Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
3 Şubat 2001

Attila İlhan şaşırtacak

Attila İlhan, iki yeni kitapla önümüzdeki günlerin edebiyat gündemini belirleyecek.
Dün, yedi yıl aradan sonra yeni şiir kitabını yayımladı: 'kimi sevsem, sensin...'. Üç gün sonra da yıllar boyu biriktirdiği, kendisine gelen mektupları okurlarıyla paylaşacak. Farklı kuşaklarla kâh kader birliği etmiş, kâh onlara ağabeylik edip yetişmelerine katkıda bulunmuş, edebiyatımızın kalelerinden biri Attila İlhan. Bu nedenle günümüzün ünlü kalemlerinin yıllar boyu ona yazdığı mektuplarda, 60'ların sonundan 80'lere kadar edebiyat ortamına, çaba, tartışma ve kimi husumetlere dair çok ilginç ipuçları bulacaksınız
Haber ResmiBELGİN SARMAŞIK
İSTANBUL - Attila İlhan, mektuplar üzerine söyleşimizde bu kitabın belli bir dönemin ilişkilerine ve gençlerin sıkıntılarına ışık tutacağını anlattı.
Mektup bir edebiyat türü müdür? Mektup türünde çok ünlü romanlar bile var.
Edebiyat, gün geçtikçe meraklısı için bir uzmanlık dalı olmaya doğru götürülüyor. Oysa
o birey olabilmenin 'olmazsa olmaz' koşuludur. Böyle olunca da mektuplar, gerçekte belirli bir zamanda ve belirli bir yerde yaşamış insanın 'özeti' sayılabilir. Mektubu yazan, yazdığı dönem içinde hem kendisini ve başkalarını nasıl gördüğünü tespit eder, hem de başkalarına nasıl görünmek arzusunda olduğunu.
Bu mektuplar, 'geçtiğimiz yüzyılın son yarısında ülkemizde genç sanatçıların içinde geliştikleri ortamı yansıtıyor, bir bakıma da onların sorunlarına tanıklık ediyor' diyebilir miyiz?
Sanırım. Tabii 'ortam'ın olağanüstü bir ortam olduğunu unutmadan. Mektuplaşma, 60'ların ikinci yarısından 80'lerin sonuna kadar sürmüş. Bu dönem Cumhuriyet tarihinin en dağdağalı dönemidir: 27 Mayıs'tan 12 Eylül'e! Demek ki bu gençler, kalemlerini gerilimli bir öğrencilik yaşantısı içinde bilemişler, olağanüstü olayları gündelik yaşamışlar. Belki de mektuplarında hissedilen şiddetli acı, kötümserlik ve yalnızlık duygusu bundandır.
Bu kitaptaki mektuplar yayımlamayı uygun gördüklerinizden mi ibaret?
İlk gençliğimde, belki de sıkılgan olduğum için çok mektup yazmışımdır. Çoğunu yayımlayamıyoruz, çünkü o mektuplara sahip değilim. '40 Karanlığı' dediğim, faşizan dikta yıllarında sık sık maruz kaldığımız arama taramalarda, çoğunu alıp götürdüler. Bazıları var ki kesinlikle burada yer almaları gerekirdi. Bunların başında, 'Yürüyüş' dergisini çıkarmaktan Ömer Faruk Toprak'a, Bahçe'den (Adana) yazdığım mektuplara verdiği cevaplar gelir. Toprak, sonradan benim yıllarca genç yazarlara ve şairlere yapacağım şeyi o tarihte bana yapıyor, henüz acemilik çağındaki şairliğime ve yazarlığıma ışık tutuyordu. Hepsi bu kadar da değil, Cemal Süreya'nın Eskişehir'den yazdığı mektuplar da, edebiyat tarihçileri için ilginç sayılabilecek belgelerdi. Aynı yıllarda, İstanbul'daki Nezihe Meriç'le hızlı ve zengin bir yazışmamız olmuştur. Mektuplarının elimden alınmasını hâlâ hazmedemem... Daha sonra, Paris'e Şükran'ın (Kurdakul) yazdığı mektuplar da, aynı sebepten yayımlanamıyor.
Yazarlar arasındaki mektuplaşmalar daha çok sanatçılar dünyadan elini çektikten sonra yayımlanır. Sizin böyle bir işe kalkışmanız nasıl oldu?
Bütün hayatıma hükmetmiş olan 'tutarlılık' ve bir de açık ve aydınlık olmak tutkusu. Birçok hallerde, kolaylıkla aleyhime dönebilecek çıkışlar yaptığımı; göz göre göre, kötü niyetlilerin kuyumu kazmalarına olanak sağlayacak tavırlar koyduğumu herkes bilir. Önemli olan, 'aydın'ın ve 'sanatçı'nın, hem fikirleriyle hem de kendi kendisiyle 'tutarlı' olmasıydı. Mektupları ben öteki tarafa geçmeden yayımlamak isteyişime gelince, bunu da izah etmek zor değil: Mektup yazılan kişi ortada olmayınca, mektubu yazanlara savunma hakkı kalsa da, itiraz ya da düzeltme hakkı tam kalmıyor ya da mektubu alanın cevap hakkı, ortadan kalkmış oluyor. Evet, hiç şüphesiz 'aslolan hayattır' ama, hayatın 'yansıtılması' da bir o kadar önemli: 'Riya payı' nedir, o anlaşılır.
Attila İlhan'a Mektuplar/Derleyen: Belgin Sarmaşık/Otopsi Yayınlarİ/384 sayfa

'Önemli olan tutarlılık'
'Aslolan hayattır, ama hayatın yansıtılması da önemli, böylece riya payı nedir o anlaşılır' diyen Attila İlhan, mektuplarını gerekli cevapları verebilmek için sağlığında yayımladığını söylüyor

Yeni kitabına adını veren şiir
kimi sevsem, sensin...
kimi sevsem sensin / hayret
sevgin hepsini nasıl değiştiriyor
gözleri maviyken yaprak yeşili
senin sesinle konuşuyor elbet
yarım bakışları o kadar tehlikeli
senin sigaranı senin gibi içiyor
kimi sevsem sensin / hayret
senden nedense vazgeçilemiyor

*   *   *

her şeyi terk ettim / ne aşk ne şehvet
sarışın başladığım esmer bitiyor
anlaşılmaz yüzü koyu gölgeli
dudakları keskin kırmızı jilet
bir belaya çattık / nasıl bitirmeli
gitar kımıldadı mı zaman deliniyor
kimi sevsem sensin / hayret
kapıların kapalı girilemiyor
*   *   *

kimi sevsem sensin / senden ibaret
hepsini senin adınla çağırıyorum
arkamdan şımarık gülüşüyorlar
getirdikleri yağmur / sende unuttuğum
hani o sımsıcak iri çekirdekli
senin gibi vahşi öpüşüyorlar
kimi sevsem sensin / hayret
in misin cin misin anlamıyorum

Şairin çekmecesi
Sevgili Attila,
(...) Ölümü bile, insana, kendi kafa ve zevklerine göre kalıplayıp sunuyorlar. Yani kendi bildiğin gibi yaşamaya olduğun kadar ölmeye de hakkın yok dostum! Neyse ölümün üstüne zevksizlik yeter! Sana, ilgilendiğini bildiğim için, önce sağlığımdan haber vereyim. (...)
Sevgi Soysal, Londra, 29 Eylül 1976

*   *   *

Sevgili Attila ağbi,
(...) Bu sayfayı yönetirken en olası biçimde 'large' davranmaya çalışıyorum. Yalnız 'eleştiri' dışı harcamalar aklıma yatmıyor. Buket Uzuner bir çıkış yapmak istiyor, anlıyorum bunu, eski tarihte ben de böyleydim, anımsarsanız yok olup giderken Attila İlhan çekip çevirdi beni! Çıkış, fakat kimseyi harcamadan. O yazı, Sevgi'yle Ayşe dışındaki bütün kadın yazarları -neredeyse- bilinçsiz olmakla suçluyordu bütününde. Bununla ilişkili bir iki cümleyi bir iki de sert tavrı çıkardım. Bağışlamanızı rica ederim. (...)
Selim İleri, 02.11.1978
*   *   *

Sevgili Attila,
(...) İkinci Yeni'ye kendi öz evlatları da başkaldırdı: Özkan Mert, Ataol Behramoğlu,
İsmet Özel, 'İkinci Yeni'nin öncülerini kıyasıya eleştirdiler Ant'ta. (...) Geçende İkinci Yeni dosyasını karıştırdım. Senin de, benim de aşağı yukarı 50'şer sayfalık yazımız var bu konuda. Acaba, bunları birleştirip seninle bir 'ortak kitap' çıkarsak, nasıl olur? (...)
Asım Bezirci, 25.03.1970
*   *   *

Sevgili Attila ağabey,
(...) 'Hangi' dizisiyle, yararlı bir işi başlattın, sürdürüyorsun. Bundan sonraki 'hangi', bence, 'Hangi Şiir' olmalı. Şiirlerini okumamızı, düşüncelerimizi söylememizi ısrarla isteyen o kadar çok genç şair var ki! Üstelik, sen çok daha iyi bileceksin çoğu şairlerimiz (gençleri söylemiyorum) yaptıkları işin ne olduğunun farkında değillerdir, olmaları da mümkün değildir. (...)
Hilmi Yavuz
*   *   *

Çok sevgili ve aziz ağabeyim,
(...) Sesinizi duyalım diye Mehmet'le (Eroğlu) bir cumartesi günü telefon açtık; 'Cevap vermiyor' dediler. Sanırım o gün kurtulduğunuz gevezeliğimin rahatsızlığını bu satırlarda yaşadınız. (...)
Hasan Bülent Kahraman 2.12.1981
*   *   *

Sevgili ağabey,
(...) Hazreti Fethi Naci'nin kitabını henüz bütünüyle okuyamadım. (...) Kerameti
kendinden menkul şeyh diye, böylelerine derler herhalde. Sorular soru değil, yanıtlar yanıt değil. Kendi sorduğu sorularda bile 'çakıyor'. (...)
İlhan Berk'lere, Enis Batur'lara filan nasıl bindirdiğimizi okuyor, görüyorsunuzdur.
Sanırım sonuçta bunlar tümden silip süpürülüp gidecekler. Bizimkilerin bazılarının tembelliği de olmasa, çok daha iyi olacak. (...)
Hüseyin Yurttaş, İzmir, 26.12.1981


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.