Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
12 Şubat 2001

Olumluları kullanmak

Geçen hafta İngiltere'de yapılan geleneksel Wilton Park konferansında Türkiye'nin AB adaylığı, Kıbrıs ve Yunanistan'la sorunları ele alındı. Neredeyse Türkler kadar Yunanlı ve Rum katılımcı vardı. İngilizler, toplantının kritik aşamalarında, sorunların çözümü için görüşlerini açıkladılar. İngiliz konuşmacıların, Türkiye'nin sorunlarına ilişkin bilgilerinin derinliği; çözüm önerilerini geliştirme ve sunmaktaki diplomatik ustalıkları ve üslup incelikleri etkileyiciydi. Bu boyutları aslında küçük ülkenin nasıl olup da dünya hâkimiyeti kurduğu, konuşmacılarının kalitesinden açıkça anlaşılıyordu.
Türkiye'de karamsar bir ruh halinin varlığı biliniyor. Dış dünyadan gelen sinyaller aşırı tepki ve hassasiyetle karşılanıyor. Doğrusu, bu sinyallerin olumlu oldukları da söylenemez. Ermeni soykırımı karar ve yasaları, Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği'nden dışlanmamız AB üyeliğimize dini ve kültürel itirazlar, KOB'daki bazı kıstasların içerde çıkardığı sıkıntılar, Kıbrıs'ta "Ya istediğimiz gibi çözersiniz ya da bölünmüş adanın güneyini üye yaparız" dayatmaları; uygulanan son derece zor bir ekonomik istikrar programının yarattığı büyük güçlüklerle ve siyasi iktidarın giderek zayıflaması ve belirsizliklerin yayılmasıyla birleşiyor, karamsarlığımız artıyor.
İngilizler bu olumsuzlukları görüyorlar. Bunların bir kısmının AB'den kaynaklandığının da farkındalar. Haklı olarak, AB'nin tekil bir yapı olmadığını; AB'de Türkiye'yi gerçekten istemeyen çeşitli gruplar bulunduğunu; Türkiye'nin bunların tutum ve söylemlerine karşı aşırı tepki içine girip enerjisini harcamaması gerektiğini söylüyorlar. Bunun yerine Helsinki zirvesiyle bize sağlanan somut fırsatı değerlendirmeye teksif olmamızı tavsiye ediyorlar. Olumluları kullanmaktan murat bu.
Bu akılcı söylem aynı zamanda gerçekçi mi?
Böyle bir yaklaşım için, canımızı sıkan, bizi infiale ve tepkiye sevkeden, ama gerçek hayata etkisi fazla olmayan Türkiye aleyhine söylemlerden, ruhsal bakımdan da etkilenmeyecek bir yol bulmak lazım. Bunu söylemek kolay da, yapmak zor. Basın, AB'de Türkiye aleyhine söylenenleri nakletmemezlik edemez. Çok sayıda köşe yazarının küçük bir bölümü cevap yetiştirmeye kalksa, kamuoyu gündemi kaçınılmaz biçimde bu konulara kayar.
Belki diğer üye ülkeler hakkında da adaylıkları sırasında benzer eleştiriler, yermeler ve kınamalar yapıldığını; bunun oyunun kuralı olduğunu kendimize sık sık hatırlatıp, aldırmamaya çalışabiliriz. Ama bizim için söylenenlerin, diğer hiçbir ülke için söylenmediğini kendimizden saklayamayız.
Belki de, dışardan gelen olumsuz sinyallere tepki göstermeye devam etmek; ama bu arada üyelik hazırlıklarını sanki hiçbir olumsuzluk yokmuş gibi sürdürmek daha doğru ve kolay bir yol. Kaldı ki dış kaynaklı eleştirilerin önemli bir bölümü, üyelik için çözmemiz istenen Kıbrıs ve Ege sorunlarıyla Kopenhag kıstaslarına uyum için uygulamamız gereken reformları etkilemeyi amaçlıyor. Bunlara karşı tepkilerimizi akıllı biçimde göstermek, nelerin mümkün olduğunu, nelerin neden mümkün olmadığını muhataplarımıza anlatmamızı sağlayabilir.
Türkiye'yi önyargılarıyla yerenler bir yana, eleştirerek AB üyeliğine hazırlayanların bile bizim tepkilerimizden rahatsız oldukları görülüyor. Bunu gereksiz bir direnç olarak görüyor gibiler. Özellikle Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri, komünizmin yıkılmasından sonra, AB üyeliği için Batı'nın istediği reformları o kadar kolay biçimde uyguladılar ki, Batılılar her türlü itirazı, tepkiyi, hatta bazen de görüş farkını ukalalık olarak görmeye başladılar.
Türkiye diğer Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri gibi, yarım yüzyıl Sovyet hâkimiyetinde kalmadı. Demokratikleşmeye ve pazar ekonomisine yeni geçmiyor. Cumhuriyet kurulurken bile bizim kurumlarımız, komünizminden çıkan ülkelerinkinden daha yerleşikti. Bu nedenle gelişmemiz tarihi süreçler halinde oluyor. Bunun sakıncası, sorunların da süreçleşmiş olması.
Bizde değişim daha yavaş, ama daha sağlıklı olmak zorunda.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.