![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Tomris Hanım ve İslam Bey yigiter12@yahoo.comHer geçen gün biraz daha 'dörtteker bağımlısı' olan İstanbul'da, keyifli ve pratik bir ulaşım çözümü olmanın yanında, kadim bir dosttur Üsküdar-Beşiktaş motorları... Benim de sıkça kullandığım bu kestirme deniz yolunu daha çok üniversiteliler tercih eder. Fıstıkağacı'ndaki bekar evlerinde bir demlik dolusu çay eşliğinde sabahlamış, kolunun altında T cetveli, yüzünde iki günlük sakalıyla bezgin delikanlılar ve bakışlarına geleceğin kaygı bulutları sinmiş genç kızlar, bu hattın müdavimleridir. Kırk yıl düşünsem, sesiyle çocukluğumda derin izler bırakmış bir kadına, beş dakikalık Üsküdar-Beşiktaş yolculuğunda tesadüf edeceğim gelmezdi aklıma... Ama orada, üç sıra önümde oturuyordu işte... 60'lı yıllarda beni bambaşka alemlere götüren 'arkası yarın'ların o unutulmaz sesi Tomris Oğuzalp... Türkçede pek çok sözcüğün telâffuzunu, vurgusunu Tomris Hanım'dan öğrendim dersem, abartmış sayılmam. Tam 'Gidip yanına otursam, halini hatırını sorsam nasıl olur acaba?' diye düşünürken, meşin ceketli bir genç benden atik davrandı. İlişti Tomris Hanım'ın yanına ve sohbete başladı. Yaşına başına bakılırsa, 'radyo günleri'ne yetişmiş olması mümkün değil. Demek ki, tiyatro sahnesinden tanıyor Oğuzalp'i... Konuştuklarını duyamıyordum ama delikanlı, güleryüzlü tavrıyla Tomris Hanım'ı keyiflendirdiğine göre, tiyatrodan bahsediyor olmalıydılar. Genç, cebinden küçük bir kağıt parçası çıkardı ve imza istedi. Yılların tiyatrocusunun yüzüne o an nasıl bir ışık yayıldığını anlatamam. Sonra aynı ölçülü tavrıyla teşekkür edip gitti delikanlı, motor Beşiktaş'a yanaştı, Tomris Hanım buğulu gözleri ve mütebessim dudaklarıyla ağır ağır yerinden kalktı. O minicik yolculukta, ömrüne ömür katıldığını söylemeye bilmem gerek var mı? H H H Tomris Oğuzalp'ın tebessümü, beni çocukluk ve ilk gençlik yıllarıma damga vurmuş bir başka isme götürdü. Köşebaşındaki bayiden aldığım gazeteyi büyük bir açlıkla hemen oracıkta kaldırımın üzerine açar, dosdoğru spor sayfasına dalardım. Evde beni bekleyen azar bile engel olamazdı, İslam Çupi imzalı yazıyı baştan sona okumama... 'Güzel Türkçemiz'in bize okulda öğretilenlerden ibaret olmadığını, yaratıcılığa açılan kapılarda dilin nasıl bir maymuncuk olabileceğini o satırlarda keşfettim. Yıllar sonra spor gazeteciliğinin basamaklarını tırmanmaya başladığımda birkaç kez elini sıkma ve ayaküstü konuşma şansı buldum sevgili İslam Ağabey'le. Ama onun dillere destan sofralarında hiç bulunamadım, ne yazık... Düşünüyorum da, kişisel tarihimizin sayfalarında çok anlamlı satırbaşlarına denk gelen bazı insanları gündelik hayatın yüksek ve hoyrat temposunda ne derin ilgisizliklere mahkum ediyoruz... Hangimiz gidip, İslam Ağabey'in o benzersiz yazıları bakla tanesi büyüklüğünde harflerle yazan ellerini sıktık? Eski satırlarını ve eski İstanbul'u ona hatırlatan bir şakayla söze girip, güneşli bir öğle yemeğinde iştahını açacak bir şeyler söyledik mi hiç ustamıza? Tomris Hanım'dan imza isteyen genç gibi, ömrüne ömür kattık mı? Günlerdir 'Hey Gidi İstanbul' kitabının sayfalarında geziniyorum İslam Ağabey... Şu yaşlı, yorgun ve kahpe kentin parke taşlı yıllarında yitip gitmiş güzellikleri ne de güzel anlatmışsın... Kitapta bir cümleye takıldım: "Bab-ı Ali, çay ve simitle yaşadı, parasız yaşadı ama şakasız yaşamadı hiç" diyorsun. Doğru. Ama sen de şu şakayı daha fazla uzatma İslam Ağabey, dön artık...
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||