Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
30 Ocak 2001

Tutum değiştirmeliyiz

'Ermeni soykırımı'nın yasayla tanınmasından sonraki tepkiler çocukça. Türkiye, derhal tavrını değiştirerek, 1. Dünya Savaşı'nın Ermenilere ve Türklere çektirdiği acıları dünyaya anlatmalıdır
Haber ResmiAVNİ ÖZGÜREL
'Fransa'da seçim var, siyasetçiler dört yüz bin oya tamah edip Ermeni iddialarını kabul ettiler...'
Laf bu ve bu tahlil devlet katında ciddi ciddi kabul görmüş durumda... Denilmek isteniyor ki "Fransa aslında bizi sever ve normal zamanda böyle bir şeye asla izin vermez, seçim olmasa başımıza bu gelmezdi, ama yerel politikacıların oy kaygısı hesapları altüst etti..."
Oysa hepimiz biliyoruz ki ABD, Fransa, Almanya ve diğerleri ciddi devletler ve uluslararası ilişkilerini, tamamı seçmen olup tek bir parti lehine oy kullansa bile sonucu yüzde bir oranında etkileyebilecek azınlığın taleplerine göre düzenleyeceklerini sanmak safdillik.
Şurası çok açık: Türkiye Avrupa Birliği üyeliği talebinden bugün vazgeçse yarından itibaren karşısına ne Ermeni sorunu, ne insan hakları ihlalleri ne Kürt meselesinden söz eden çıkacak. Hatta şimdi kucakta gezdirilenler öyle bir durumda pataklanabilir dahi. Türkiye'nin anlamak istemediği ama Batı'nın akil adamlarının yer yer nezaket sınırlarını aşarak söylemeye çalıştıklarının özeti bu. Lozan'da İsmet Paşa'ya, "Galipsiniz ve şimdi bütün taleplerimizi cebimize koyuyoruz. Ama yarın bir şeyler istemek için geleceksiniz. O zaman bunları birer birer masaya çıkaracağız..." dememişler miydi? Dolayısıyla ortalıkta şaşılacak bir şey, dostluğa, ittifaka ihanet, duygusallık falan yok. Her devlet kendi ulusal çıkarlarını koruyup kollamanın peşinde. Bizim özürlü halimiz sebebiyle meram anlatamayışımız da kimsenin sorunu değil.

Herkese küsemeyiz
Bu açıdan bakıldığında ben Fransız parlamentosunun tasarıyı benimsemesinin neticede 'bin nasihattan evla' olacağı kanaatindeyim. Ne bekliyordu bizim dişişleri? J. Chirac'ın da tıpkı ABD Başkanı gibi parlamento nezdinde devreye girip 'Haklısınız ama ulusal çıkarlarımız v.s. var' diyerek tasarıyı oylatmamasını... Fransa Cumhurbaşkanı bunu 'Soykırım gerçeği inkâr edilemez' gerekçesine bağlasaydı dahi sonucu öpüp başımızın
üzerine koyacaktık. Bill Clinton'ın, 'Evet, Ermeni soykırım olmuştur' beyanının üzerinde durduk mu ki Chirac'dan rahatsız olalım?
Türk Dışişleri'nin zevahiri kurtarma; durumun kabul edilmesine ses çıkarmayıp sadece tescil edilmesine engel olma pozisyonu bozuldu Paris'te. (*)
Şayet bu karar Ankara'nın aklını başına getirir ve iletişim teknolojisinin sunduğu
olanakları kullanıp kökten bir tavır değişikliğine gidilmesini sağlarsa 'hayırlı bir musibet' dahi sayılabilir. Şu ana kadar Fransa'ya gösterilen tepkinin ise akla temas eden bir yanı yok. Hatta tamamı çocukça! Uydu ihalesinin iptalinden tutun taksicilerin Fransız müşteri almama kararına, Türkiye'ye güvenip burada yatırım yapmış Fransız şirketlerinin mallarına boykoka, TRT'nin Fransız filmleri oynatmama komikliğine kadar.
Bu kafayla yarın diğer devletler benzer karar alsa hepsine küsüp kendimizi odaya kitleyeceğimizi düşündüren bir garip otofaji tablosu. Oysa devletlerin politikası ne olursa olsun her şartta bizim için önemli olan dünya kamuoyu. Parlamentolarında karar almış olsunlar olmasınlar toplumların Türk ulusunun soykırım suçu işlediğine inanmaları bunu yasaya dönüştürmelerinden daha mı az vahim? (**)
Önerim şu: Devletin elinin altında bir tanıtma fonu var. Burada toplanan milyonlarca doların incir çekirdiği festivalinden sarımsak festivaline dağıtıldığını hepimiz biliyoruz. Ayrıca doğrudan Başbakan Bülent Ecevit'in tasarrufunda bir hesaba göre yılda 200 milyon doları bulan örtülü ödenek var. Bu kaynaklardan şu ana kadar Ermeni lobisinin propagandasını bertaraf etmeye yönelik olarak dişe dokunur bir harcama yapıldığını hiç sanmıyorum. Bildiğim tek ciddi faaliyet MGK Genel Sekreterliği ve Mehmetçik Vakfı desteğinde araştırmacılara yönelik önemli bilimsel yayınların ve dokümantasyon yayınının gerçekleştirildiği..

Tanıtım kampanyası
Kanımca mevcut kaynaklar bugün için en etkili propaganda gücüne sahip Amerikan sineması başta olmak üzere İngiliz, Fransız ve Rus sinemasıyla ortak yapımlar için seferber edilebilir. Ancak bunda da 'Parayı veren düdüğü çalar' misali Türklerin haklılığını kanıtlamak fikrinden değil, şavaşın gerek Türk gerekse Ermeni halkına yaşattığı acıları yansıtmak düşüncesinden yola çıkılırsa hedefe varılabilir. Keza akademik saygınlıkları olan üniversiteler öne alınarak ve sonucun ne olacağına bakılmaksızın 1915'te yaşananların araştırılmasına dönük her türlü akademik çalışma desteklenebilir. (Bu işin YÖK'e emanet edilmeyecek kadar ciddi olduğunu hatırlatmaya gerek yok) Bir tasarı vesilesiyle yumurta kapıya gelince paralı resmi ilanlar organize ederek değil, uygun zamanlarda şimdiye kadar bu alanda araştırma yapmış ve eser vermiş tarihçilerin çalışmalarının her dilde ve her düzeyde insanın yararlanabileceği farklı formlarda dünya kamuoyunun istifadesine sunulması desteklenebilir. (Mısır terörist saldırının doğurduğu ürküntüyü telafi için ünlü romancılara milyonlarca dolar yağdırıp piramit efsaneleri üzerine yazmalarını sağlamıştı...)
Sonuç olarak Fransız parlamentosunun kararı gözümüzdeki perdenin kalkmasını sağlarsa kârlı çıkarız. Yoksa sözünü ettiğim meblağların onlarca katını günün birinde tazminat adı altında öderiz... AB zorlu bir süreç, 'arabesk'e açık ama 'alaturkalığa' kapalı. Zihniyet dünyamızı ne kadar çabuk çağa uydurursak o kadar az kaybederiz...
(*) Bu satırları yazarken Balkan Harbi'ne girişimizin öyküsü geldi aklıma. O zaman da hamakat örnekleri sergileyen Hakkı Paşa (Roma Elçiliği'nden gelmişti) ardından Asım Paşa (Balkanlar'dan gelmişti) Hariciye Vekilliğimizi yaptılar. Harpten sadece iki hafta önce
Asım Paşa, Mebusan Meclisi'nde ' Balkanlar'dan imanım kadar eminim..' diyordu. Gariban buna o kadar inanmıştı ki, iki hafta sonra bize karşı ayaklanacak ittifakın önemli gücü Sırbistan'ın İngiltere'den satın aldığı topların kendi toprakları üzerinden nakline Avusturya'nın izin vermemesi üzerine silahların deniz yoluyla bizim Selanik limanına getirilip oradan Belgrad'a gönderilmesini sağlamıştı. Hariciyemizin başarı (!) hanesinde, bu savaşın öncesinde Kiliseler Kanunu diye anılan ve Balkanlar'da müstakil kilise olma iddiasındaki ulusal dini merkezler arasındaki ihtilafı çözüp sorunları kalmayan devletlerin aleyhimize birlik kurmasının zeminini hazırlamak da vardır..
(**) Salkım Hanım'ın Taneleri filmini hatırlıyorsunuz. Yılmaz Karakoyunlu'nun romanını Etyen Mahçupyan senaryolaştırmıştı. Konu malum, Varlık Vergisi. 2. Dünya Savaşı ortamında Almanya'ya yakın duran Ankara'nın çıkardığı öfke yasasının mağdurları da, aralarında tek tük Türk, Ermeni, Rum olsa da esas olarak Yahudilerdi. Zaten eser de öyle. Ama film çekim sırasında Yahudi cemaati ibadethanelerinin kullanılmasına izin vermediği gerekçesiyle Ermeniler üzerine kurulu çıktı. Dolayısıyla seyredenler de ' Sadece Osmanlı döneminde değil Cumhuriyet döneminde de Türkler diğer azınlıklardan ayrı olarak Ermenilere az çektirmemişler' inancıyla salondan ayrıldılar. Filmi devlet televizyonu TRT'nin eliyle yapıp Oscar adayı olarak ABD'ye bile göndermiştik!. Galalar v.s. Ama TRT filmi yayınlayamadı!..


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.