Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
25 Şubat 2001

İyi haberler

Atina'da aklıselim sahibi birileri çıkıp, tarihçiler tarafından bile neredeyse hilkat garibesi sayılan Anadolu'daki Rumlara, Kurtuluş Savaşı sırasında 'soykırım' yapıldığına ilişkin kararnameye müdahale etti. Şimdi kararnameden 'soykırım' kelimesi çıkarılacak. Yerine muhtemelen 'Küçük Asya felaketi' ya da 'Anadolulu Rumların yurtlarından koparılmaları' misali bir ifade kullanılacak. Atina, hatasını düzeltiyor.
İkinci bir 'iyi' haber adli makamlardan geldi.
Atina Bidayet Mahkemeleri Kurulu, iki yıl önceki Abdullah Öcalan skandalını örtbas çabalarını reddetti. Öcalan ve iki yandaşının gıyaben yargılanacağı mahkemede, 10 Yunanlı sanık sandalyesine oturacak. Eğer bir değişiklik olmazsa ağır ceza mahkemesinde bakılacak davada, üzerinde hâlâ esrar perdesi bulunan bu maceranın bilinmeyen bazı yönleri gün ışığına çıkabilir. Ancak, çok fazla şey de beklememek gerek. Öcalan, yukarılardan gelen emirle mi, yoksa birkaç hayalperestin inisiyatifi sonucu mu Atina'ya getirildi, galiba hiç öğrenemeyeceğiz.
Bir başka 'iyi' haber ise Atina'da Yunan-Türk Ticaret Odası'nın açılmasıydı. Papandreu düzenlenen davette, "İki halkın bir arada yaşayamayacağı mitosunu yıkıyoruz" dedi.
Kareyi, Hükümet Sözcüsü Reppas tamamladı. Türkiye'deki ekonomik kriz hakkında temenniden öteye gitmemekle birlikte moral vermeye çalıştı. Komşuya, yakınlaşma sürecine yakışır bir açıklama yaptı.
Canınız sıkkın şüphesiz. Keşke sizlere daha 'iyi' haberler verebilseydim.

Pirzola ve karides bayramları
Ortodoks âlemi için Noel ile birlikte en büyük bayram sayılan Paskalya'ya 40 gün kala başlayan oruçtan önceki iki haftalık dönem, bu diyarda yaşayan insanların eğlenme zamanıdır. Doğrusunu isterseniz, eğlenmek için bahanesidir.
Fiesta döneminde hemen herkes bir kıyafete bürünüp yollara dökülür. Okullarda, meydanlarda, barlarda eğlenceler düzenlenir. Ülke çapında maskeli balo gibi bir şey. Bu eğlence döneminin iki günü ise ayrı bir önem taşıyor.
Biri 'Çiknopemti' yani Türkçesi 'Mangal dumanı perşembesi'. Et lokantaları dolup taşar. Ne iş ise mangalda cazır cazır pişen kuzu etinin dumanını-kokusunu teneffüs etmek 'sevap'. Tam bir pirzola bayramı.
Diğeri ise 'Kathara Deftera' yani 'Temiz Pazartesi'. Orucun ilk günü. Buralarda kimse 40 gün oruç tutmaz. Et, süt, balık vs. yasağına o kadar uzun dayanmak güç. Ancak, dinin boşluklarından yararlanarak, kan yok ya içlerinde, iri karideslere, canım istakozlara, kalamarlara ya da limonla buluştuklarında cilve yapan istridye ve taraklara hücum eder insanlar 'Kathara Deftera'da. Ha bir de eski fakir güllerin anısına helva ve zeytinin tadına bakılır.
Din adamları pirzola bayramının da, deniz ürünleri bayramının da kutlanma şekline kızıyorlar. Çünkü oruç fedakârlık ise Ortodoksluğun esaslarına basbayağı kazık atılıyor. Üstelik fiestalar Katoliklerin buluşu.
Ben bu bayramları ilk buralarda gördüm. Benden önceki nesiller İstanbul'da yaşamış, tatmış fiestaları. ådet, binbir kıyafetle, akordeonların mandolinlerin eşliğinde şarkılar söyleyerek Akarca Yokuşu'ndan Tatavla'ya yani Kurtuluş'a çıkmakmış. Meydanlıkta eğlence yerleri varmış. Kimi aile için, kimi değil. İkinci kategorideki eğlence yerlerinin guest star'ları özel olarak getirilen dünyanın en eski mesleğini icra eden kadınlarmış. Onlar da önemine binaen maskeli.
Neyse.
Biliyor musunuz yarın 'Kathara Deftera'.

'Greek Press'
Üsküp'teki Güneydoğu Avrupa Zirvesi'nde, önce siyasi, ardından da ekonomik krizin Türkiye'yi ne denli etkilediğini anlayabilmek güç değildi. Ankara'da
yaşanan çalkantılar, sanki Üsküp'e kadar uzanmıştı. Bir başka tutuk, bir başka düşünceliydi Türk heyeti. Dolayısıyla, Makedonya başkentindeki zirvenin Türkiye'nin 'gövde gösterisi' olarak geçtiği söylenemez. Gerekçe şüphesiz ciddi. Başbakan Ecevit'in basın mensuplarına sadece George Bush ile telefon görüşmesi hakkında açıklama yapması da zaten bunu gösterdi.
Ancak, dikkatimi çeken ve canımı sıkan başka bir konu var. Derdimi anlatabilmek için önce Yunan kafilesinde yer alan gazetecilere sağlanan kolaylıklardan söz etmem gerek. Kafile, Başbakan Simitis'in uçağı ile Üsküp'e geldi ve aynı uçakla Atina'ya döndü. Gazeteciler, zirvenin gerçekleştiği otelin içinde 'Greek Press' yazan bir salonda çalıştı. Birkaç telefon ile faks cihazının bulunduğu bu salonda, hemen herkesin oturabileceği bir sandalye vardı. Kahve, su, meşrubat hiç eksik olmadı. Simitis, Dışişleri Bakanı Papandreu, Hükümet Sözcüsü Reppas salona gelerek zirvenin gidişatı hakkında gazetecilere bilgi verdi, soruları yanıtladı. Yunan gazeteciler otelin lobisinde Makedonyalı görevlilere bir bahane söyleyip, az ilerde bir diplomatla konuşmakta güçlük çekmedi. Kaldıkları otelden, zirvenin yapıldığı otele otobüslerle gidip geldiler.
Ama diğer Balkan ülkelerinin gazetecileri en az 200 metre mesafede, duman ve gürültüden geçilmeyen dev bir salonda tıkanıp kaldı. Bir telefon görüşmesi ya da bir faks için mücadele verdiler. Ecevit'in ve Cem'in açıklamaları için ise çok uzun süre ayakta beklediler.
Türkiye'den gelen bazı meslektaşlarımın, birileriyle konuşmak, bir şeyler öğrenmek için zirvenin yapıldığı otelin girişindeki Makedonyalı görevlilere 'Greek Press' dediklerini duydum. Haberlerini 'Greek Press' salonundaki fakslardan geçtiklerini gördüm. Oysa bu
zirve aylar öncesinden programlanmıştı.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.