![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Vatikan'ın opera korkusu Hans Pfitzner'in Palestrina operası genç Silla'nın günün son modasına göre bestelediği parçasıyla başlar. Yıl 1563'tür. Roma'nın baskıcı havasından şikâyet eden Silla müzikte yeni akımların merkezi olan Floransa'ya gitmek istemektedir. Genç müzisyenin düşleri sahneye Kardinal ve Palestrina'nın girmesiyle dağılır. Silla'nın müziğinden rahatsız olan Kardinal, önce Silla, sonra da ustası Palestrina'yı tersler. Ortam yatıştıktan sonra da Kardinal, Palestrina'dan, yenilikçi akımların önüne geçecek, eski müziği koruyacak bir 'mass' (ayin müziği) bestelemesini ve bunu Papa II. Marcellus'a ithaf etmesini ister. Aksi takdirde, geleneksel kilise müziğinin etkisini yitirmesiyle, Vatikan gücünden kaybedecek, Protestanlığın yükselişi engellenemeyecektir.Palestrina operası, yaratıcının özgünlüğünün yanı sıra müziğin de toplumun denetimi üzerindeki önemini vurgular. Nitekim operanın ikinci perdesi 1563 Trent Konseyi'ndeki tartışmaları yansıtır. İspanya, Fransa, Almanya gibi Katolik âlemin çeşitli beldelerinden gelen kardinaller, dinlerini, protestanlığın cazibesine karşı koruyacak bir müziğin püf noktalarını tartışırlar. Papa'nın onayıyla bu küçük ama güçlü konseyin kararlaştıracağı müzik biçimi yaygınlaştırılacak, karşı akımlar susturulacak, böylece Katoliklerin iktidarları egemen kılınacaktır. Bugün de kültürün yeni tür bir totalitarizmin, Batı egemenliğindeki uluslararası sermayenin, tekelinde olduğu tartışılıyor. America-on-Line ve Warner şirketlerinin birleşmesine, kültürün dünya çapında monopolleşmesine doğru bir adım olarak bakılıyor. Yayın, sinema ve müzik dünyaları dev şirketlerin eline geçiyor. Dana eti yenmeyen Hindistan'da bile McDonald's yeni şubeler açıyor. Geleneksel Hint mutfağı artık hamburger imajlarıyla pazarlanacak. Dünyanın hangi kültüründe olursa olsun psikologlar hepimizin zekâsını ABD kıstaslarına göre ölçüyor; cinsel davranış ve düşlerimiz Hollywood filmlerine bir özentiyi barındırıyor. Çokkültürlülükten aynı formülün tek tük yerel renklerle ifadesi kastediliyor. Ancak, binlerce yıllık emek, düş ve özveriden beslenen kültür de, sermayeyi de kendisine muhtaç kılıp serüvenini sürekli değişen yeni renk, biçim ve seslerle sonsuza doğru sürdürebiliyor. Sovyetler Birliği'nin yıkılması ve Marksizm'in sesinin kısılmasıyla sermaye de gücünün doruk noktasına varmasının güveni içinde. Sanattan, eskisine göre çok daha az korktuğundan, daha cömert davranıyor. Bir zamanlar cephe aldığı 'ifadeleri' bugün maddi gücüyle desteklemekten çekinmiyor. Günümüzde sanat-sermaye ilişkisi ve çelişkisinin kültürü nasıl etkilediğinin kendine özgün bir dinamiği var. Bundan çok farklı ve ürkütücü olan ise dinin sanat üzerindeki totaliter baskısını sürdürme çabası. İşte, İslam, Hindu, Hıristiyan ya da İbrani dinlerinde de benzer örneklerine rastlanan, Vatikan'ın kültür düşmanlığının bir ifadesi. Merkezi Roma'da bulunan bu teokratik devletin Katolik Doktrin Sorumlusu Kardinal Rutzinger rock, pop ve operanın 'zihnimizi Hıristiyanlıktan çeldiğini' belirtmiş. Kardinal'a göre rock, Hıristiyanlığa karşı, pop 'adi', operaysa yüzyıldır kutsallığı kemiriyormuş. Kültür özgürlük, din iktidar peşinde.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||