![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Sanat dergisi Dergicilik piyasamızda genel bir gerileme göze çarpıyor. Baskı, fotoğraf, kâğıt gibi konularda dünya ölçüleri çoktan yakalandı, ama iş içeriğe gelince vahim bir tıkızlıkla karşılaşıyoruz. En iddialı olanları bile aynı konuları döndürüp döndürüp yazmanın, çok şey vaat edip az şey vermenin kısırdöngüsünden kurtulamıyorlar. Zaten satışları da iyice düştü.Bu karanlık tablonun içinde sevindirici bir istisna var: Milliyet Sanat dergisi. Milliyet Sanat tam 28 yıldır yayımlanıyor. Türkiye gibi sanat dergilerinin çocuk yaşta ölümü istatistiklerinde dünya rekorları kıran bir ülke için önemli bir süre bu. (Yarım asrı devirmiş olan Varlık'ı da burada övgüyle anmamaız gerekiyor. 20'li yaşlara ulaşan Gösteri'yi de.) Milliyet Sanat aynı zamanda ülkenin en istikrarlı dergilerinden birisi. Yönetiminde söz sahibi olan iki isim ta en baştan beri oradalar: Akal Atilla ve Zeynep Oral. Şimdi, gene yıllardır bu dergiye emek veren Bülent Berkman ağır yükü sırtlanmış durumda. Bu derginin kalbimde özel bir yeri olduğunu itiraf etmeliyim. Ben, iyi bir editörün (Akal Atilla) bir yazarı nasıl kamçılayıp üretken hale getireceğini ondan öğrendim. Akal'ın yüreklendirmeleri ile uzunca bir süre dünyanın öte yanında karlı bir kentten bu dergiye yazılar göndermenin ve en iyi şekilde değerlendirildiğini görmenin kıvancını yaşadım. Milliyet Sanat'a ve öteki sanat dergilerine en fazla ihtiyacımız olan bir dönemden geçtiğimize inanıyorum. Televizyon denen ağır top zaten burçlarda büyük gedikler açmıştı. 1990'lı yıllarda bu topun ticarileşmesi ile oluşan reyting endeksli programcılık ortamı bu gedikleri iyice büyüttü, birçok yerde duvarlar yıkıldı, ayakta kalanların üzerine eğlence imparatorluklarının alacalı bulacalı bayrakları asıldı. Günümüzde şarlatanlık, şamata ve sahtekârlık egemen. Pireyi deve yapma, en çok gürültü çıkarma, hayatın çamurlu su birikintilerini okyanus sanıp oralarda debelenme, ama sanatın baş döndürücü derinliklerini görmezden gelme kültürü egemen. Geçenlerde büyük piyanist Fazıl Say da Milliyet'te çıkan yazısında değiniyordu: Türkiye'de büyük çoğunluk hayatın ve sanatın asıl zevklerinden uzaklaştırılarak kandırılıyor. Konyalı Lokantası'na girip ille de soğanın cücüklüsünü isteyen görmemiş köylülerden farksız durumları. Mönü zengin, kafalar fakir. İşte böyle bir ortamda sanat dergilerinin önemi daha da artıyor. Türkiye'de dergiciliğin gelişememesinin belki de en başta gelen nedeni postayla abonelik sisteminin bir türlü yerleşememiş olması. Bunda posta hizmetlerinin yetersizliğinin, pahalılığının ve posta kutusu sisteminin güvensizliğinin etkileri var. Oysa dünyanın dergi okuyan ülkelerinde dergiler hem de hiç gecikmeden abonelerine posta yoluyla ulaşıyor. Milliyet Sanat şimdi bu noksanlığımızı gidermeye çalışıyor. Dergiye abone olanlara gönderilen 'sanat kart' kitapçılarda, sinemalarda, tiyatrolarda, hatta kafe, restoran ve barlarda önemli oranda indirim sağlıyor. Gerçekten çok avantajlı bir sistem. Kaçırılmaması gereken bir fırsat! Beni derginin reklamını yapmakla suçlayacaklara, İsmet İnönü'den esinlenerek şunu diyorum: Bir ülkede iyi şeylerin reklamını yapanlar, kötü şeylerin reklamını yapanlar kadar cesur değilse o ülke iflah olmaz!
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||