![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Cumhurbaşkanı ve üniversite 'Günde 5 dolara Avrupa' bir zamanların en popüler gezi rehberinin adıydı. Havaalanından şehre inmenin en hesaplı yolundan, en ucuz opera biletlerinin nasıl alınacağına kadar gereksiz para harcamamanın yolları gösteriliyordu kitapta.Bizlere yol göstermek amacıyla hazırlanan onca şey var ki. Kadın-erkek ilişkilerinin, seks de dahil, nasıl olması gerektiğini en ince ayrıntılarıyla gösteren 'Kama Sutra', taa 1. yüzyılda yazılmış. Geçen yüzyılın başlarında dünyada en çok satan kitaplardan biriyse ABD'li milyarder Dale Carneige'nin nasıl arkadaş edinip başkalarını etkileyebileceğimizi anlatan kitabıydı. Kilo vermek, ders çalışmak, namaz kılmak, balık tutmak, mutlu olmak, kendi otomobilimizi kendimiz tamir etmek-gündelik yaşantımız bize yol gösteren kitaplarla dolu. Japon televizyonunda geçen sene en popüler yayınlardan biri karılarının boşadığı emekli erkekler için yemek pişirme dersleriydi. Acaba Türkiye'nin de bir el kitabına mı ihtiyacı var demokrasiye geçebilmesi için? Sigarayı bırakmaya niyetli olup bunu beceremeyen birçok insan gibi neredeyse herkesin 'demokratım' dediği Türkiye'de demokrasinin bir türlü yerleşememesi, herhalde yarım asır kadar önce imzaladığımız 'Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi' gibi dokümanların varlığını bilmediğimizden değil. Ama hükümet ve Meclis başta olmak üzere konu Anayasa'nın sivilleşmesi, yargının bağımsızlaşması gibi sağır sultanın bile duyduğu taleplere gelince, sanki karar verme durumunda olanlar ilk adımın nasıl atılacağını hiç bilmiyormuş gibi bir atalet içindeler. Yoksa cesaretleri yok da bir başkasından mı bekliyorlar demokrasiye giden yolların açılmasını? İşte YÖK üniversitelerinin durumu. Sanki 'On derste zayıflama' gibi bir 'Demokratik bir kuruma nasıl geçilir?' rehberine ihtiyaçları var. İlk adım en zoru. Zayıflayabilmek için şişmanların önce şişmanlıklarını kabul ettikleri gibi, üniversite mensuplarının da özgür ve özerk olmayan bir kurumda çalıştıklarını önce teker teker ve giderek fakülte kurulları ve senatoları aracılığıyla dile getirip yola koyulmaları gerekiyor. Tabii 12 Eylül'den bu yana yıllardır aldıkları 'kilolara' kayıtsız kalmalarının, belki de hepimizin paylaşması gerektiği, vicdan azabı, utancı da olacaktır. Ancak nasıl bir ressam için en zor portre kendi resmini yapması ise üniversite de, işin kolayını bulup bir başkasının peşinden gitmeyecek, önce kendisiyle yüzleşmek konumunda. Cumhurbaşkanı'nın neredeyse tek başına YÖK'ü demokratikleşme girişimleri, bana bir ABD'li sendika liderinin işçiler tarafından göklere çıkartıldığı bir toplantıda söylediklerini hatırlatıyor. "Ben sizi sosyalizmin kapısından içeri sokabilirim, ama başka birisi de aynı kolaylıkla sizi peşinden dışarı çıkartır." Cumhurbaşkanı, ancak kendisine düşeni yapabilir. Ya üniversite?
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||