Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
19 Şubat 2001

Yine mi?

Kovboy amcanın marifetleri, Irak'ı bilmem ama cuma akşamı Güven Sak'la beni çok fena vurdu. TRT2'de haftada bir yaptığımız ekonomi programının ortasında patlak verdi bombardıman haberi. ABD genelkurmayının basın açıklaması, uzman görüşleri falan derken, 22.00'de çıkacağımız stüdyodan, ancak 23.00'te çıktık. Stüdyoda mahsur kalmanın ötesinde, bir de bu harekâtın bizim ekonomiye etkileri ne olabilir sorusu üzerine ayaküstü ahkâm kesmek zorunda kaldık.
Kovboy amca kararlı. Saddam'ı altı ay içerisinde düşürecekmiş. Sırası mı şimdi? Zaten, bir bela atlattık kasımda. Oramız buramız yara bere içerisinde. Henüz yangın sonrası 'soğutma' çalışmalarını da tamamlayamadık. Bir de buna kafa yor şimdi: Bu tavır bizi nasıl etkiler?
Kara harekâtıyla desteklenen büyük boylu bir çatışmadan nasıl etkilendiğimizi biliyoruz. 1991 başında bunları yaşadık. Çok da sevimli değildi karşılaştığımız durum. Mali piyasalarda önemli bir çalkantı baş göstermişti. Faizler yükselmiş, mevduat çekilişleri olmuştu. Merkez Bankası'nın oldukça hareketli günler yaşadığı bir dönemdi. Faiz ve kur artışı ve döviz rezervlerindeki azalmadan bir 'piyasa baskı indeksi' oluşturulursa, o tarihte bu indeksin sıçrama gösterdiği hemen saptanabilir. 1994'deki kadar değil, ancak
yine de bir sıçrama. Buna bir de petrol fiyatlarında artış tehlikesini ekleyin.
Bunlar karşılaşabileceklerimizin en kötüsü. Ancak, şimdilik görünen o ki, kovboy amca sadece gözdağı veriyor. Bizim açımızdan korkulacak bir durum yok. Biz yine kendi sorunlarımızla baş başa kalabiliriz. 'Şubat Sendromu'nu atlatırsak, merak etmeyin yeni sendromumuz hazır: 'Acaba Hazine mayısta borçlanabilecek mi?'
Votkasever dostlarımızın da boş durduğu söylenemez bu arada. Hatırlarsanız, bizi 1998 yılının ikinci yarısında pek kötü hırpalamışlardı. Borçlarını ödemeyi durdurup bir de devalüasyon yaptıklarında, yabancı sermaye rakı düşkünü olduğumuzu unutup, bizi de votkasever sanmıştı da, Merkez Bankası'nın faizleri iki katına çıkarması ve 10 milyar dolar dolaylarında rezerv kaybetmesi sonucunda piyasadaki fırtına kasırgaya dönüşmeden geçiştirilebilmişti. (Yeri gelmişken: Bu pek 'mutedil' ve pek 'bilgili' yabancı sermayenin, en 'mutedil' ve en 'bilgili' zümresini oluşturan kısa vadeli kısmına getirilebilecek kıstlamaları artısıyla eksisiyle tartışmaya çekinip, 'Bak o zaman bu kış komünizm gelir, pardon dilim sürçtü, 1980 öncesine döneriz' demek de pek ilginç oluyor doğrusu).
Neyse, uzun lafın kısası, votkasever dostlarımıza G7 ülkelerinden bir uyarı geldi hafta sonu. Yeni yılın ilk günlerinde Rus hükümetinden, iktisadi reformlara kaynak ayırmak amacıyla, Paris kulubü diye adlandırılan ülkelere olan borçlarının bir kısmını ödemeyebileceği duyurusu çıkmıştı. Bu duyuru belirsizliği artırmıştı. Bizim için potansiyel bir tehlikeydi, aynı 1998'de olduğu gibi. Neyse, Vladimir Putin araya girip hükümetin kulağını çeker gibi yaptı, ya da yapmak zorunda kaldı da bir miktar rahatladık. G7 ülkeleri, ne olur ne olmaz diye bir kez daha sesleniyorlar Rusya'ya: Borçlarını öde.
Aman sayın Vladimir Putin, lütfen bizi de düşünün.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.