![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Bir kaleci ölmüş diyeler... yigiter12@yahoo.comBu hafta izninizle, köşemi sevgili dostum, 25 yıllık arkadaşım Cenap Adaş'a bırakıyorum... Kıvrak kaleminin pasını zaman zaman internet dünyasında yazdığı yazılarla atan bir diş hekimidir Cenap... Çocukluğumun belki de en mutlu günleri, İzmir Alsancak Stadı'nda, Göztepe maçlarında geçen zamanlardı.. İlkokula basladığım yıldan itibaren babam, pazar günleri beni elimden tutar ve o panayıra götürürdü.. Coşku ve merak içinde çevremde olup bitenleri belleğime kazırdım, hiç unutmamak üzere... Stadın kömür tozuyla örtülü zemini, maç öncesinde ve devre arasında arazözle sulanarak hem yumuşatılır, hem de toz kalkması engellenmiş olurdu. Derken beklenen an gelir ve o zamanların efsane takımı Göztepe tünelden çıkardı. Başlarında, hocaları Adnan Süvari... O yıllarda konfeti, kırpık kağıt, yangın çıkaran meşaleler falan olmadığı için, sadece seyircilerin coşkulu alkışları karşılardı takımı... Ve "Göz.. Göz... Göztepe..." tezahüratı.. En önde rahmetli "Koca Kaptan" Gürsel, daha sonra Nevzat, "Bombacı" Halil, "Buldozer" Fevzi, Özer, Çağlayan ve diğerleri... Ve değişmeyen siyah kazağıyla kaleci Ali... Alsancak Stadı'nı Üç Büyükler dahil bütün konuklara dar eden ve onları çoğunlukla eliboş gönderen, Avrupa Fuar Şehirleri Kupası'nda 2-0'ın rövanşında Atletico Madrid'i Bombacı Halil'in 30 metreden attığı son dakika golüyle ve 3-0'la eleyen Göztepe'nin o kadrosu tam bir efsaneydi.. Ve o efsanenin en önemli parçalarından biri, kaleci Ali... Göreviyle o kadar özdeşleşmişti ki, yıllar boyunca "kaleci" deyince "Ali", "Ali" deyince "kaleci" geldi aklıma. Sanki doğarken ona "Kaleci Ali" adını koymuşlar gibi.. Benim ve benim yaşımdaki pek çok çocuğun yaşayan en büyük kahramanlarından biriydi kaleci Ali. "Plonjon" ve "degajman" gibi kavramları onunla öğrendik biz... İnsan vücudunun ne kadar çevik olabileceğini onu izleyerek anladık. Bir kalecinin inanılmaz kurtarışlarla maç sonuçlarını nasıl değiştirebileceğini de o gösterdi bize... İzmir'in İzmir, Göztepe'nin Göztepe, futbolun da futbol olduğu yıllardı onlar... Kordon'daki midye dolmacılar sarışındı o zamanlar... İnsanlar birbirine selam verirdi, gülümserdi, hatır sorardı. "Komşuluk" diye bir kavram ve adına "komşu" denen, acıyı, tatlıyı paylaştığımız insanlar vardı.. Onlar açken tok uyunmazmış, öyle öğrendik. Çocuklar korkusuzca top oynayabilirdi arsalarda, sokaklarda... Yenme hazzını duyabilmek için... Eve sucuk gibi geldiklerinde, temiz bir azar işitmeleri, hatta iki şaplak yemeleri bile engelleyemezdi onları. Takımlar sadece stadyumda ve çıplak gözle izlenebilirdi. Naklen yayın ihalesi gibi bilmeceler yoktu çünkü maçları yayınlayan televizyon diye bir şey yoktu. Adını duymuştuk ama, neye benzediğini bilmiyorduk. Takımların naklen yayın gelirleri falan da yoktu çünkü böyle acayip giderleri yoktu. Profesyonel futbolcular milyon dolarlara değil, üç-beş bin liraya imza atardı. Ve prim için değil, giydikleri formanın aşkı uğruna ter dökerlerdi. Tribünlerde küfür duyulurdu belki ama, en yaygın tezahürat, "Bir baba hindi (Eeeeyvallah) / Olaydı şimdi (Eeeeyvallah) / Pilav da zerde (Eeeeyvallah) / ...... (rakip takım, örneğin Beşiktaş) nerde? (Eeeeyvallah)" idi. İşte o dönemlerin kalecisiydi Ali Artuner. Futbolu bıraktıktan sonra Kemeraltı'nda, camiin karşısında ağabeyiyle birlikte bir ayakkabıcı dükkanında çevirmeye çalıştı medar-ı maişet motorunu. Dükkânın önünden her geçişimde durur ve onu yakından görebilmek için içeriye bakardım. Kaleci Ali'yi 14 Şubat günü kaybettik. Nur içinde yatsın. Yeni nesiller onu hiç tanımamıştı çünkü hiçbir maçı televizyonda yayınlanmamıştı. "Televizyonda görülen şey gerçektir, görünmeyen şeyler yoktur. Ekranda görünmeyen kişi önemsizdir, hatta yaşamıyordur" düşüncesi, reytinglerle birlikte yön veriyordu hayatımıza artık... Kaleci Ali'nin ardından günlerce baktım ekranlara. Hiçbirinde onu anlatan bir program göremedim. Onun yerine Baliç'in geç uyandığını, sabah antrenmanına yetişemediğini öğrendim haberlerden. Bir başka programda Mustafa Denizli'nin Baliç'i kadro dışı bırakmasının altında yatan gerçek nedenin kızı Selin'le bir gece kulubünde görülmesi olduğunu söylediler. Jardel'in eşiyle birlikte bir klipte oynayacağı, klipte kendisinin damat kıyafeti, eşinin de gelinlik giyeceği haberi hemen hemen bütün kanallarda vardı. Ama kaleci Ali yoktu... Öldüğünde bile haber olamadı televizyonlarda koskoca "Kaleci Ali"... Ben siyah kazağıyla üç direk arasına sığamayan bu kahramanı, çocuk gözlerimle stadyumda seyrettim yıllarca... Onunla gülüp, onunla ağladım. Yürüyüşümü bile ona benzetmeye çalıştım ilkokuldayken... Ne şanslıymışım. AKIL DEFTERİ
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||