Savaş Türkiye için felaket olurOrtadoğu'daki savaşa girmese dahi, İsrail'le kurduğu askeri ilişkiler, Türkiye'yi diplomatik ve lojistik olarak İsrail tarafında gösterir
Türkiye AB ile gerilimli olduğunda Ortadoğu politikasını ABD'ye göre ayarladı. Oysa bölgede Amerika kimlerle kötüyse, Avrupa onlarla iyi
Türkiye'de Irak ve Suriye'deki gibi 'kalıcı totaliter yapı' oluşmamışsa, bunda NATO üyesi olmanın önemli bir payı var NEŞE DÜZEL
Lübnan kasabı denilen ve sertlik politikalarıyla ünlü Ariel Şaron İsrail başbakanı oldu. Son yıllardaki Türkiye-İsrail yakınlaşması açısından baktığımızda bu iktidar değişimi aramızdaki ilişkiyi nasıl etkiler?
Olumsuz etki yapar. Gerçi Ermeni lobisi karşısında Yahudi lobisinin desteğine ihtiyacı sürdüğü müddetçe Türkiye-İsrail ilişkileri bir anda soğumaz ama, Şaron'un gelişiyle Türkiye, barış sürecindeki kadar rahat bir ilişki de kuramayacak İsrail ile.
İsrailliler neden Şaron'u seçti?
Şaron tesadüfi bir gelişme değil. Şaron'un, Müslümanların Mekke ve Medine'den sonra üçüncü önemli merkezi olan Mescid-i Aksa'ya bir perşembe günü bin kişilik polis gücüyle bir işgal kuvveti gibi girmesi, İsrail'in sonuçlarını hesap ettiği bir girişimdi. Birinci sonucu, İsrail içinde Ehud Barak'ı zor durumda bırakmak ve Şaron'un önünü açmaktı. Nitekim oldu. İkincisi İsrail, Ortadoğu barış sürecini durdurmak istiyordu. Çünkü süreç devam etseydi 'Kudüs'ün statüsü' konuşulacaktı. Böylece Şaron'un iktidara gelmesiyle, İsrail barış sürecinde kazandıklarının tümünü muhafaza ederek, yeni bir şey vermeden bu süreci durdurmuş oldu. İsrail'in güvenliğinin barıştan daha önemli olduğunu vurgulayan Şaron, şimdi 'Barış sürecini uzun döneme yayalım' diyor.
Ne demek istiyor?
Uzun döneme yaymak, fiili statükoyu muhafaza etmek demektir. İsrail fiili statükoyu uzatarak, Kudüs'teki egemenliğini pekiştiriyor. Mesela Kudüs on sene önce konuşulsaydı, Kudüs'ün etrafındaki Yahudi yerleşim bölgeleri olmayacağı ve bu yerleşimler Filistin bölgelerini birbirinden ayırmayacağı için, Doğu Kudüs'ün Arap, Müslüman kimliği daha berrak olacaktı ve daha entegre bir Filistin yaratılabilecekti.
Şaron'un gelişi Türkiye-İsrail ilişkilerini olumsuz etkiler dediniz. Niye olumsuz etkiler?
Kudüs'ün statüsünün konuşulması bir Arap-İsrail meselesi değildir. Dini sembolleri açısından Kudüs iki buçuk milyarlık Hıristiyanlığı, bir buçuk milyarlık İslamı ve Yahudiliği ilgilendiren evrensel bir meseledir. Eğer Şaron Kudüs'le ilgili bir oldubitti yaratmaya yönelirse, Türkiye, İsrail ile yakın ilişkilerini yürütemez.
Peki Türkiye, böylesine katı bir yönetime sahip İsrail'le yakınlığını sürdürürse sonuçları ne olur?
Türkiye'nin Avrupa Birliği ile de yaşadığı 'dış politikada yalnızlaşma süreci' hızlanır. Bakın geçen yüzyılda üç büyük savaş yaşandı. Birinci, İkinci Dünya Savaşları ve Soğuk Savaş. Birinci Dünya Savaşı'nda biz yanlış yerde durduk ve imparatorluk bitti. İkinci Dünya Savaşı'nda o korkuyla bir yerde durmamaya çalıştık, çok bir şey kaybetmedik, çok bir şey de kazanmadık. Soğuk Savaş'ta ise galiplerin safındaydık, doğru yerdeydik. Müttefiki olduğumuz NATO, bir başka grup olan Varşova Paktı'nı yendi. Sonuçta NATO grubundaki bütün ülkeler bir şey kazandı. Hatta karşı grubun mağlupları da bir şeyler kazandılar. Polonya, Macaristan, Çekoslovakya şimdi NATO'ya üyelik sürecindeler, AB'ye giriyorlar, refahları yükseliyor. Uluslararası ilişkilerdeki ağırlıkları artıyor.
Türkiye Soğuk Savaş'ta kazanan tarafta olmasına rağmen kaybeden bir ülke mi oldu?
On senelik Soğuk Savaş sonrası performansa baktığımızda maalesef öyle. Gerçi Soğuk Savaş'ı bitiren anlaşma daha yapılmadı. Bir ateşkes var şu anda. Soğuk Savaş'ın kazanan ve kaybeden taraflarının nihai statüleri belirgin değil daha. Onun için de bütün bunalımlar donduruluyor. Bosna, Kosova, Kuzey Irak , Dağlık Karabağ, Filistin bunalımları hep donduruluyor. Yeni dünya düzeni henüz kurulmadı. Ama Türkiye, Soğuk Savaş döneminde çok ciddi bir bedel ödeyen bir ülke olarak bu geçiş döneminde gene de sürekli mevzi kaybediyor.
Hangi mevzileri kaybetti?
Mesela Ortadoğu. Eğer Türkiye AB ile ilişkilerini sürdürecekse, Ortadoğu politikasını, Avrupa'nın yakın olduğu Arap ülkeleriyle ilişkilerini gözden geçirmek zorunda kalacak. Türkiye AB ile gerilimli olduğunda, Ortadoğu politikasını hep Amerika'ya, dolayısıyla İsrail'e yakın ayarladı. Oysa Ortadoğu'da Amerika'nın arası kimlerle kötüyse, Avrupa'nın onlarla ilişkileri iyi. Amerika, Suriye, Irak ve İran'la kötü, Avrupa iyi. Öyle ki, Almanya-İran ilişkileri daha gelişecek. Fransa İran'da büyük yatırımlar yapıyor. Irak'ta her iki ülkenin yatırımları var. Suriye, Fransa'nın neredeyse güdümünde.
Türkiye'nin şu sıra Irak'la yakınlaşmasının nedeni bu mu?
Evet. Helsinki'den sonra Türkiye Ortadoğu'da yalnızlaştığını hissetti. Ve, buralara yakınlaştı, Irak konusunda Fransa ve Almanya ile paslaştı. Şimdi Şaron gibi kötü bir imaja çok yakın durması, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde sıkıntı doğurur, İslam dünyasındaki imajı daha da zedelenir.
İsrail'le ilişkilerimizi belli bir mesafeye çekersek bunun sonuçları ne olur peki?
Türkiye, 80'lerin başında olduğu gibi İsrail ile ilişkilerini, Amerika ve Yahudi lobisi faktörünü tümüyle göz ardı edecek bir düzeyin altına indirmez.
O noktaya ancak fiili bir savaş olursa, ya da Kudüs'le ilgili Müslümanları rencide eden bir durum yaşanırsa gider.
İsrail'in, Türkiye'yi dünya sahnesinde yalnızlaştırıp, kendine muhtaç edecek bir politika izlediğine dair söylentiler var. Sizce bu söylentilerin aslı var mı?
Bu biraz abartılı ama Türkiye-İsrail ilişkilerinin kontrolsüz seyretmesi, Türkiye'nin Avrupa, Ortadoğu ve İslam dünyasında yalnızlaşması sonucunu doğurdu. İsrail'in politikası, Arapları çevreleyen 'dış hilal' denilen 'Türkiye, İran, Etiyopya' gibi Arap olmayan ülkelerle ilişkileri yoğunlaştırmaya yöneliktir yıllardır. İran faktörünün devrimle birlikte ortadan kalkmasından sonra Türkiye'nin İsrail açısından önemi olağanüstü düzeye çıktı.
Şaron'un başbakanlığı Ortadoğu'da dengeleri nasıl etkileyecek?
İsrail barış sürecini tamamen keserse, ılımlı Arap ülkelerinin İsrail ile ilişki kurma meşruiyetleri ortadan kalkar. Bütün diplomatik ve ticari ilişkiler dondurulur. Türkiye, Endonezya gibi Arap olmayan ülkeler de ilişkilerini azaltırlar. Çünkü Arap dünyasında Körfez Savaşı'ndan sonraki en ciddi 'kitlesel hissiyat birikimi' Şaron'un Mescidi Aksa'ya girmesinden sonra yaşanan son İntifada olaylarında görüldü. Üstelik şu anda Arap ülkelerinin tümünde bir 'iç meşruiyet' bunalımı var. Arap milliyetçiliği ve Arap sosyalizmi bunalımda. Bir sertlik politikası halinde İsrail'e karşı sessiz kalınması, Arap ülkelerinin içini sarsar, bu ülkelerde kitlesel hareketler artar.
Arap dünyasındaki liderlerin çoğu 60'lı, 70'li yılların liderleri olarak tabii ömürlerinin sonuna geldiler. Onlardan sonra kim gelecek, Arap rejimleri ne olacak sorusu var şimdi.
Bu soruların cevabı ne peki?
Mesela Suriye'de, Irak'ta totaliter bir sosyalist milliyetçilik etrafında bir meşruiyet oluşmuştu. Ama bugün Baas ideolojisinin sosyalist ayağı çöktü. Milliyetçilik ayağı da İsrail karşısındaki gerilemeyle çökerse, rejimle kitle arasında meşruiyet bağları kopar ve bir müddet sonra birçok Arap ülkesinde rejim değişiklikleri olur. Bundan da öte bir 'kaos' durumu doğar. Arap ülkeleri bu çalkantıyı kaldıramazlar. Bu yüzden Filistin gibi sembolik alanlarda halkı tatmin edecek mesajlar vermek zorundalar. Şaron'un saldırgan politikası karşısında sessiz kalamazlar.
Ortadoğu'da savaş çıkabilir mi?
Kapsamlı bir savaş riski Şaron öncesine göre arttı ama savaş hâlâ çok büyük bir olasılık değil. Uluslararası ve bölgesel dengeler kapsamlı bir savaşın maliyetini kaldıracak durumda değil. Arap ülkeleri de savaş yapacak güçte değil. İsrail ise dünyada tekrar yalnızlaşacağından bir savaşı göze alamaz. Batı Şeria, Suriye, Lübnan sınırındaki kritik bölgede yerel, nokta savaşlar olabilir. Kapsamlı bir savaş ise şu ana kadar İsrail ile geliştirdiği ilişkiler dolayısıyla Türkiye için bir felaket olur. Böyle bir savaşta Türkiye taraf olmaya zorlanabilir ki, bu, Türkiye'yi bölgeden iyice koparır. Savaşa girmese dahi, İsrail'le askeri ilişkiler, Türkiye'yi diplomatik ve lojistik olarak İsrail tarafında gösterir.
Ortadoğu'da barış sürecinin kesilmesi bölgeyi ve Türkiye'yi nasıl etkileyecek peki?
Türkiye, Ortadoğu barış sürecini iyi değerlendiremedi. İsrail ile ilişkilerini geliştirdi ama Ortadoğu'nun hiçbir zemininde yer almadı Ortadoğu ekonomi zirvesi yapılıyor, Türkiye orada temel aktör değil. Barış zirvesi düzenleniyor, Türkiye gözlemci olarak bile çok aktif değil. Çünkü Türkiye bir taraf nezdinde inandırıcılığını kaybetti. Artık Türkiye aktif bir Ortadoğu politikası geliştirmek zorunda. Ama bizim diplomaside 'Ortadoğu girilmemesi gereken bir bataklıktır' psikolojisi var. Ama Türkiye güney sınırlarına bir duvar öremez ki. Ortadoğu'da olan herşeye ilgi göstermek zorunda.
Sizce Bush'un seçilmesinden sonra Amerika'nın tutumu ne olacak Ortadoğu barışı konusunda?
Bir başkanın seçim öncesi pozisyonuyla, başkan olduktan sonrasındaki pozisyonu arasında farklılaşmalar doğar Amerika'da. Üstelik Amerika şu anda Huntington'ın tezinin açtığı yaraları kapatmaya çalışıyor. Huntington 'Batı ve Diğerleri' diyerek sömürgeciliği çağrıştıran, özelikle de Çin, Hint ve İslam dünyasında anti-Amerikan bir duyarlılık doğurdu. Eğer yeni dünya düzeni kurulacaksa, Amerika dünyayı tek süper güç olarak yönetecekse, dünyadaki önemli Batı dışı merkezleri kültür olarak göz önünde bulundurmak zorunda. Clinton son yılını bütün kültürleri kuşatmaya dönük ziyaretlere ayırdı. Hindistan'a, Çin'e gitti. Türkiye'ye geldi. Ayrıca Amerika'nın kendisi gittikçe daha fazla çokkültürlü oluyor. Artık bütün şehirlerinde büyük bir İslam kültür merkezi ve bir sürü mescit ve budist mabet var. Özellikle batı yakasında daha çok Çinli, doğu yakasında Asya ve Ortadoğu kökenliler var. Amerika bu unsurları bir arada tutabilmek için onların önem verdiği referanslara karşı hassas davranıyor. Kudüs gibi mesela. Bu da Ortadoğu'yu Amerika açısından önemli kılıyor. Çünkü Ortadoğu bütün bu medeniyetlerin kesiştiği yerdeki problemi oluşturuyor.
İsrailliler ve Filistinliler yıllardır birbirini öldürüyor. Barışın ne olduğunu bile unutmuş gözüküyorlar. Niye Ortadoğu'da barış her zaman savaştan daha zor?
İngiliz sömürgeciliğinin bıraktığı bir parçalanmışlık var bölgede. Bu yüzden de Ortadoğu'da genel bir barış sadece Filistin'le olmaz. Öyle ki, Ortadoğu'da barışın sağlanmasının önünde üç ciddi engel var. Bir jeopolitik parçalanma. Ortadoğu'daki sınırlar öylesine yapay ki, jeopolitik olarak birbiriyle ilişkili bölgeler bir zaman sonra parçalanmış. Mesela Türkiye-Irak, Türkiye-Suriye sınırı. Tabii olarak tarihte böyle bir sınır yok. İkincisi jeoekonomik parçalanma. Bölgedeki kaynak bir ülkede çıkıyor, ama başka bir ülke o kaynağı kullanıyor. Ve, o kaynakla ilgili çatışma doğuyor. Türkiye'nin Suriye ile yaşadığı su problemi, Batı Şeria'daki su kaynaklarının yüzde 80'ini İsrail'in kullanması gibi. Bir de jeokültürel parçalanma var. Kendisini aynı kültürel aidiyet içinde gördüğü halde parçalanmış topluluklar var. Lübnan'da, Filistin'de bu yaşanıyor. 'Propaganda' filminde olduğu gibi bir sınır geçiyor ve insanların bütün kültürel imajları değişiyor. Ortadoğu'da kalıcı bir barış için jeopolitik, jeokültürel, jeoekonomik parçalanmalardan doğan gerilimleri gidermek lazım.
Bu sınırların yeniden çizilmesi anlamına gelmez mi?
Ortadoğu'da sınırlar çok kötü çizildi. Ama herkes de biliyor ki bu kötü
örülmüş duvardan bir taş çekerseniz duvar çöker. Onun için sınırlarla kimse kolay kolay oynayamaz Ortadoğu'da. Ama ekonomik işbirliği gibi bir atmosfer ortaya çıkarırsanız bu gerilimi büyük ölçüde aşarsınız.
Bush iktidarında, Amerika-İsrail-Türkiye üçgenindeki ilişkiler nasıl gelişecek?
Eğer Türkiye ile AB ilişkileri iyi seyrederse, Türkiye'nin Amerika ve İsrail ekseni dışında da politikalar geliştirmesi zorunlu olacak. Bu durumda Türkiye, Arap ülkeleriyle dengeli ilişkilere girer ve o üçgenden yavaş yavaş uzaklaşır. Tabii bu Amerika ile AB ilişkilerinin nasıl seyredeceğine de bağlı. Bush yönetimi Avrupa ordusunun oluşturulmasına Clinton kadar anlayışlı davranmayacak. Bunu Avrupa'nın bir meydan okuması olarak görecek. Zaten füze savunma sistemi de Avrupa ordusu hamlesine karşı bir atılım.
Amerika ve İsrail Türkiye'de demokrasi mi ister yoksa onların her dediğini yapacak otoriter bir yönetim mi?
Türkiye'de otoriter bir rejim Amerika'yı rahatsız eder. Çünkü NATO'nun dayandığı temel değer demokrasidir. Amerika bu durumda hangi değeri savunuyorsunuz sorusuyla karşılaşır.
Türkiye NATO'nun içindeyken üç darbe görmedi mi?
Doğru ama eğer Türkiye NATO içinde olmasaydı bu darbeler çok daha kalıcı olacaktı. Bazen bu darbeleri Batı da desteklemiş olabilir ama bir Talat Aydemir'in başaramaması da NATO faktörüyle izah edilebilir. Türkiye'de Irak ve Suriye'deki gibi kalıcı totaliter yapı oluşmamışsa, bunda NATO üyesi olmanın önemli payı var. Hem zaten bugün Türkiye öyle bir coğrafyada ki, uluslararası mal, ticaret, geçiş yollarının üzerinde. Burada otoriter bir rejim 'kapalı bir rejim' demektir. Kapalı bir rejim de ekonominin serbest hareket edemediği, şeffaflaşamadığı bir rejimdir. Bu da uluslararası ekonominin akışını imkânsızlaştırır. İşte bu yüzden Türkiye'de otoriter bir rejim istenmez. Ahmet Davutoğlu NEDEN? İsrail'de sertlik yanlısı bir politikacının iktidara gelmesi, bütün dünyanın bir türlü barışa kavuşamayan Ortadoğu ile ilgili endişelerini artırdı. Gerek İsraillilerin gerekse Filistinlilerin savaşa barıştan daha alışkın bir profil çizmeleri, her zaman güçlerini muhafaza eden 'şahin kadroları' bünyelerinde barındırmaları, bu bölgede barışın gerçekleşmesini epeyce zorlaştırıyor. Ortadoğu'da gerginliğin artması ise kaçınılmaz olarak Türkiye'yi de etkiliyor. Son yıllarda İsrail ile ilişkilerini yakınlaştıran Türkiye'nin, Ortadoğu'daki ciddi bir gerginlik halinde tavrının ne olacağını, dünyanın bir savaş halinde Türkiye'ye nasıl bakacağını Ahmet Davutoğlu ile konuştuk. Beykent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı ve Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Ahmet Davutoğlu Ortadoğu ve Balkanlar üzerine bölgesel analizler yapan bir bilim adamı. Davutoğlu'nun İngilizce yayımlanmış iki kitabı var. Yakında da 'Stratejik Derinlik' adlı üçüncü kitabı çıkacak.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.
|