'Penaltı korkum yok'Ali Sürmeli ve Zeynep Tokuş'la birlikte 'Kahvede Şenlik Var'ı sahneleyecek olan Erkan Can, ekonomik krizden etkilenen insanların durumunu, kalecilerin penaltı korkusuna benzetiyor HIZIR TÜZEL
İSTANBUL-Memleketin hali malum. Bir dibe batma durumu yaşıyoruz. Herkes bir günde fakir veya çok fakir olmanın şaşkınlığında. İnsanlar çaresizce ekonomi uzmanı olma yolunda. Çocuklar bile aralarında oyun oynarken dolar, borsa tartışmaları yapar hale geldi.
Geçenlerde, toplumun her kesimini derinden etkileyen bu kötü gidişattan hiç etkilenmeyen bazı insanlar tanıdım. Kendileri sanatçı. Televizyon dizilerinde boy gösteriyor, sinema filmlerinde başarılı performanslarıyla ödüller kazanıyorlar. 'Onlar bu ekonomik durumdan tabii etkilenmezler, çoktan malı götürmüştür zaten' diyebilirsiniz. Haksız da değilsiniz. Bu konumda olan pek çoğu, düşündüğünüz gibi gerçekten de malı götürdü. Onların yaşamlarını, villalarını, en lüksünden 'jeep'lerini, uçaklarını, kotralarını, sevgililerini, tatlı yaşamlarını, falanlarını ve filanlarını hepimiz biliyoruz. Kazanıyor ve güle güle harcıyorlar. Diyecek bir şey yok.
Neyse ki, bu ülkede belli bir yere gelip, kendini kanıtlamış, para kazanan tüm sanatçılar, yaşamı aynı şekilde tüketmiyor.
İşte Beyoğlu Ağacami Sokak'taki 'ART niyet' isimli şirin bir kafede bunlardan iki tanesiyle konuştum. Birisi, olay adam Ali Sürmeli, diğeri ise Erkan Can'dı.
Erkan Can'ı Mahallenin Muhtarları dizisindeki Temel tiplemesiyle tanıdık. Sonra, 'Gemide', 'Dar Alanda Kısa Paslaşmalar' ve en son 'Vizontele'de oynadı.
Can, tesadüfen bir televizyon dizisiyle üne kavuşup, filmlerde rol alan şanslı oyunculardan değil. Kendisi aslında 1974 yılından beri sahne tozu soluyan, işin cefasını çekmiş gerçek bir tiyatro sanatçısı.
Erkan Can, sanıldığının aksine Karadenizli değil, Bursalı. Gençliği, aynı Dar
Alanda Kısa Paslaşmalar'ın benzer bir versiyonu biçiminde geçmiş. Filmdeki gibi,
o da mahalle takımında kalecilik yapmış, mümkünleşmesi zor hayaller kurmuş. Sonuçta, milli takımın kalecisi olmamış ama farklı bir dalda kendini kanıtlamış.Çorba parası için Erkan, televizyondan alıştığımız o Temel tipinden çok uzakta biri. Daha çok 'Gemide' filmindeki kaptanı andırıyor. Hep, ağır bir düşünme durumunda. Konuşurken bile düşünen insanlardan. Ona yakışan ve sevimli kılan kalender bir havası var. Gözleri, akıllı ama yalandan, dolandan anlamaz gibi bakıyor. Özel yaşamı konusunda pek ipucu vermiyor. Sadece bir kez evlenip ayrıldığını öğreniyoruz. Sonuçta, karşısındakine güven veren, sağlam bir arkadaş, bana öyle geldi.
Oyunculuk, Bursa'da Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosu'nda bir kursla başlamış. İşte
o kurs Erkan'ın yaşamını tamamen değiştirmiş, öyle görünüyor:
"O kurs bir konservatuvar eğitimi gibiydi. Çok iyi dersler vardı, Kenan Işık, Yalın Tolga gibi pek çok değerli hocamız vardı. Ali Sürmeli, Zafer Algöz de o kurstan yetişti. Orada altyapıyı sağlam kurduk. Sonra Ankara Halk Tiyatrosu'nda Erkan Yücel'le Hababam Sınıfı'nda oynadım, sonra da Bursa Devlet Tiyatrosu'na girdim."
Erkan daha sonra İstanbul'a gelip konservatuvara girmiş. Hocası Yıldız Kenter, ona hemen çocuk oyunlarında rol vermiş. Uzun bir süre Müjdat Gezen, Yasemin Yalçın, Ayşen Gruda, Yaman Tüzcet ve Cenk Koray'la beraber kabarelerde çalışmış. TRT'de yayınlanan 'Bizim Çocuklar'da Demet Akbağ, Yasemin Yalçın'la oynamış ve Bakırköy Belediye Tiyatrosu'nda dört yıl sahneye çıkmış. Ve sonra Mahallenin Muhtarları... İşte Erkan Can, o günlerde 'memlekette yaşanan darboğazlardan etkilenmeme eğitimi' de almış;
"Öğrenciydik, kimin cebinde ne varsa paylaşıyorduk. Hayatımız hep tiyatroydu ama bugünlere geleceğimi hiç düşünmüyordum açıkçası. Amacım ödenekli bir tiyatroya girmekti. Mütevazı bir tiyatrocu olacaktım. Amacım buydu. Başka alternatif göremiyordum hayatımda. Sinema desen aklımın ucundan geçmiyordu. Sonra Mahallenin Muhtarları için Kandemir
abiden (Konduk) teklif geldi. 'Oyunum var, provalarım var her gün çekim yapamam'
ufak bir rol olsun, bir çorba parası, idare ederiz işte' dedim. Böyle olacağı hiç aklıma gelmezdi. Dokuz yıldır devam ediyor." Fena halde futbol! Erkan Can'ın yaşamı garip tesadüfler ve benzerliklerle dolu. Üzerine yapışan Temel tiplemesinden sıyrılıp, oyunculuğunu farklı karakterlerde de kanıtlamak isterken farkında olmadan Dar Alan'da aynı rolü çok farklı biçimde yorumladı. Dizideki Temel ve filmde canlandırdığı kaleci Suat, aşktan mustarip delikanlılardı. Temel, dokuz yıldır Şirin'e kavuşamazken, kaleci Suat, sevdiği kıza bir türlü duygularını açamıyordu... Erkan, yirmi yıl önce Bursa Devlet Tiyatrosu'nda sahnelenen 'Köşebaşı' isimli oyunda bir kekemeyi oynamıştı. Yıllar sonra Vizontele'de de kekeme bir imam olarak karşımıza çıktı. Ve gençliğinde Bursa'da kalecilik yapmış olan sanatçı, yıllar sonra yaşadığı mahallede çekilen filmde bir kaleciyi oynamıştı.
Erkan, sadece Dar Alanda Kısa Paslaşmalar'da değil, tüm yaşamı boyunca hep kaleci olmuş ve çöken ekonomi karşısında halkın şu andaki durumunu da kalecinin penaltı durumundaki endişesine benzetiyor, haksız da değil:
"Filmde de söylüyoruz, 'Hayat fena halde bir futbol maçına benzer'. Şu anda halk, aynen kaleci konumunda bekliyor. Penaltı atılacak ve bunun gol olma ihtimali yüzde 95. Bir de kaleci demek zaten argoda parasız demektir. Bütün hayatım boyunca bana da hep 'kaleci' demişlerdir zaten. 'Nasılsın' diye sorduklarında hep 'Schumaher gibiyim' derdim. Hayatımız hep bu kaleci mavrasıyla geçti. Yıllar sonra bir filmde kaleci oynadım. Bu da bir tesadüf işte. Tarih tekerrürden ibaret bir şekilde dönüp dolaşıp aynı yere geliyor insan. Bugün daha kaleciyiz aslında." 'Bize dokanmaz!' Erkan, dizide oynadığı için belki biraz ileri mevkilerde görev almış ama dediği gibi hep takımın kalecisi olmuş. Lakin, takım hep küme düşmemeye oynadığı için, şimdiye kadar çok gol yemiş. Sonuçta gol yemeye alışmış: "Bizler oyuncu olarak zurnanın son deliğiyiz. Üstlerde gözüküyor gibiysek bile en alttayız aslında. Maddi anlamda süzüle süzüle, bize en sonu kalıyor yani. Ama bunu, o kadar da kafama takmıyorum. Çünkü biliyorum bu hayatı. Biz tiyatrocular, oyuncular bu hayata alışığız. Antrenmanlıyız yani, bize dokanmaz(!). Biz yine üç-beş kişi bir araya toplanırız, çorbamızı kaynatırız, provamızı yapar, oyunumuzu oynarız. Şimdi diziye ara verildi, bekliyoruz. Şu anda eski bölümleri gösteriyorlar. Belki bayramdan sonra başlar belki başlamaz. Her şey havada. Ölecek halimiz yok, biz yine işimizi yapacağız."
Erkan, aynen söylediği gibi ekonomik durumlardan hiç etkilenmemiş görünüyor. Parasızlıktan dolayı dizilerin yayından kaldırılması, film projelerinin askıya alınması umrunda değil. Dediği gibi üç- beş kişi bir araya toplanmışlar, bir tiyatro kurmuş, prova yapıp, oyuna hazırlanıyorlar.
"Şimdi işler durmuş vaziyette, ekonomi, ülke stop etmiş. Her şeyin bittiği, dibe vurduğu anda biz yine 30 yıllık arka- daşım Ali'yle (Sürmeli) birlikte tiyatro yapıyoruz. Yani kazandığımız paraları buraya harcıyoruz. Hayat nedir ki, iki lokma bir hırka. Biz bunun böyle olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu arada tiyatro sahibi olmak da zormuş. Eskiden tiyatro sahibi abilerimize bazen kızardık, eleştirirdik. Şimdi bazen onlara hak veriyorum. Bu zamanda tiyatro kurmak, işletmek, yürütmek çok zor ama dediğim gibi biz ona da alışığız." Temel olmak ya da olmamak! Erkan Can, sanatçıların kimi zaman karşılaştıkları beter bir durumdan da başarılı bir şekilde sıyrılıveriyor. 'Gemide' ve 'Dar Alanda Kısa Paslaşmalar' filmlerinde o kadar başarılı oldu ki, dokuz yıldır Mahallenin Muhtarları'ndaki Karadeniz şivesiyle konuşan deli dolu Temel'i hemen unutturdu. Bu da, kolay olmamış tabii:
"Beni herkes Temel olarak biliyor, ismimi unuttum. Aslında çocukluğumdan beri bu böyledir. Çocukken de, 'Sarı' diye çağırırlardı. Sarı aşağı, Sarı yukarı. Temel tiplemesi dokuz yılda insanın üzerine yapışıyor. Bunu ilk olarak, 'Gemide' filmiyle kırdım. 'Bu çocuk böyle de oynayabiliyormuş' durumu yarattım insanların kafasında. Güç bir şey tabii. Bir anda da sökülüp atılmıyor tabii, dokuz yıldır oynadığım bir karakter. Seyirci seni artık öyle görüyor. Ama 'Dar Alanda Kısa Paslaşmalar'ı da izleyince seyircinin kafasında ışık yanıyor." Kahvede Şenlik Var! Erkan Can ve Ali Sürmeli birlikte bir tiyatro kurmuşlar. Aralarına Deli Yürek ve Vizontele'den tanıdığımız Zeynep Tokuş'u da almış, Sabahattin Kudret Aksal'ın ünlü oyunu 'Kahvede Şenlik Var'a hazırlanıyorlar. Muammer Karaca Tiyatrosu'nda 27 Mart günü sahnelemeye başlayacakları oyun için Erkan Can, "Bu oyun belki de bizim içimizde bir kalfalık ehliyetimiz olacak. Bu kadar yıldır nereye gelmişiz, ne olmuşuz, artılarımız eksilerimiz nedir? Bunları sınayacağız bir yerde de. Ayrıca bu oyunu uzun yıllar sürdürmek istiyoruz. Hazırlanan her arkadaşımıza da kapımız açık, gelsinler oynasınlar. Bayrağı teslim ederiz yani" diyor. Ali Sürmeli ise Zeynep Tokuş'u neden kadroya aldıklarını şöyle anlattı: "Bazı oyuncu arkadaşlara gittik. Burun kıvırdılar. Konservatuvar mezunu oyuncu arkadaşların hepsinin haberi var bu çalışmadan ama projeye bir tek Zeynep sahip çıktı. Zeynep Tokuş kafası çalışan bir insan. Düşünüyor, fikir üretiyor, söylüyor. İyi analiz ediyor. Bizim formatımızı bozmuyor, tartışıyor, kabul ettiriyor. Bir yandan da bu ülkedeki genç tiyatroculara 'Tiyatro yapın, bu işte para var' demek istiyoruz. Bunun için de bütün enerjimizi bu oyuna yönelttik."
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.
|