak reformları gündeme getirmektir. Her durumda, bunun tersini yaratacak bir kriz icat ediyorsak, demek ki yüzümüz AB'ye dönük değil. O halde bunu açıkça söyleyelim.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.