Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
3 Şubat 2001

İşten atılmak

Şu sıralarda, şu çok yağmurlu, ayazlı sıralarda, insanlar işten atılıyorlar.
Ha bire.
Bir bankanın tüm yıl boyunca eşekler gibi çalışmış müdürü, genel müdürlüğe çağrılıp bir akşamüstü, yarın artık işe gelmemesini, işe gelmesinin gerekmediğini; zira artık işinin olmadığını, 'öğrenebiliyor'.
Basında, tekstilde, bankacılıkta, sanayide, turizmde böyle bir 'kemerleri sıkı sıkı sıkma' havası. Biz çok kâr etmeye alışmış şirketler olarak, kârımızın azaldığı anda, işimize gelen 'miktarda' adamı, gözünün yaşına bakmaz kapının önüne koyarız havası.
Evet, bu hava egemen.
Tazminatlar, şu ya da bu nalıncı keseri (ha bire şirketler lehine yontan) kurallarla ödenmiyorlar. Çok az ödeniyorlar. Çalışanlar da, yani
çalıştıkları işyerinde kalmaya muvaffak olanlar da, azami yüzde on zamlara gıklarını çıkarmamak durumundalar.
Hep o 'İşini kaybetmediğine bin şükret, bu fırtınalı zamanlarda zam almak DA neyin nesi,' havası. Oysa enflasyon maalesef, maalesef yüzde onlarda, senelik yirmilerde seyretmiyor.
Herkesin reel geliri, reel bir biçimde azalıyor. Hayat standardı, düşüyor.
Herkesin, esrarengiz bir kemer sıkma dönemine Türk milletinden beklenir bir tevekkülle, katlanması, gıkını çıkarmaması bekleniyor.
'Esrarengiz' zira yıllarca kârdan şişmiş şirketler, kârlarından az biraz zarar ediyorlar diye, bu denli acımasız olmak durumunda değiller.
Ama buralarda güvencesiz, sigortasız insanlara hakiki bir 'vahşi kapitalizm' yaşatılıyor.
Buna karşılık devlet, bir türlü küçültülemiyor. Enflasyonun hakiki müsebbibi olan dev KİT'ler, bankalar, bir türlü 'Devlet malı deniz/Yemeyen domuz' lobilerinin, yani siyasi partilerin sayesinde, aman yandaşlarımıza adamlarımıza peşkeş çekeceğimiz kaynaklarda bir azalma olmasın kaygısıyla; satılamıyor atılamıyor, bu arpalıklar başımızdan bunca lafa çabalamaya, gitmiyor. Özelleştirme haberlerinde yine tıklamalar.
Özel sermaye ise bu tıkanıklığı, gaddar kapitalizmin gerekçesi olarak en acımasız neşter darbeleriyle kullanabiliyor.
Yağmur durmuyor. İşten atılmış olabilirsiniz.
Geçen hafta. Geçen ay. Geçen yıl.
Dan beri işsiz (ve dolayısıyla güçsüz) olabilirsiniz. Bunun ne denli boyun eğici, gönül kırıcı olduğunu bilmiyor değilim.
Ben, ilk işimden 'tensikat' nedeniyle atılmıştım. Ne denli üzüldüğümü, kırıldığımı, eşekten düşmüş karpuza döndüğümü, anlatamam.
Annemin evinde yaşıyordum. 'Ekmek' paramı kazandığım söylenemezdi yani. Geçim derdim yoktu filan. Ama işte, işimde (metin yazarlığı) iyiydim. Düzenli, çalışkandım. O tensikata neden kurban gittiğimi
NEDEN BEN??
anlayamamıştım. İkinci işimi bulmam, tam iki ayımı aldı.
Çok kısa bir süre.
Ama bana acayip uzun gelmişti. Sürekli ağlamaklı dolaşmıştım. Gerçek şu ki,
onurum kırılmıştı.
O ilk işimin, çok çok çok yüseklerde olduğu için yüzünü bir kez dahi görmediğim patronu, içerde şimdi. Murat Demirel'le can ciğer kuzu filetosu, yatıyor.
'İlahi adalet' demiyorum. O kadar dramatik bir olay değildi tabii ki.
Ama daha başka, bir sürü insanın da, ahı söz konusu olabilir. Belki uzayın sonsuzluğunda bir yerde bütün ah'lar toplanıyorlardır. Bütün ah'ların toplamıyla, birileri bir yerlerde, hem de bu yerlerde, cezalarını görüyorlardır. Ama ilahiyat konuşmaları -böylesine kırık dökük- çekmek değil, niyetim.
Niyetim: Biliyorum işten atılmak korkunç bir şey. Ağır bir şey. Boktan bir şey.
Ama diyelim, en azından geçim derdinden kavrulmayanlarınız; kovulmuş değil de ayrılmış gibi yapın. Kendi kendinize: 'Oh iyi oldu', deyin.
İyi oldu. Kolumu makineye kaptırmıştım. Ruhumu kurtaramayacaktım. Yakında yine kaptırabilirim de kolumu. Ama bu arada, bu yağmurlu arada bari, kendi kendimle tamamen baş başa kalayım. İçime girip şöyle bir bakayım. Bu arada içe girmekte üstat bir yazarı (Dostoyevski'yi mesela) fırsat bu fırsat, evime, ruhuma kapanıp okuyayım.
Nerden gelip nereye gittiğime bakayım. İstediğim yollarda mıyım. İstediğim yoldaşlarla mıyım. İstediğim insan mıyım bu hayatta: Yoksa ben berbat bir klon muyum? Bir kopya mıyım? Anamın babamın, müdüranım ve başöğretmen beyin karbon kâğıdıyla çoğaltılmış 86. sınıf bir kopyası mıyım? Neyim ben? Ne işe yararım? Kendime? Başkalarına? Ne oluyorum, dahası ne olacağım? Olacağım şeyi olacam da, ne olacak?
Manalı mı? Hayat peki? manalı mı hayat? Hayatım peki bu kadar manasız olmak zorunda mı? Mana nedir? Peki?
Uzar gider. Olduğunuz yerde, uzayın.
En iyi iş bile -unutmayın- insan ruhuna faydalı değildir. İşin iyisi yoktur. İşsizliğin, olabilir.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.