Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
4 Şubat 2001

Ahmet Altan'ın beraati

hdevrim@hurriyet.com.tr
Hâkimiyle, savcısıyla Türkiye'de Yargı bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Daha önce görülmemiş, olumlu ve olumsuz çıkışlara şahit oluyoruz. Gelişme zamanla tortularından süzülüp, umulur ki özlenen kıvamına erişecektir. (Bütçede Yargı'ya ayrılan pay artırılmadıkça, gelişmenin yarım kalmaya mahkûm olduğunu hayır göz ardı etmiyorum).
Dün Milliyet'te, Ahmet Altan'ın bir davadan beraat ettiği haberini okudum. Türkiye'nin cumhurbaşkanı adayı aradığı günlerde yazar, Silahlı Kuvvetler mensuplarından bir dilekte bulunmuştu:

   - Siz şöyle olmalı böyle olmalı diye cumhurbaşkanı tarifleri vermekten vazgeçmelisiniz, demişti; insanları korkutup etkiliyorsunuz.
İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin savcısı Nurten Altınok yazarın beraatini istedi ve mahkeme heyeti bu isteğe uydu.
Sevinilecek bir sonuçtur.
Herhangi biri hakkında söylediğinizde masum bulunan bir sözün, önemli kişiler söz konusu olduğunda suç sayılması, yargının yüzünü ağartacak br tutum değildi; işte "...değildi" diyebilmek sevinilecek haldir.
Ben konuşkan bir Anayasa Mahkemesi Başkanı'nı patavatsız ve densiz bulduğumu yazdım yakın geçmişte. Türkçe Sözlük'te patavatsız şöyle tarif edilir: "Sözlerinin nereye varacağını düşünmeden saygısızca konuşan, davranışlarına dikkat etmeyen" kişi; densiz de şu: "Yakışıksız ve saygısızca davranan"; özü saygısızlık.
Mahkeme beni, kullandığım bu kelimeler sebebiyle üst üste yüz milyonlarca lira tazminat ödemeye mahkûm etti. Kararın gerekçesinde, tarafların "işgal ettikleri makamın özelliği" ile "sıfatları ve sosyal yapıları" dikkate alınmıştır, deniyordu.
Anayasa Mahkemesi başkanları gibi, Ordu ileri gelenlerinin de, saygısızlık (ve eleştiri) fiillerinden, sıradan vatandaşlara oranla daha çok korunması gerekir düşüncesinden uzaklaşıldığını gösteren bir karardır, Ahmet Altan'ın beraati.
Sözünü ettiğim dönüşüm sürecinin olumlu belirtilerinden biri.
Not. Recai Kutan'ın televizyonda hükûmete seslenerek, "Beyaz Enerji dosyaları Savcı Talat Şalk'tan alınırsa, kamuoyu bu iktidar bazı yolsuzlukları örtmek istiyor kanaatine varacaktır" dediğini işittim dün televizyonda.
Siyasî partiler takım tutar gibi savcı ve hâkim tutmaya da başlarsa, Yargı'da beklediğimiz gelişme tepetaklak olur.

Alıntı
Mehmet Barlas: "Necmettin Erbakan gerçeği, Fazilet'in örgüt tabanında da, seçmeninde de, bütün ağırlığı ve etkisiyle var. Erbakan'a hiç oy vermemiş olsanız da, bu gerçeği görmezden gelmeniz mümkün değil".
Özeti: "Türkiye gerçeğindeki Necmetin Erbakan'ın varlığını, Anayasa Mahkemesi bile yok edemez" (Y. Şafak, 30 ocak).

TELAYNAK
Haber-bilgi kanalı TRT 2'de Yüzyılın Tanıkları adlı bir belgesel yayıma giriyor; 6 şubat, 20.30'-da. Edebiyat, müzik, tiyatro, sinema, hatta futbol gibi konular ele alınacak. Fotoğraflar, hareketli görüntüler, belgeler... ve konuklar.
İlk programın ("Bir Şenliktir Sinema") konusu, Yirminci Yüzyıl'ın ilk yarısında sinema: Muhsin Ertuğrul, Lütfü Akad, Metin Erksan, Atıf Yılmaz, Osman Seden ve Memduh Ün.
Stüdyo konukları: Giovanni Scognamillo, Hülya Koçyiğit, Yavuz Turgul, Atilla Dorsay, Hulki Saner, Ertem Göreç, Bülent Oran.
Doğrusu, nasıl bir program olacağını merak ediyorum. Benim için başlıca bir merak konusu da Yavuz Turgul dersem yadırgar mısınız? Son zamanlarda -kendisi ortalıkta hiç görünmeden- o kadar çok lafı edildi ki!

Güvenli ve mutlu emeklilik
Yaşı hayli ilerlediği halde hâlâ çalışan birinin girmemesi gereken bir konuya kısaca değineceğim: emeklilik...
Demirel'i gördüm bir resimde dün, Özbek ressam İsfendiyar Haydar'ın sergisinde kendi portresini seyrediyordu. İşsizliğin resmi gibi geldi bana.
Levent'te bir gün, eski Genelkurmay Başkanı emekli Org. Semih Sancar'ı görmüştüm; elinde yarı dolu sebze filesi, dar bir kaldırımda yürümeye çalışıyordu.
Eski Kara Kuvvetleri Komutanı em. Org. Muhittin Fisunoğlu CNN Türk mikrofonuna, Sümerbank Yönetim Kurulu'nda ne aradığını anlatmaya çalışıyordu.
Niyetim birilerini kınamak değil. Bir ara bu meseleye de bir zum yapılsa diye, bir dileğimi söylemek istiyorum.
Emeklilik tesadüflere tabi bir durum halinde bırakılmamalı, bir kurum haline getirilmeye çalışılmalıdır. Hayat hikâyesi anlatırken bazen "çocukluğunu yaşayamadı"diye üzüntümüzü dile getiririz. Hayatlarının son faslında insanların "emekliliklerini yaşayabilmeleri" için gerekli maddî ve manevî tedbirleri almak gerekiyor.
Toplum olarak önemli bir açığımız da budur. Sosyal Güvenlik düzenimizin önemli zaaflarından biridir, deyip geçiştirmeyelim. Bu memlekette malı mülkü, parası pulu olan yaşlıların her zaman mutlu olduğunu söylemek de çok zordur.
Çocuğunu gereği gibi yetiştiremeyen, emeklisine hak ettiği asgarî güven ve huzuru sağlayamayan bir toplumda, bana öyle gelir ki gençler ile orta yaşlıların durumu da parlak değildir.
Parlaktır diyen de yok ya zaten, benimki işgüzarlık.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.