![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Değişen neydi? Ermeni kıyımının dünyada tanınması konusunda, ilk önemli örneği Fransa'da ortaya çıkan ilerleme karşısında, 'falancaların ihmali yüzünden oldu' diye suçlu aramanın pek anlamlı olmadığını savunuyorum. Bu, tabii, herkes gerekeni yaptı demek de değil. Bence benimsenen politikanın kendisi yanlıştı. Onun için de ancak buraya kadar etkili oldu. Dolayısıyla, ille 'suçlu arayacaksak, bu politikayı kimin kararlaştırdığını arayalım; görevini yapmayan diplomatları veya araştırmacıları suçlamakla bir yere varılamaz.Bir tür 'ihmal'in sözü edilebilir belki. Bu 'tanıtma' politikası büyük ölçüde diasporanın yürüttüğü bir etkinlikti ve epey bir zamandan beri, ilk dönemin 'siyasi cinayet' yöntemini bırakıp çabalarını bu alana yönelttikleri ve yöneltecekleri belliydi. İlk iki göçmen kuşak, ağırlıkla ABD ve Fransa'da, geldikleri ülkeye alışmaya ve o ülkenin halkını kendilerine alıştırmaya çalışmışlardı. Sanırım üçüncü kuşak, dedelerinin ve babalarının onlara sağladığı görece refaha rağmen mutlu olmadıklarını, yabancı kaldıklarını hissederek, bundan sorumlu tuttukları ülkenin diplomatlarına saldırmaya başladılar. Bu kör ve kaba intikam eylemleri kalabalık üzerinde bir süre etkili olabilir (sürenin uzunluğu sonunda topluluğun eğitimine, bilgisine, bilincine bağlıdır). Ama zamanla, şiddet ve cinayetle değil (çünkü bunların uzun-vadede davaları için zararlı olduğunu görenler vardı), başta 'lobi' faaliyetleri olmak üzere ikna yöntemleriyle çalışmayı önerenler denetimi ellerine geçirdiler. Bu anlamda, Fransa'da malum yasanın çıkması çok büyük bir sürpriz değil. Yıllardan beri bu yönde çalışanlar var ve adım adım mesafe aldıkları da biliniyordu. Öte yandan, Türkiye'de birilerinin bu konuda 'ihmal'i varsa, bunun ne olduğunu biraz daha iyi tanımlamalıyız: çünkü Ermenilerin artık kural olarak böyle çalıştığı en az yirmi yıldır biliniyor. Buna karşılık, bu çalışmayla bir sonuç alınması da önlenebiliyordu. Yani, Türkiye kendi açısından gene başarılıydı. O halde ne oldu? Zamanla gittikçe daha çok çalışan Ermeniler, gittikçe daha çok insanı ikna ettiler ve şimdi de bunun sonucunu mu alıyorlar? Hayır, bu da değil. Dünya koşulları değişti, Soğuk Savaş sona erdi. Temel belirleyici bu. Yoksa Ermeni konusunun ne olduğu başından beri biliniyordu. Ama bir yanda, anavatanı bir 'Sovyet Cumhuriyeti' olan, birkaç yüz bin Batı'da yaşayan Ermeni vardı, bir yanda da Sovyetler Birliği'ne karşı müttefik, NATO üyesi, koskoca Türkiye. O koşullarda, Türkiye 'Böyle bir şey oldu derseniz küserim,' diyor ve ne olduğunu tartışmayı reddediyordu. Ama günün siyasi koşullarında dediğini yaptırıyordu. Bugün de bazı yazarlarımız olanla yetinmiyor: Sözgelişi Clinton'ın Congress'i vazgeçirmesini yeterli görmüyorlar, çünkü Clinton 'Böyle bir olay olmamıştır. Ermeniler yalan söylüyor,' dememiş; sadece 'çıkar gereği' bu kararın geçmemesini istemiş. Bugün Fransa'da 400 - 500 bin Ermeni yaşıyor. Amerika'da da bundan az olduğunu sanmıyorum, ama kesin bilgim yok. Bu Ermenilerin yola çıktığı ülke olan Türkiye'de ise patrikhane rakamlarına göre 50 bin civarında Ermeni var (gerçek sayı mutlaka daha çoktur, ama Fransa ve Amerika kadar değildir). Niye böyle? Niye orada daha çok? 'Bu ülkeler daha zengin. Gidip orada oturalım,' mı demiş bu insanlar? Dolayısıyla 'kabahat', şunun bunun 'ihmal'inde değil. Vaktiyle politika diye bunu seçen, başkasını düşünmediği gibi kimseye düşündürtmeyen, düşünmeyi yasaklayan, o avantajlı koşulların değişebileceğini de akıl edemeyenlerde. Kimse onlar!
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||