Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
19 Şubat 2001

Sinemamızın 'mahcup maço'su

Her zaman seçici davranmasa bile, tahtını iyi senaryolarla korumaya çalışan Kadir İnanır, kariyeri boyunca Nazi üniformasından kraliçe kostümüne kadar 'kılıktan kılığa' girdi
Haber ResmiTUNCA ARSLAN
İSTANBUL - Bir zamanların magazin gazetelerinin düzenlediği yarışmalar, ciddi bir oyunculuk eğitiminin ve ekolün olmadığı Yeşilçam'a 'artist kazandıran' önemli mecraların başında geliyordu. 1949 Fatsa doğumlu Kadir İnanır da bu yoldan geçti. Ses dergisinin yarışmasında finalist oldu, Saklambaç'ın fotoroman yarışmasında birinci seçildi ve hemen ardından bir soygun şebekesinin maceralarını anlatan, Yücel Uçanoğlu imzalı 'Yedi Adım Sonra'yla 1968'de ilk sinema filminde rol aldı.
Bir süre küçük rollerle ('Çılgınlar Cehennemi', 'Fato-Ya İstiklal Ya Ölüm', 'Yaralı Kalp') yetindi İnanır. İkinci çevrimini Muzaffer Aslan'ın yönettiği, 8. Antalya Film Şenliği'nde birincilik kazanan 'Ankara Ekspresi' (1970), onun da önünü
iyice açtı. Başrollerini Ediz Hun ve Filiz Akın'ın paylaştığı filmde, işkenceci Alman subayı Maksimilyen'i canlandırıyordu genç oyuncu. Alman casusu olan ablası Hilda, yakışıklı Türk subay Seyfi'ye âşık oluyor, durumdan kuşkulanan kötü kardeş de ablasına işkence yapıyor, güzel kadını acımasızca kırbaçlıyordu.
Sinemamız bir 'jön' kazanmak üzereydi. Bıyıksız haliyle belli oranda 'Avrupailik' de barındıran, sertlik kadar duygusallığa da müsait yüz hatlarıyla, esmerliğiyle, 'düz'lüğü ve fakülte eğitiminden gelen 'düzgün'lüğüyle süper yıldızlığa bile terfi edebilecek bir 'jön' adayıydı Kadir İnanır. Oldu da... Fikret Uçak'ın 1971'de çektiği, Tuna boylarında
Atilla'nın hazinesini arayan cengâverlerin maceralarını anlatan 'Azrail'in Beş Atlısı'nda ilk başrolünü üstlendi, kimseyi utandırmadı ve günümüze kadar 'kılıktan kılığa' girerek ama yüz ifadesini hemen hiç değiştirmeyerek (ya da değiştiremeyerek!) sinemamızdaki yerini korudu. Filmografisindeki 150'ye yakın filme (diyelim ki Banu Alkan'lı 'Aşkların En Güzeli'ne) bakıldığında her zaman seçmeci davrandığını söylemek zor. Yine de 'tahtını', iyi senaryolarla, iyi yönetmenlerle korumaya gayret ettiği söylenebilir. 'Selvi Boylum Al Yazmalım', 'Bir Yudum Sevgi' gibi çok başarılı Atıf Yılmaz filmlerinden 'Köprü', 'Tomruk', 'Deprem', 'Katırcılar', 'Yılanların Öcü', 'Sen Türkülerini Söyle' gibi Şerif Gören örneklerine, Türkan Şoray'la unutulmaz ikili
oluşturduğu 'Cevriyem' türü yapımlardan 'Bodrum Hâkimi'ne, Şoray'ın yönettiği 'Dönüş'ten Ömer Kavur imzalı 'Amansız Yol'a, 'Ah Güzel İstanbul'a, 'Kırık Bir Aşk Hikâyesi'ne ve '72. Koğuş'a, 'Karılar Koğuşu'na, 'Tatar Ramazan'a, 'Film Bitti'ye, 'Darbe'ye, 'Medcezir Manzaraları'na, 'Aşk Ölümden Soğuktur'a kadar sinemamızın kimi eli yüzü düzgün örneklerinde onun da büyük emeğini görmek mümkün.

'Karma' bir rol
İlk önemli ödülünü 5. Adana Film Festivali'nde, Atıf Yılmaz'ın 'Utanç'ıyla aldı İnanır. Kolunu makineye kaptıran, tecavüze uğrayan sevgilisi (Filiz Akın) kötü yola düşen işçi rolüyle en iyi erkek oyuncu seçildi. 1986'da bu kez 'Yılanların
Öcü'yle Antalya'da ulaştı aynı başarıya. Mahinur Ergun'un yönettiği 'Medcezir Manzaraları'ndaki ruhsal sorunları olan, maço banka müdürü karakteriyle de
3. Ankara Film Festivali'nde ödüle değer görüldü. 'Ah Gardaşım'da yönetmenliği denedi. Yeğeni Levent İnanır'la birlikte başrolleri paylaştığı 1991 tarihli film, yalın, emekten yana bir öykü anlatıyordu ama başarılı olamadı. Ondan sonra da kamera arkasına yalnızca 'Savcı', 'Büyük İskender' gibi televizyon dizilerinde geçti.
Son filmi 'Komser Şekspir'de çok da farklı, şaşırtıcı bir Kadir İnanır'la karşılaştığımız söylenemez. Filmografisindeki belli başlı rollerden bir tür 'karma' yapılmış sanki. Ama o daha çok kafayı şu 'kostüm' meselesine takmış, 'Karizma elden gidiyor mu?' kaygısına kapılmış gibi görünüyor. Katıldığı bir televizyon programında ısrarla hiçbir filmde kadın kılığına girmediğini, 'etek giymediğini' vurguladı İnanır. Yani, örneğin Tony Curtis ve Jack Lemmon'ın 'Bazıları Sıcak Sever'de, Dustin Hoffman'ın 'Tootsie'de, Robin Williams'ın 'Bayan Doubtfire'da girdikleri 'kılığı' kendisine yakıştıramadığının altını çizdi. Ya bir 'oyuncu' olduğunu unuttu ya da 'Ben onlar kadar büyük oyuncu değilim!' demeye getirdi. Üstelik 'kraliçe kostümü'yle hiç de fena bir performans sergilememişken ve bunun mahcubiyet duyulacak bir şey olmadığı ortadayken...


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.