Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
4 Şubat 2001

'Nerelerdeydiniz?'

Dünyada 'Ermeni diasporası'ndan söz edilince, Hindistan'dan Güney Amerika'ya pek çok yerde Ermeni bulunmakla birlikte, yoğunluk ABD'de, orada da Batı'da, özellikle Kaliforniya'da; bir de, Fransa'da. Dolayısıyla, 'soykırım'ı tanıma konusunda en yoğun 'iç' baskıyı bu iki toplum yaşıyor. Ama İtalya ve başka Avrupa ülkeleri de bu dönemde Fransa'ya benzer kararlar alabilirler.
Fransa'daki tuhaf 'yasa' ile birlikte Türkiye de tuhaf tepkiler göstermeye başladı. Bu tepkilere aynı duygusallık dozunda tepkiler gelirse bu işlerden kimin zararlı çıkacağı belli olmaz. Ama birçokları, böyle durumlarda hep olduğu gibi, yangına körükle gidip 'sıkı milliyetçi' olarak prestij kazanmak için her şeyi yapmaya hazır görünüyor.
Bu tepkiler arasından bir tanesi üstüne birkaç şey söylemek istiyorum: bize bunu yapan Fransa'nın kendisinin de Cezayir'de soykırım uyguladığını söylemeye başladık ya, bunun üstüne.
Önce küçük bir parantez: 'Soykırım' uyguladılar, demekten kaçınmakta yarar var. Daha önce de yazdığım gibi, uluslararası hukukta 'soykırım' maddesini şimdi olduğu şekilde her şeyi içine alan bir genellikten çıkarmak ve ince ince tanımlamak gerekiyor. Ben Ermeni kıyımını bir 'soykırım' gibi görmüyorum; ama bunu savunacaksam, gelişigüzel 'Sen de soykırım yaptın' diye bağırmaktan vazgeçmeliyim. Fransa'nın Cezayir'de uygulamaları rezaletti, evet, ama teknik anlamda 'genosid' miydi? Bence, hayır.
Bu işin daha teknik denebilecek yanı da, beni bu tavırda daha çok tedirgin eden öge, etik bir şey. Şu anda Fransa'ya karşı söylenmiş, benim bildiğim resmi bir söz yok, ama ortalığı kaplayan birçok beyanat arasında şöyle bir serzeniş hep kulağa çalınıyor; tam bu kelimelerle olmasa da şu duygu sık sık dile getiriliyor: "Biz sizin Cezayir'de yaptığınız zulmü yüzünüze çarptık mı?"
Bu serzenişin tınısı hiç etik değil. Yani ben suçlu olduğunu bildiğim biriyle, muhtemelen bir ortak çıkar için, birlikte yola çıkacağım. Ama o adamın işlediğini bildiğim suç hakkında ağzımı açmayacağım. Derken işin bir aşamasında o adam bana hoşuma gitmeyen bir şey yapacak. Ben de o zaman galeyana gelip bildiğim eski hikâyeleri sayıp dökeceğim, 'Sen zaten şöyle şöyle bir adamsın,' diyeceğim.
Biri gelip bana, 'Madem bunları biliyordun, niye onunla dostluk ediyordun?' derse, verecek bir cevabım var mı?
Üstelik Türkiye, Fransa'nın Cezayir'de yaptıklarını kınama fırsatı çıktığında, tam da bu mezalimin yürürlükte olduğu yıllarda, Cezayir'den değil, Fransa'dan yana tavır almıştır. Bir zamanlar siyasi ağırlığı olan üçüncü dünya içinde saygın bir ülke olarak tanınmamasına yol açan belli başlı olaylardan biridir, BM'deki bu tavır. Daha Bandung'daki ilk toplantıya katılış biçiminden başlayan bir 'Batı kuyrukçuluğu' hep vardı aslında, ama Cezayir'i 'satmamız' o sürecin dönüm noktalarından biridir.
O zaman bunları eleştiren soldu;
bunları eleştirdiğimiz gibi, Fanon'un 'tedavi edici şiddet' teorisinden ulusal kurtuluş savaşında lumpen-proletaryanın oynayacağı bir rol olup olamayacağına dair birçok şeyi tartışmıştık. Onun için ben kendi hesabıma ne Fransa, ne de 'beyaz adamın yükü'nü taşıyan öbür 'faziletli' devletler hakkında 'söylenememiş sözler yükü' taşımıyorum. Ama o yükün birilerine pek ağır geldiği, şimdiki boşalma şiddetinden anlaşılıyor. Neyse, bu da iyi, boşalmak sağlıklı bir şeydir.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.