Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
3 Şubat 2001

Sporun getirdikleri

Geçen yazılarımda, İzmirli işadamlarının Altay ve Göztepe'nin 1. lige çıkması halinde İstanbul takımlarının yılda 36 kez deplasman amacıyla İzmir'e gelmelerinin yaratacağı ekonomik katkı ve rahmetli Gaffar Okkan'ın Diyarbakırspor'un fahri başkanı ve yöneticisi olduğunu anlatmış ve işadamları kadar kamu yöneticilerinin de sporu yeri geldikçe, gayet olumlu ve faydalı amaçlarla kullandıklarını vurgulamıştım.
Bu yazımda ise olaya çok daha geniş bir açıdan bakmak istiyorum. Bizim gibi, İstanbul için adaylığını koymuş ve bu nedenle de genelde İstanbul'da epey spor tesisi ortaya çıkarmış bir kent olarak, olayı sportif olduğu kadar iyi bir kapitalist yatırımcı olarak da ele alma zamanının geldiğini de bilmemiz gerekmektedir. Olimpiyadların yapılması amacıyla 2000, 2004 ve 2008 yılları için adaylığını koyan İstanbul, bundan sekiz yıl öncesine göre, spor tesisi bakımından mutlaka daha da zenginleşmiş bir duruma gelmiştir.
İstanbul kadar büyük olmamasına rağmen, gayet akıllı ve planlı bir program uygulayan ufacık Monaco Prensliği'nin spor organizasyonları gerçekleştirmesindeki başarılarına bakarken insan, adeta imreniyor. Monaco prensi daha 1865'te, bir tepe üzerine kondurulmuş sarayının ve hükmettiği ufacık toprak parçasının ancak zenginlerin kendi ülkesine ziyaret veya yatırım için gelmeleri ile gelişeceğine inanan, ticaret kafalı bir kişiymiş. Turizme ilaveten, sporun da ilgi çekeceğine inanan Monaco Prensi, 1897'de ilk büyük tenis turnuvasını organize etmiş ve her Monte Carlo Open dendiğinde, tenis kadar, kentin adı da anılmış. Bu arada, Formula One oto yarışlarını da başlatabilecek kadar ileri görüşlü olan bu devlet adamları, küçücük prensliklerinin hem dünyada iyi tanınmasına, hem de her bakımdan dışarıdan paranın ülkeye girmesine neden olmuşlar. Günümüzde ise Monaco'nun gerçek nüfusu 30 bin olmasına karşın, araba yarışları veya tenis dendiğinde, bu rakam hemen 60 bin düzeyine ulaşıyor. Bu yarışmalar da, dünyanın 131 ülkesinde 284 milyon seyirci tarafından TV ekranlarından seyrediliyor.
Monaco gibi ufak bir toprak parçasının dünya sporundaki bu büyük katılımının ardındaki nedenleri araştıran uzmanlar, genelde iki unsur üzerinde durmuşlar. Monaco dünyanın pek çok ülkesinde merak uyandıran bu spor organizasyonlarını yaparak bir bakıma turizm ve spordaki sponsorluk koşullarından faydalanmayı amaçlarken, diğer taraftan da Monaco Prensi'nin sporla olan yakın ilgisi ve ilişkisi de Monaco'yu dünya spor haritasında epey gösterişli bir hale getirmiş. Bilindiği gibi, Monaco Prensi, IOC dediğimiz Uluslararası Olimpiyad Komitesi'nin bu ülkedeki üyesi olmasına ilaveten, IAAF diye anılan, FIFA'dan sonra, belki de, en zengin federasyonlardan biri olan Uluslararası Atletizm Federasyonu ve Dünya Atletizm Vakfı'nın da merkezi, epey uzun süredir Monaco'da yerleşmiş durumda.
Monaco'nun adına bakmayın. Gidenler bilir: ufacık bir kara parçasıdır ve sadece promosyon, kumarhaneleri, jet sosyetesi, araba yarışları ve tenis turnuvaları ile tanınır. İstanbul gibi, olimpiyad için pek çok spor tesisleri hazır olan, doğal güzellik ve çeşitli imkan ve koşulları ile Monaco'yu çok gerilerde bırakabilecek bir kentin, spor organizasyonu bakımından çok daha seçkin ve ilgi çekici olaylar yaratabileceğini bilmemiz ve bunu gerçekleştirdiğimizde, olimpiyadlar gibi bir kerelik bir organizasyon değil, çeşitli sporlarda geleneksel ve yıllık yarışmalar yapabileceğimize inanmamız gerekmektedir.
Hala birileri orada "Koskoca stad yapıyorsunuz da, yolunu nasıl unutursunuz?" diyerek, olaylardan ne kadar habersiz olduğunu vurguluyor. Bizim gibi ülkelerde, başarının zevki, belki de bu gibi bilgisiz kişilere rağmen amacımıza ulaşmakla artıyor ve daha da değerleniyor galiba.
İstanbul'da da, Monaco'daki kadar akıllı kişiler var. Nerede saklanıyorsanız, çıkın dışarı. Girişimciliğiniz, inadınız, gayretiniz ve inancınızla, İstanbul'u Monaco'dan da büyük bir spor organizasyon merkezine dönüştürebilirsiniz.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.