![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Haftaya bakış emt@georgetown.eduGeçen pazartesi günü Genç Yöneticiler ve İş Adamları Derneği (GYİAD), 'Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne giriş adaylığı başvurusu ve bunun iş dünyası üzerindeki etkileri' ile ilgili bir panel düzenledi: 'Kimin umurunda?..' Şimdiden bazı yatırımcıların, 'hisse senedi ve bonoların nereden işlem gördüğünü biliyor musunuz?' şeklinde sorular sorduklarını duyar gibiyim. Aslında bu konu, Türkiye'nin uyguladığı IMF programı ile ilişkili. Stand-by programının üç sene sürecek şekilde planlanmış olmasına karşın Avrupa Birliği'ne giriş süresinin uzamasının nedeni Türkiye'nin en az dört sene boyunca istikrarı yakalamak zorunda oluşudur. Avrupa Birliği Ankara Temsilcisi Karen Fogg, en belirgin ancak sık sık gözden kaçan noktayı belirtmektedir. Avrupa Birliği'ne adaylık, IMF porgramı ile birlikte geçen senenin başında başladı. Bir süredir Avrupa Birliği, Kopenhag Kriterleri'ne uyan ülkelere ilişkin ve uyulması gereken koşullar ve hedefler hakkındaki üçüncü raporunu hazırlamakta. Türkiye, daha çok siyasete önem vermekte ancak Avrupa Birliği açısından önem taşıyan, adalet, içişleri, ekonomi ve hatta Telekom gibi kriterler mevcut. Şu an Türkiye'nin hazırlaması gereken ön önemli belge, hükümetin Kopenhag Kriterleri'ne uyumu sağlamak için yapmış olduğu planları detaylı bir şekilde açıkladığı Ulusal Program'dır. Söz konusu kriterler sadece yasal uygulamalardan ibaret değildir. Bu kriterler ile ilgli olarak Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu gibi düzenleyici ve denetleyici kurumların kurulması gerekir. Bu planlama, beş senelik bir dönemi saptamakta ve Avrupa Birliği ile İlişkiler Genel Sekreteri Volkan Vural'ın belirttiği gibi, "Adaylık belgesi, Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana hazırlanacak en önemli belgelerden biridir." Bu görüş, gazeteci Hasan Cemal dahil panelde herkes tarafından kabul edildi. Avrupa Birliği'ne giriş, bizlere, çocuklarımıza ve torunlarımıza, şu ana kadar yaşadığımızdan çok daha iyi bir gelecek demektir. Stand-by Anlaşması ve Avrupa Birliği'ne tam giriş ile uluslararası kredibilite kazanma çabalarımızda başarılı olamaz isek Türkiye, gelişen dünyadan uzakta kalacak ve bunun bir sonucu olarak giderek daha izole olacaktır. Bu durum, dünyanın bütününden çok bu ülkeyi, olumsuz etkileyecektir. Kredibilite kaybedilmesi çok kolay, kaybedildiğinde ise kazanılması neredeyse imkânsız bir olgudur. AB temsilcisi Fogg'un son sözü şu şekildedir. "Türkiye kendine olan güvenini kazanabilir ve bunu geliştirebilir." Karen Fogg bu konuda ne kadar haklı, öyle değil mi? Bu ülke, uzun zamandan beri kendi olan güveninin zayıf oluşundan sıkıntılar çekmekte. İster AB adaylığı olsun, ister IMF'nin performans ve yapısal kriterleri olsun tüm hedeflere halen ulaşılabilir. Tekrarlıyorum, tüm hedeflere halen ulaşılabilir. Bu program başarılı olmazsa (Allah korusun), bunun nedeni aşırı talepler veya makul olmayan beklentiler olmayacaktır. Bunun nedeni sadece, bürokratik gücü yetersiz siyasi kesimin başarısızlığı olacaktır. Önümüzdeki iki hafta son derece önemli, özellikle de İs-Tim lisansı için ödenecek olan 2.4 milyar dolar ile başlayan bu dönem, bizler için son derece önemli. Bu program henüz sona ermedi ve umarız sona ermeyecek.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||