![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Birazcık düşünelim Türkiye Kupası'yla özlediğimiz sevgili sporumuza bir ölçüde kavuştuk. Fenerbahçe-Galatasaray yarı final maçı özlemlerimizi giderdi. Asıl Birinci Lig; onun başlamasını iple çekiyorduk. 24 Aralık'tan beri bekliyorduk: Maçlar, sözümona 26 Ocak'ta başlayacaktı, başlamadı. Gazeteler, televizyonlar gecikme nedenini işlediler, gelişmeleri anlattılar, görüşlere yer verdiler. Spor saatleri bu haberlerle doldu; tartışıldı, konuşuldu. Onca tartışma arasında küçük, fakat önemli bazı durumlar hep gözden kaçtı.Olay naklen yayın ihalesini daha önce alan kuruluşların sorumluluklarını yerine getirmemesi üzerine, anlaşmanın iptaliyle başladı. Yeni ihale değişik nedenlerle gecikince ligin ikinci yarısı da ertelendi. Tartışmalar, toplantılar, demeçler, yanıtlamalar ve bu sırada hep futbolu ve değerli futbol izleyicisini düşündüklerini söylemeler sürdü gitti. Sorun tam çözüme bağlandı derken, evvelki hafta RTÜK mahkemeye başvurdu. Oysa asıl sorun kesinlikle futbol değildi. Futbolumuzun sorunları, gelişme için gerekenler, yeni görüşler, futbol izleyicilerinin Fair Play'e yönlenmesi vb. gibi spora ilişkin önemli konular da değildi. Asıl sorun paraydı; kulüplerin TV gelirleri, ayrı deyişle, futbol satışından paylarına düşendi. Futbol Federasyonu Başkan Vekili Ata Aksu'nun basına yansıyan şu sözlerine bakalım: "Muhtemelen 3.5 sezonluk bir satış düşünülmektedir. Elimizde çeşitli satış metodları bulunmaktadır." Gaziantepspor Başkanı Celal Doğan ise, futbolu, futbolcuyu, izleyiciyi ve sporu nasıl gördüklerini şu sözlerle anlatıyordu. "TRT'nin maçları yayınlamasını kesinlikle doğru bulmuyorum. Futbolun gıdası seyircidir. Açık kanaldan yayın, seyirci sayısını düşürür." Aynı kişi, bir başka açıklamasında şöyle söylüyordu: "Maçlar TRT gibi açık bir kanaldan yayınlanırsa, malın değeri düşer. Sonra gelecek yıl müşteri de bulamayız." Cüneyt Koryürek "Spor Denince" adlı yazısında, Ege Bölgesi Sanayi Odası'nın 2. ligde oynayan takımlarının 1. Lig'e çıkması için çaba harcayacağını çünkü, iki İzmir takımının Ligde oynaması durumunda, diğer takımların 32 kez İzmir'e gelecekleri ve bunun da ekonomik getirisinin önemli olduğunu yazıyordu. Sanayi Odası için önemli olan spor yapan İzmir ve İzmirli değil, futbolun ekonomik getirisiydi. Dikkat buyurunuz, bu sözler, bu gelişmeler haldeki sebze-meyve için değil, spor için, futbolsever için söylenmektedir. Spora mal gözüyle bakan bir anlayıştan sporcuya, izleyiciye ve daha önemlisi spor olayının kendisine saygı beklenebilir mi? Bu insanlar spor yapan bir Türkiye'nin yaratılmasına katkıda bulunabilirler mi? Soruna biraz da bu açıdan bakalım ve biraz düşünelim: Asıl ihtiyacımız spora mı, yoksa sporun mal durumuna sokulmasına mı?
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||