Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
2 Mart 2001

Hem mahçup hem arsız akraba

Amerikalı bir akademisyen, büyük kentlerde ev içinden pazara dönük kadın emeğiyle ilgili bir araştırma yapmıştı. Türkçeye de çevrilen bu çalışma (Parayla Akraba, İletişim Yayınları, 1999) parayla ilişkimizdeki dönüşümün ipuçlarını taşıyor. Bu yönünden dikkate değer.
Birincisi, kitaba da adını veren saptama, algılama: Parayla akrabalık. Şimdi varoş denen, eski gecekondu mahallelerindeki kadınların ağzından çıkan söz bu. Para nedeniyle, para aracılığıyla akraba olmak. Dün doğuştan-kanbağıyla ya da onun uzantısı, evlilik yoluyla yaşanan yazgıbirliği, duyusal ortaklık, karşılıklı bağ, yükümlülük vb. bugün para aracılığıyla gerçekleşmektedir.
İkincisi ve belki daha önemlisi, bu yeni durum algılanır, söze dökülür olmakla birlikte ortada 'para', dikkate değer bir para yoktur. Hiçbir zaman olmaz ve hatta beklenmez de!
Çünkü kadınlar, kızlar günboyu 8-10 saat çalışsalar da bu meseleyi bir 'iş' olarak görmemektedir. Her şeyden önce bir 'işyeri'nde değil, evdedirler. Fason, parçabaşı diye adlandırılan, ağırlıklı olarak tekstil sektörüne ya da basit elektronik eşyaların elle montajına vb. yönelik işler, semt dışındaki (akraba dışı) bir taşeron tarafından alınıp getirilmekte, ihtiyaç sahibi birine teslim edilmekte, o da çok düşük ücret karşılığı aldığı işi konu-komşu desteğiyle yapmaktadır. Çünkü işi zamanında yetiştirmek gerekir.
Aynı durum, başka başka aileler arasında yinelenir. 'Ne iş yapıyorsunuz?'un yanıtı ya 'hiç'tir, ya 'ev işi' ya da 'komşuya yardım'.
Ortada bir 'emek bankası' vardır adeta. Herkes gücünü (işgücü), birikimini, tasarruflarını oraya yatırmakta, kendisi gerek duyduğunda hem yatırımını almakta, hem de kredi kullanmaktadır!
Sadece dışarıya yönelik iş yapma düzeyinde değil, 'para' gerektiren diğer durumlarda; örneğin evlilik, doğum, ölüm, hastalık vb. hallerde de 'parayla akrabalık'tan doğan fonlar devreye girmektedir.
*   *   *

Kırsal kesimde özellikle 'geçimlik üretim' ve hayata özgü bu kapalı devre dayanışma; imece kültürü, 1980'lerde büyükkent ölçeğinde, paraya yakıcı boyutta gereksinim duyulduğu koşullarda yeniden üretilmektedir.
Yeniden üretilmekte ama, ne 'pazar', ne 'iş', ne de 'para' vardır devrede. Karşı karşıya kalınan bir durumun, işin, ihtiyacın gereğinin yapılması vardır. Ama bunun ürünü, öteki boyutuyla büyük rantları getirmektedir. Özal döneminin o büyük 'ihracat hamlesi'ni düşünün; kredileri, teşvikleriyle! Arkasında, bir ucundaysa işte bu mekanizma var.
Üç kuruşlarla hayatın sürdürülmesini, 'akrabalık' halini yaratan yanıyla ağır sömürü taşıyan bu hülyalı dönem de çoktan bitti.
Daha vahim ve trajik olan: Selçuklu ve Osmanlı saltanatları göz önüne alınırsa, parayla neredeyse hiçbir ilişkisi, alışverişi olmayan toplum çoğunluğu, geç ve geri kalmışlığın, yoksulluğun telaşıyla düştü paranın peşine, hayli gecikmiş olarak.
Paradan çok, ama çok korkulur bu toplumda. Tanışmamışlıktan dolayı.
"Yoksulların hakikatli düşmanı yazı! Seni pılık pırtık hayatımızın muammasını daha da koyulaştırmak için kullandım" diyen Latife Tekin, Buzdan Kılıçlar romanında bir yanıyla bu korkuyu; alt tabakanın para karşısındaki dramatik açmazını ve açlığını anlatır.
Dün temel olarak alt tabakaya özgü gibi görünen korku ve açlık, bugün toplum bütününe yayılmış gibi görünüyor. Mahçup bir iştahla, istekle girdiğimiz parayla akrabalık, arsız ve acımasız bir savaşa dönüyor hızla.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.