![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Sinemamızın 'mahcup maço'suHer zaman seçici davranmasa bile, tahtını iyi senaryolarla korumaya çalışan Kadir İnanır, kariyeri boyunca Nazi üniformasından kraliçe kostümüne kadar 'kılıktan kılığa' girdi TUNCA ARSLANİSTANBUL - Bir zamanların magazin gazetelerinin düzenlediği yarışmalar, ciddi bir oyunculuk eğitiminin ve ekolün olmadığı Yeşilçam'a 'artist kazandıran' önemli mecraların başında geliyordu. 1949 Fatsa doğumlu Kadir İnanır da bu yoldan geçti. Ses dergisinin yarışmasında finalist oldu, Saklambaç'ın fotoroman yarışmasında birinci seçildi ve hemen ardından bir soygun şebekesinin maceralarını anlatan, Yücel Uçanoğlu imzalı 'Yedi Adım Sonra'yla 1968'de ilk sinema filminde rol aldı. Bir süre küçük rollerle ('Çılgınlar Cehennemi', 'Fato-Ya İstiklal Ya Ölüm', 'Yaralı Kalp') yetindi İnanır. İkinci çevrimini Muzaffer Aslan'ın yönettiği, 8. Antalya Film Şenliği'nde birincilik kazanan 'Ankara Ekspresi' (1970), onun da önünü iyice açtı. Başrollerini Ediz Hun ve Filiz Akın'ın paylaştığı filmde, işkenceci Alman subayı Maksimilyen'i canlandırıyordu genç oyuncu. Alman casusu olan ablası Hilda, yakışıklı Türk subay Seyfi'ye âşık oluyor, durumdan kuşkulanan kötü kardeş de ablasına işkence yapıyor, güzel kadını acımasızca kırbaçlıyordu. Sinemamız bir 'jön' kazanmak üzereydi. Bıyıksız haliyle belli oranda 'Avrupailik' de barındıran, sertlik kadar duygusallığa da müsait yüz hatlarıyla, esmerliğiyle, 'düz'lüğü ve fakülte eğitiminden gelen 'düzgün'lüğüyle süper yıldızlığa bile terfi edebilecek bir 'jön' adayıydı Kadir İnanır. Oldu da... Fikret Uçak'ın 1971'de çektiği, Tuna boylarında Atilla'nın hazinesini arayan cengâverlerin maceralarını anlatan 'Azrail'in Beş Atlısı'nda ilk başrolünü üstlendi, kimseyi utandırmadı ve günümüze kadar 'kılıktan kılığa' girerek ama yüz ifadesini hemen hiç değiştirmeyerek (ya da değiştiremeyerek!) sinemamızdaki yerini korudu. Filmografisindeki 150'ye yakın filme (diyelim ki Banu Alkan'lı 'Aşkların En Güzeli'ne) bakıldığında her zaman seçmeci davrandığını söylemek zor. Yine de 'tahtını', iyi senaryolarla, iyi yönetmenlerle korumaya gayret ettiği söylenebilir. 'Selvi Boylum Al Yazmalım', 'Bir Yudum Sevgi' gibi çok başarılı Atıf Yılmaz filmlerinden 'Köprü', 'Tomruk', 'Deprem', 'Katırcılar', 'Yılanların Öcü', 'Sen Türkülerini Söyle' gibi Şerif Gören örneklerine, Türkan Şoray'la unutulmaz ikili oluşturduğu 'Cevriyem' türü yapımlardan 'Bodrum Hâkimi'ne, Şoray'ın yönettiği 'Dönüş'ten Ömer Kavur imzalı 'Amansız Yol'a, 'Ah Güzel İstanbul'a, 'Kırık Bir Aşk Hikâyesi'ne ve '72. Koğuş'a, 'Karılar Koğuşu'na, 'Tatar Ramazan'a, 'Film Bitti'ye, 'Darbe'ye, 'Medcezir Manzaraları'na, 'Aşk Ölümden Soğuktur'a kadar sinemamızın kimi eli yüzü düzgün örneklerinde onun da büyük emeğini görmek mümkün. 'Karma' bir rol
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||