![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Bu böyle gitmez Komünizmin yıkılmasından sonra, kazanan cephe olan demokrasinin gelişip güçlenmesi beklenirdi. Bir bakıma öyle de oldu. Dünyada demokratik rejimi benimseyen ülkelerin sayısı arttı. Ancak bunlar daha çok ekonomik açıdan geri kalmış üçüncü dünya ülkeleriydi. İç dinamikleriyle bu sürece girmemişlerdi. Kısa sürede istikrarsızlıklarla sarsılmaya başladılar.Ancak asıl tuhaf olanı yerleşik demokrasilerin karşılaştıkları sorunlar. Hemen hepsinde siyasetten bir soğuma var. Seçimlere katılım oranları düşüyor. Siyaset sınıfı ve kurumları itibar kaybediyor. Bu iki grubun ortalarında yer alan Türkiye'de de sorunlar büyüyor. Sondajlar, sadece fikri olmayanların değil, partilerin hiçbirini istemeyenlerin sayısının, en büyük (?) partiyi destekleyenlerden fazla olduğunu gösteriyor. Siyasetçiye ve parlamentoya saygının tehlikeli biçimde düştüğü görülüyor. Sorunların çözüleceğine ve geleceğe güven yok denecek kadar az. Bu durum böyle süremez. Mutlaka bir şeyler yapmak gerek. Ama önce duruma doğru teşhis koymak lazım. 12 Eylül yönetiminin partileri kapaması sonucu, her siyasi akım ikişer partiye bölündü. Böylece partiler küçüldü ve siyasi yapı parçalandı. Siyaset, karşıtlar arasında değil de, aynı akımın partileri arasında cereyan etmeye başlayınca, fikirler geriye, parti başkanlarının kişilikleri arasındaki çatışmalar öne geçti. Küreselleşme devletlerin elindeki ekonomik politika araçlarını etkinsizleştiriyor. Tek yapacakları makro ve mikro ekonomik şartları yabancı sermayeye cazip hale getirip beklemek. Yoksullukla uğraşamıyorlar. Büyük yatırımlar yapamıyorlar. Mali krizleri önleyemiyorlar. Bölgesel eşitsizlikleri gideremiyorlar vb. Ülkenin kaderinin giderek yönetimlerin denetiminden çıkması, doğal olarak, siyasete olan güveni de azaltıyor. Küreselleşmenin, hâkimiyet kavramından gelen hükümeti düşürdüğü acı durum bu. Yakından bakıldığında, çelişkili olmakla birlikte, en büyük sorunun ideolojilerin, daha doğrusu sol ideolojinin sona ermesinden kaynaklandığı görülüyor. Soğuk Savaş sırasında sol ideoloji hem ulusal hem uluslararası düzeyde aktifti. Buna karşı sağ, milliyetçi ve muhafazakâr ideolojiler de ulusal ve uluslararası düzeyde mücadele ediyorlardı. İki ideoloji grubu arasındaki özde mevcut zıtlığı, Sovyetlerin komünizmi uluslararası düzlemde bir devrim ve yayılma ideolojisi haline getirmesi tehlikeli biçimde artırmıştı. Dışarda Batı ittifakı dış düşmanla mücadele ederken, ülkelerin içinde silahlı devrimci mücadele iç düşman kavramını siyasete yerleştirmişti. Bu ideolojik çatışma, farklı siyasi güçlerin ulusal düzeyde kutuplaşmalarını sağladı. Sağ ve sol ideolojiler; bölgesel, etnik, dini vb. siyasallaşma potansiyeli taşıyan çıkar ve kimlikleri sarmalayıp içlerine aldılar. Ulusal düzeyde keskin çizgilerle ayrılan ikili yapıda bir kimlik oluştu. Bu ulus devlet yapılanmasına uygundu. Sol ideolojinin çöküşü bu kimlik yapısının da çözülmesine yol açtı. Ulusaltı kimlikler ortaya çıktı. Bölgeler, etnik ve dini gruplar siyasi mekânda kendi kimlikleriyle yer alma mücadelesine giriştiler. AB bütünleşme süreci, ulus-devleti sarsarak ve ulusaltı kimlik taleplerine meşruiyet kazandırarak bu gelişmeyi hızlandırdı. Türkiye bu arka plan üzerine, bir yandan 25 yıllık enflasyonu indirmeyi amaçlayan çok zor bir istikrar programı uyguluyor. Öte yandan da, gecikmeyle de olsa, yolsuzlukların üstüne gidiyor. Her iki alandaki başarılar da, kısa dönemde, siyaset kurumunun daha da güç ve itibar kaybına yol açıyor. Birinde halka acı çektiriyorsunuz, diğerinde yolsuzluğun siyasetçilere ne denli bulaştığını gözler önüne seriyorsunuz. Kendisi çözülmüş siyaset, AB üyeliği gibi hayati bir dönüm noktasında toparlayıcı olamıyor. Objektif faktörler değiştirilemez. Bunları çözümleyecek programlar geliştirmek lazım. Yoksa topluma şimdiki gibi umutsuzluk hâkim oluyor. Bir kısmı yaşlı olmasa da, kıdemli liderlerden oluşan siyasi elitin çıkış yoluna ilişkin hiçbir görüşü yok. Böyle gider sanıyorlar.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||