Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
2 Mart 2001

Bilecek ve hükmedebilecek

hdevrim@hurriyet.com.tr
Kollarımızı kavuşturup bir kurtarıcı beklemek eski huyumuzdur, diyenler olur diye baktım gazetelere. Amerika'dan alelacele çağrılan Kemal Derviş olumlu karşılandı. Onu tanıyanlar, çok beğenenler, nasıl oldu da akıl ettiler diye memnuniyetini belirtenler, kısası olumlu karşılayan köşe yazarları birkaç kişiden ibaret değil.
Hayra işarettir!
Kemal Derviş hakkında söylenenlerden asıl ilgimi çeken, Serdar Turgut'un şu satırları oldu: "Derviş, Merkez Bankacılığından anlamaz. (Oraya) Başkan olsaydı işler daha da karışırdı. Kemal Derviş'in uzmanlık alanı gelir dağılımıdır. Sosyal politikalardır. Fakirliğin nasıl yenileceği konusundaki programlardır" (Hürriyet, 1 mart).
Ne âlâ! Türkiye'nin temel meselesi de bu değil mi: gelir dağılımındaki "katlanılmaz" adaletsizlik ve fakirlik?
Hocam Şükrü Baban, 1933 üniversite reformu ertesi dönemin, bu arada 1950-1960 Türkiyesi'nin de en tanınmış iktisat hocalarındandı. Başbakan Adnan Menderes'in ona, iki defa Maliye Bakanlığı teklif ettiğini anlatmıştı bir gün. İlerleyen yaşını, artık İstanbul'dan ayrılmak istemediğini öne sürerek özür beyan etmiş.

   - Anlamadığım bir şey var, diyordu. Benim uzmanlık alanım para, maliye değil. On yıl boyunca parayla çok işleri oldu; Türkiye nice dar boğazlardan geçti, krizler yaşadı... Bana iki kere Maliye Bakanlığı teklif etmiş olanların aklına, benim para ameliyeleriyle ilgili fikrimi sormak hiç gelmedi. En çok şaştığım budur, diye gülüyordu.
Serdar Turgut uyarısıyla bana Şükrü Baban'ın bu sözlerini hatırlattı.
*   *   *

Benim siyaset bilgesi de işin peşini bırakmıyor. Dün gene aradı.

   - Doğrudur yazdıkların, ama ısrar et, diyor. Kemal Derviş adını ben de çok işittim. Nitelikli bir iktisatçıdır. İnsana güven ve huzur veren bir kişiliği vardır, diyorlar. Ne var ki Merkez Bankası'nın başına geçerse kısa sürede onu da yerler.
Bir an durup, tane tane söylemeye başladı. Bu, dediğimi hiç değiştirmeden yaz, araya başka laf katacaksan yazma demektir.
Aynen not ettim:

   - Bu duruma ekonomimiz sahipsiz kaldığı için geldik. Ekonomiyi bilen ve hükmedebilen birine hayatî ihtiyacımız var.

TELAYNAK
l Ömer Şirin, televizyon haberinden şikâyet ediyor. "Eminem, aldığı ödüllerle gıpta uyandıran, yazdığı ve söylediği sözlerle de pek çok tepki çeken bir rap şarkıcısıdır". (Şu son günlerde de üç Grammy ödülü birden aldığını ben bile biliyorum.)
"Haber boyunca bu sanatçıdan bir grup olarak söz edildi. (Haberler, 22 şubat, Star TV). Nedir bu? Gündemi takip etmemek mi, ciddiyetsizlik mi? Anlamak mümkün değil..." diye, okurum haklı isyanını söylüyor.

  • Milan - Galatasaray maçını televizyonda seyrettim. Anlatana bir diyeceğim yok, yanındaki yorumcuya tribünde rastlasam kalkar, başka bir yere giderdim.

    Ayten Alpman'a sevgiler
    Gene aklımın ermediği işlere burnumu soktuğum belli oldu. Fuat Uğur adlı okurum, "Bu uyarıyı size binlerce kişi yapacaktır" diyordu; o kadar olmadı, ama uyarı notları yüzü geçti sanıyorum.
    Sertab Erener'in Tek Başına adlı şarkıyı, bence Ajda Pekkan'dan daha güzel söylediğini yazdım (Radikal, 27 şubat). Bu tercihime katılanlar yanında, katılmayanlar da var. Gayet tabiî...
    Ama mesele orada değil, Faks, e-posta ve telefonlardan öğrendim ki, Tek Başına, ilkin Ajda Pekkan tarafından değil, Ayten Alpman tarafından seslendirilmiş ve "zamanında çok beğenilmiştir"; bu adı Sevinç Tevs'le birlikte anıyorlar. İkisi de benim tanıdığım, arkadaş olarak sevdiğim, seslerini, söyleyişlerini çok beğendiğim şarkıcılar. Sertab Erener de onların soyundan, diyen okuruma katılıyorum.
    Ali Kocatepe bilgi de vermiş, teşekkür ederim: "Şarkının orijinal adı Da Troppo Tempo'dur. 1973'te Ülkü Aker'in Türkçe sözleriyle Ayten Alpman tarafından 45'lik plağa okunmuştu" diyor.
    Bu vesileyle şarkı sözlerinin, ufak farklarla üç ayrı metni olduğunu da öğrendim: Tek Başına (Avni Aker), gene Tek Başına (Müzikalite Şarkı Sözü Arşivi. Bu şekliyle şarkıyı, bir üçüncü sevgilim söylemiş, Nilüfer) ve Buldun mu? (Özdemir Erdoğan).
    Herkese teşekkürler!
    Bu üç büyük şarkıcıyı yakından tanımış olduğum için, bir kere daha sevindim.
    Bizim Ayten Alpman'la uzun yolculuklarımız oldu. Rahmetli Sevinç Tevs'le de öyle. 1954'te Amerika'ya birlikte gittik. Dört yüz kişilik bir kafileydik, koca bir vapur dolusu, başka anlamda tafra satıyorum sanmayın. Nilüfer'in, kızı Ayşe Nazlı'yla baş başa mutlu olduğunu bilerek burada ben de seviniyorum.

    Dil Yâresi
    Türkçe dostlarından (Şükrü Ozan Kıral)

  • "27 şubat günkü yazınızda abıhayat sözü geçti. Manasını birinci ağızdan alabilir miyim, dedim"

   - Abıhayat, "Kaynağının nerede olduğu bilinmeyen ve efsaneye göre, içenleri ölümsüz kılan su"dur. Arapça'da ab, "su" demek, hayat da "hayat".
Not. "Birinci ağızdan" yerine "sizden"; "alabilir miyim?" yerine de "öğrenebilir miyim?" demenizi tercih ederim.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.