Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
25 Şubat 2001

Türk usulü perestroyka

mine.saulnier@free.fr
Zaman
Bekleyenler için çok yavaş
Korkanlar için çok hızlı
Yas tutanlar için çok uzun
Sevinenler için çok kısadır.
(Virginia Üniversitesi'ndeki Kum Saati yazıtı)
Mary, bomba gibi bir esmer güzelidir. Rio de Janeiro'lu bir antropoloji profesörü. Aynı zamanda, kadın antropolojisi konusunda yazdığı sonuncu kitap, 'best seller' olan bir düşünür. Paris'e varır varmaz, ayağının tozuyla telefon etti: "Miiine (i'leri tatlı tatlı uzatır çünkü) Türkiye, Brezilya basınında ilk kez manşetlere çıktı bugün!" Anlamıştım. Türkiye Nobel ödülü, olimpiyat rekoru, yeni bir matematik teorisi, uzayda yeni bir yıldız keşfi, kanser aşısı gibi bir devrimle manşetlere taşınacak değildi ya, herhalde MEŞUM KRİZ nedeniyle konu olmuştu Brezilya basınına. Ben canlı cenaze gibi bir ses çıkarınca, teselli etti Mary: "Hiç üzülme! Biz bu yollardan sizden önce geçtik. Aynı duruma, sonuncu IMF programı sırasında Brezilya da düştü. Batıyoruz sandık. Batılmıyor merak etme. Tam tersine: Böyle büyük krizler ülkedeki doğru düşünenlerin zaferiyle sonuçlanıyor, yeteneksiz politikacılar ıskartaya çıkartılıyor, safralar atılıyor, sağlam temeller üzerine yepyeni bir yapılanmayla yeniden doğuyor ülke!" dedi ve ekledi: "Devalüasyon zamanında yapıldığı takdirde, kötü bir çözüm değil. Önce sıkıntı çekiliyor ama rekabet gücünü kamçılıyor ve iyi yönetilirse, inan bana yoksulların bile işine yarıyor. Brezilya dünden bugüne ve bir yıl içinde, aynı verilerle önce battı, sonra aynı çözümlerle kuyruğu dikti! Bu arada kötü politikacılardan da kurtulduk..."
İnanmak istiyorum, ama bir türlü aklım yatmıyor Mary'nin söylediklerine. Çünkü bizde, güdük politikacıların Brezilya'daki gibi tasfiye edilebileceğinİ umamıyorum doğrusu. Bu gece buluşacağız Brezilyalı arkadaşımla, ne demek istediğini daha ayrıntılı anlatacak bana. Ben de yarın size. Brezilya nire, Türkiye nire diyeceksiniz, haklısınız, ama işte, denize düşen masala bile sarılır.
İki arada bir krizde, Türkiye'de bazı temel öğelerin değiştiği ortaya çıktı. Daha doğrusu ben öyle algılıyorum. Türk halkı, gözünü açtı ve gerçekleri görüyor belki de ilk kez. İnternetten izliyorum; hükümetin istifasını isteyen, krizin perde arkasını gören, Hüsamettin Özkan'ın, Bülent Ecevit'in aslında 'ne' olduklarını anlayanların sayısı çığ gibi büyüyor. DSP'ye oy verenler, DSP'nin de ortaklarından hiçbir farkı olmadığını ve elbirliğiyle 'neyi', 'nasıl' örtmeye çalıştığını kavradı. Öylesine büyük bir tepki var ki kamuoyunda, siyasal mevkileri işgal edenler bu selin önünde daha ne kadar zaman tutunabilirler diye düşünüyor insan. Ve halkın tepkisine karşın, hâlâ daha bir-iki bakan ve üç buçuk bürokratı değiştirerek yekeyi doğrultacaklarını sanan hükümet, eski SSCB'nin polit bürosunu andırıyor. Öldüğü gizli tutulan, dopingle ayakta durdurulan komünist liderler dönemi, Rusya'da bitti, bizde başladı. Aslında başlamadı, hep vardı. Sözümona komünizm karşıtı, liberal ekonomi yandaşı Türk politikacıları, ne partileri içinde, ne kafalarında, ne de ülke yönetiminde demokrat ve liberal olabildiler. Manen ve madden bir ayağı çukurda liderlerle, gerek hükümet, gerekse partilerde hep polit büro düzeni, sansürcü komünist hiyerarşi izlendi.
SSCB'nin sonunu biliyorsunuz. Türkiye'nin 'perestroyka'sı da eli kulağında, merak etmeyin.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.