![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
AB ve insan hakları Türk İdareciler Derneği 'Avrupa Birliği Giriş Sürecinde İnsan Hakları ve Demokrasi' konulu bir panel düzenledi. Panele AB ile İlişkiler Genel Sekreter Yardımcısı Büyükelçi Volkan Bozkır, emekli Korg. Suat İlhan, Prof. Dr. Tekin Akıllıoğlu, emekli Büyükelçi Gündüz Aktan ile katıldık. Toplantıyı emekli Anayasa Mahkemesi üyesi Lütfü F. Tuncel yönetti.Büyük çoğunluğu idarecilerden oluşan dinleyicilerin AB ile ilgili gelişmeleri ve ayrıntıları öğrenmek için büyük ilgi gösterdiklerini görmek beni biraz şaşırttı. Günlük basında konulara o kadar yüzeysel yaklaşılıyor ki, sanki her şey siyah ve beyaz. AB üyeliğini reddedenler ile kayıtsız şartsız 'üye olalım' diyenler var. Oysa örneğin İngiltere, 1962'de katıldığım Wilton Park Konferansı'nda tartışıyorlardı. 30 sene önce AB'ye üye oldular. Ama hâlâ tartışma devam ediyor. Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı da yapmış olan Suat İlhan paşa AB'ye katılmaya kesinkes karşı. Bunun Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'in temel 'Egemenlik Ulusundur' prensibine karşı olacağını düşünüyor. Bu düşüncelerini sadece bir kitap içinde toplamakla yetinmiyor. Her fırsatta seçkin dinleyicilere ifade de ediyor. Büyükelçi Volkan Bozkır'ın işi zor. Yapılan bir seri eleştiri karşısında mecburen hükümetin resmi tezini anlatıyor. Gündüz Aktan'ın Radikal'deki sütununda yazdığı yazıları büyük dikkat çekiyor. Oradaki ağır sayılabilecek üslubunun yerini panelde açık seçik ve kolay anlaşılan sözleri aldı. Aktan, AB'ye katılmakla doğacak sorunlardan fazlasının AB dışında kalmakla karşımıza çıkacağını anlattı. Prof. Akıllıoğlu AB ile ilgili gelişmeleri yakından izlemek için sarf edilmesi gereken çabaları ortaya koyunca dinleyicilerden bu ihtiyacın ne kadar yoğun şekilde hissedildiği şikayetleri geldi. Panelin ana konusu 'AB ve Türkiye'de İnsan Hakları' olunca sürtüşmelerde önemli bir yer aldığını düşündüğüm iki nokta üzerinde durdum. AB, laisizm ve ülke - ulus birliği üzerine, Kemalist prensiplere göre kurulmuş Türkiye'nin bu prensiplerden vazgeçmesini öneriyordu. AB'nin Türkiye'deki büyükelçisi 1998 yılında bunu 'Turkish Daily News' gazetesine verdiği bir demeçte açıkça ve altını çizerek ifade etmişti. ABD de dahil, neredeyse bütün Batı 'Türkiye'de din özgürlüğünün sınırlarını genişletin... Azınlıklara (Kürt kökenli vatandaşlarımızı ima ediyorlar) kendi dillerinde eğitim olanağı sağlayın...' diyor. AB'nin öne sürdüğü tüm fikirleri, hiç tartışmadan, Türkiye'de savunmayı kendilerine iş edinmiş olan kimi meslektaş da başka görüş öne sürenleri 'Fazla milliyetçi olup AB'yi istememekle' itham ediyorlar. Oysa olaya başka bir açıdan, Anayasa'nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen maddelerinden baktığınızda çelişki içinde kalıyorsunuz. AB'nin bu noktalardaki yaklaşımını, Kemalizm'in halen geçerli bu iki temel prensibi ile nasıl bağdaştıracaksınız? Cumhuriyet'in temelini oluşturan, demokrasinin olmazsa olmaz prensibi olan laikliğin Türkiye için neden yaşamsal olduğunu AB'ye nasıl anlatacağız? Ya Kürtçe eğitim ile TV yayını konusunun hassasiyeti nasıl ele alınacak? 'AB üyelerini bölemez, aksine bütünleştirir' deniyor ve Korsika'daki 250 bin Korsikalı ile İspanya, Belçika, İtalya ve İngiltere'deki azınlıkların durumu öne sürülüyor. Kimse çıkıp da 'Ama Türkiye'de söz konusu kitlenin on milyona ulaştığı tahmin ediliyor' demiyor. Türkiye'nin belli düzeye çıkmış, ülke hizmetinde yılalr yılı deneyimler kazanmış 'idareciler'in tartışmalara gösterdiği ilgiyi beslemek, tartışmaları belli bir seviyeye çıkarmak gerekiyor.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||