![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Başımıza ne geldiğini biliyor muyuz? ismet.berkan@radikal.com.trKötümser olmak için yazmıyorum bunları, durumumuzu gerçekçi biçimde saptayabilmeliyiz ki, buradan gerçekçi çıkış yolları bulabilelim. Umarım bu gerçekçi tutum hükümetimiz için de geçerlidir. Başbakan Bülent Ecevit 19 Şubat Pazartesi sabahı saat 11.10'da kameraların karşısına geçip o açıklamayı yaptığı anda Türkiye'nin bütün dengeleri bir daha eski yerine gelmemek üzere bozuldu. Şu anda en acil ve hepimizin gündelik hayatı açısından en belirleyici olanıyla, ekonomik dengesizliklerle uğraşıyor Türkiye. Sonra sıra başka şeylere de gelecek. Krizi uzun bayram tatiline kadar idare etme taktiği tuttu. Bugün son iş günü. Bugün de büyük kazalar olmazsa, ki olacak gibi gözükmüyor, bir anda kararları oluşturmak için 9 gün kazanacak hükümet. Şu an krizin merkezinde Türk bankacılık sistemi var. İstisnasız bütün bankalarımızın bilançolarının varlıklarını gösteren aktif tarafında büyük ağırlığı Türkiye Cumhuriyeti Devleti Hazinesi'nin verdiği devlet iç borçlanma senetleri oluşturuyor. Devlete bu borçlar genellikle yüzde 50'nin altındaki faizlerle verildi. Bu kadar paranın devlete borç olarak verilebilmesini sağlayan başlıca iki mekanizma vardı: 1. Dolar borçlanıp açık pozisyon yaratarak elde edilen TL'ler, 2. Hazine tahvil ve bonolarının ikinci el piyasada alınıp satılabilmesi. Şu anda her iki mekanizma da ölmüş durumda. Doların fiyatı da belli değil, faiz de. İkici el piyasasında bono ve tahviller inanılmaz derecede ucuzlamış durumda. Ama gerçek bir piyasa olduğundan söz etmek zor. Peki bu durum geriye döner mi? Elbette döner ama eski yerine değil. Tek tek her bono için hesap yapmak kolay değil ama dolardaki artış ve bu bonoların fiyatındaki düşüş nedeniyle bütün bankaların çok büyük zararlara uğradığını ve uğrayacağını söylemek yanlış olmaz. Kısacası bu kriz Türk bankacılık sistemini iflasın eşiğine getirdi. Ama iflasın eşiğinde olanlar sadece bankalar değil. Şu anda bütün şirketler hızla küçülmekte, hızla yüz binlerce insanı işinden çıkarmakta. Bütün bu acı işler olup bitiyor ama esasında hâlâ daha bu krizin gerçek bir faturası çıkabilmiş değil. Bu fatura çıktığında elbette ödenecek de. İşte sorun o noktada düğümleniyor: Faturayı kim ödeyecek? Fatura, hangi kesimlere hangi ağırlıkla dağıtılacak. Unutmayın, şu anda krizden etkilenmemiş tek bir kişi ve kurum bile yok Türkiye'de. Ama iş faturayı ödemeye geldiğinde bazı kişi ve kurumlar ya siyasi manevralarla ya da başka yollarla yükümlülüklerinden kaçınmanın, hatta tamamen kurtulmanın yollarını bulabiliyorlar. İşte zurnanın zırt dediği yer burası. 1994 krizinde hükümet krizin faturasını olduğu gibi en yoksul halk kesimlerine, sabit ve dar gelirlilere ödetti. O yıl inanılmaz bir gelir transferi yaşandı ve bazı kesimlerin krizden sonra daha da zenginleştiğini gördük. Bakalım bu sefer hükümet ne yapacak? Krizin faturasını hangi kesimlere yıkacak? Bu yazı, Türk basınınca 'kurtarıcı' olarak nitelenen ve siyasilerimizin daha gelmeden üzerinde ayak oyunları düzenlemeye başladığı Kemal Derviş'in Başbakan Bülent Ecevit ve öteki liderlerle görüşmesinden bir saat önce yazılıyor. Kemal Derviş'in kendisine önerilen görevi kabul edip etmeyeceğini de, Derviş'in önerdiği görevin hükümet tarafından kendisine verilip verilmeyeceği de meçhul henüz. Ama önemi yok. Kemal Derviş ya da başkası... Sonuçta faturayı ödetmek için siyasi bir tercih yapılacak. Bu siyasi tercih de, hepimizin hayatını yakından ilgilendiriyor. Yoksul halk kesimlerinin, dar ve sabit gelirlilerin faturayı hiç ödememesi söz konusu değil. Elbette faturanın bir bölümü onlara çıkacak. Bunu hem işsiz kalarak hem de enflasyon vergisi yoluyla halkın büyük bir bölümü ödeyecek zaten. Ama halkın ödeyeceği faturanın büyüklüğünü belirlemek hükümetin elinde. Bu hükümeti oluşturan üç parti, herhalde böylesi bir krizden sonra, uzunca bir süre için seçimlerde başarı ve hele hele iktidar pek beklemiyor. Onlar açısından gerçekçi tutum bu olur. Eğer hükümetin fazla bir siyasi beklentisi de kalmamışsa, hiç değilse bu sefer halka adil davranmayı seçebilir. Faturanın yükünü dağıtmak çok zor bir iş. Bunu herkes tahmin edebiliyor. Teknisyenler, aldıkları siyasi talimat gereği çok uygun, optimum bir karışım bulmak zorundalar. Çünkü sonuçta bu ülkenin bankaya da ihtiyacı var, üretim yapacak sanayi tesislerine de, ticarete de, tüketime de... Kemal Derviş'in ya da her kim bu dümenin başına geçecekse onun işi çok zor olacak. Umarım hükümet durumun ciddiyetinin farkındadır ve bu ciddiyetin gerektirdiği kadar hızlı çalışmayı, hızlı karar almayı, hızlı hareket etmeyi başarır.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||