Starlık bana zorla geldiBen 25-26 yaşında hedefime geç yöneldim ve sadece tiyatrocu olmak istedim. Babam sinemacıydı ama sinema beni hiç ilgilendirmiyordu
Star olduktan sonra tuzaklar başlar. En büyük tuzak da, 'Ben ne oynasam, yer yerinden oynar' gibi bir kerameti kendinizde bilmenizdir
İyi yönetmen dünyada çok zor bulunur. Kevin Costner'ın yerinde olsam, grafiğim eğrildiği için gider Yavuz Turgul'un kapısında yatardım NEŞE DÜZEL
Siz, starlığın o büyülü şöhretinegiderken epey meşakkatliyollardan geçtiniz bildiğim kadarıyla.Şöhreti biraz geç buldunuz. Star olmayı öğrendiğiniz gibi star olmamayı da yaşadınız siz. Ama sinemada star olmadan aktörlük ya da aktristlik yapmanın nasıl bir şey olduğu genellikle gazete sayfalarına yansımaz. Star olmayan bir artistin hayatı nasıl geçer?
Önce arayışla geçiyor tabii. Benim kendi hedefimi keşfetmem zaman aldı. 25-26 yaşında hedefime yöneldim ve sadece tiyatrocu olmak istedim. Babam sinemacıydı ama sinema beni hiç ilgilendirmiyordu. Sinemaya girdiğimde otuz yaşlarındaydım, tiyatroda biraz ilerlemiştim ama sinemayı gene ciddiye almıyordum. Tiyatro maaşı yetmediği için sinemayı bir ek iş olarak görüyordum. Dublajdan tanıdığım yönetmenlere, 'figüran olarak beni de çağırın. Ama bir şartım var, yevmiyemi o gün alayım' dedim.
Figüranlık kaç yıl sürdü peki?
Birkaç yıl sürdü. Böyle çok filmim var, arada televizyonlarda oynar. Önde filmin jönüyle jöndamı dansediyor. Ben de arkada kalabalığın arasında biriyle dansediyorum. Benim tanınmam 1975 yılında Arzu Film'de Hababam Sınıfı'na başlamamla oldu. Sinemayı ilk defa ciddiye alacak bir ortam buldum orada.
Star olmayanlar, bir gün star olmayı hayal ederler mi?
Star olmak hiçbir zaman hedefim olmadı. Benim hedefim iyi bir oyuncu olmak ve yaptığım işten mutlu olmaktı. Bu kadar basit ve sıradan yani. Ben oyunculuğa başladığımda star olmayı asla düşünmedim. Mesela Arzu Film'de ne kavgalar oldu. Çünkü başrol gibi beklentiler vardı. Ben ise 'bana sadece bir rol verin' derdim. Bir rol aldığımda da çok sevinirdim, nasıl iyi oynarımın peşinde, o rolün tadını çıkarmaya çalışırdım. Şimdi bulunduğum yer eğer starlıksa, o istemeden, zorla geldi.
Nasıl zorla geldi?
Yardımcı rolleri oynaya oynaya 1984 senesine kadar geldim. O zamanlar Anadolu piyasasına hâkim olan işletmecilerin, 'Şener Şen çok tutuyor, bir filmde başrol oynatalım' isteği, Arzu Film'e, Ertem Eğilmez'e kadar geldi. Fakat bu istekte tehlikeli bir yan vardı. Ben o ana kadar neler yapmıştım? Hababam Sınıfı'nda bir 'body Ekrem' tipi vardı. Bir de Kemal Sunal ve İlyas Salman'la yaptığım kırsal kesimdeki uyanık, üçkâğıtçı, sahtekâr, dolandırıcı köylü tiplemeleri vardı. Yani yardımcı rollerim hep kötü adamdı. Benden gene böyle bir tipleme istenmesine itirazım oldu. 'Onların istediği filmi yapmam, başrol oynayacaksam kendi istediğim filmi yaparım' dedim.
İstediğiniz film neydi?
Başar Sabuncu'nun 'Namuslu' filmini seçtim. Gene komedi filmiydi ama bu benim tür değiştirmem demekti. Ertem Abi bana, 'Eğer bu film tutmazsa senin hayatın başlarken biter. Bir daha bir fırsat yakalayamazsın. Ama öbürünü seçersen yılda beş, altı film yaparsın, para da kazanırsın' dedi. Ben de ' O zaman mutlu olmam. Hem mutlu olup, hem para kazanırsam iyi. Yoksa yardımcı roller oynamaya gene devam ederim' dedim. Neyse ki Namuslu o yılın iyi iş yapan filmleri arasına girdi de benim serüvenim böylece başladı.
Geç star olmanızı neye bağlıyorsunuz peki? İlk başlarda oyunculuğunuzda bir eksiklik mi vardı, yoksa bu biraz şans meselesi mi?
Şansla ilgisi yok bunun. Bir tek eksiklik var, o da bendeki hırs eksikliği.
Siz, Hababam Sınıfı gibi çok popüler filmlerde de rol aldınız. O filmlerde, son zamanlardaki mimiklere dayalı oyununuzun yerine, jestlere dayalı epeyce abar-tılı bir oyun stiliniz var. Bu tarz bir oyun, rejisörün talebi miydi? Yoksa siz böylesinin daha iyi olduğunu mu düşündünüz?
Bunlar farklı oyunculuk tarzlarıdır. Ben her tür oyunculuğu denerim, çünkü kendimi belli bir yere hapsetmekten korkarım. Bir türe tıkılıp kalmak istemiyorum. 'Eşkıya filmini yaptım diye bir daha Hababam türü bir filmde oynamam' demem ben. Hababam gibi güzel proje yakalasam, o tür oyunculuğu gene yaparım. Orada biz Türk tiyatrosundaki geleneksel abartılı oyun tarzını sinemaya taşımak istedik.
Nasıl değişti oyun tarzınız peki? Siz mi artık bu tarzı değiştirmeliyim diye düşündünüz? Yoksa bunu size bir başkası mı söyledi?
Kimse söylemedi, bunlar hep benim zorlamamla oldu. Bizde öyle Hollywood'daki gibi menajerler sistemi ve akıl hocaları takımıyla birlikte hareket etmiyorsunuz. Gerçi Ertem Eğilmez'in başını çektiği Arzu Film, Türk sinemasında çok önemli bir olguydu. İlk defa Hollywood tarzı ekip toplayan, ekibiyle iş yapan, dışarıdan girilmesi zor olan, ekibe göre projeler seçen çok özel bir durumdu Arzu Film. Biz orada bir takım ruhu yaşadık ve bu öğrendiklerimle ben kendi yolumu kendim çizdim sonra. Aradan on yedi yıl geçti.
Uzun ince bir yol bu açıkçası. Ama tabii kimsenin böyle bir yola da tahammülü yok. Herkes 'Başrol gelsin, zarar yok istedikleri gibi olsun. Bu yıl sekiz film yapayım, paramı alayım' diyor. Oysa önce yaptığınız işten mutlu olmanız ve yaptığınız işe inanmanız lazım. Yoksa ne olacak para kazanılıyor işte. Kötü bir televizyon işi yaparak da para kazanırsınız. Ama bu insanı mutlu eder mi? Eee ediyor çoklarını.
Bir aktörün hayatında rejisörlerin yeri nedir? Sizin hayatınızı etkiledi mi mesela rejisörler?
Sinema hakkında düşündüklerim beni yıllardır hiç yanıltmadı. Sinemada sıralama şudur. İyi bir film için ilk sırada senaryo gelir. İkinci yönetmendir, üçüncü oyuncudur. Çünkü dünyanın en iyi oyuncularını doldurun bir filme, peki seyirciye ne anlatacaksınız? O oyuncuları ortada öyle dolaştıracak mısınız? Senaryo anlatacağınız hikâyedir, yaratacağınız dünyadır. Bu dünyayı iyi anlatacak olan da yönetmendir. Hollywood kötü senaryo ve kötü anlatılan hikâye örnekleriyle dolu. Bu yüzden benim bu sıralamadan vazgeçmem mümkün değil. Kendim oyuncu olduğum halde hiçbir zaman kerameti kendimde bilmem ben. Tabii ki ben önemli oyuncuyum, kendimi yok saymam ama nerede ve kiminle iyi oyuncuyum?
İyi senaryoda, iyi yönetmenle iyi oyuncuyum. Beni önce heyecanlandıran senaryodur. İyi senaryo nedir deseniz bilmem. Bilsem ben yazarım. Ama iyi senaryoyu hissederim.
Sanırım şöhreti değil ama prestijli bir şöhreti Muhsin Bey filmiyle yakaladınız. O rolü size mi teklif ettiler yoksa siz mi o role talip oldunuz?
Teklif edildi. Teklif edildi derken yabancı birinden söz etmiyorum. Muhsin Bey, Züğürt Ağa, Eşkıya, bunların yazarı hep Yavuz Turgul. En son İkinci Bahar'ı da yapan Yavuz Turgul. O da Arzu Film'den yetişti. Ve, o ekolden Yavuz gibi uluslararası bir senaryo dehası çıktı. Bunu abartısız, ciddi söylüyorum. Mesela ben Kevin Costner'ın yerinde olsam, grafiğim eğrildiği için gider Yavuz Turgul'un kapısında yatarım. Kevin Costner eğer bilse ki burada bir Yavuz Turgul var, hayatı kurtulur. Çünkü onun için en iyi projeyi gene o bulur.
Muhsin Bey'i yazan ve yöneten Yavuz Turgul, Hababam Sınıfı'nın beden eğitimi hocası rolünü oynayan aktörden, o ağırbaşlı oyunu alacağını nasıl hissetti sizce?
Hababamları yazan grubun en önemli elemanı da Yavuz Turgul'du. Biz Yavuz'la 75'ten beri birlikteyiz. Hem benim Namuslu filmiyle başlayan bir dönüşümüm var. Bu bir çırpıda olmadı ki. Böyle ipuçları gele gele oldu. O bendeki malzemeyi biliyor. Mesela Eşkıya'yı yazarken, benim oyunculuk kapasiteme göre yazdı. Muhsin Bey'i ve Züğürt Ağa'yı da beni düşünerek yazdı. Yavuz oyunculuktan çok iyi anlayan nadir yönetmenlerden biridir dünyada. Bizde çoğu yönetmen ise oyunculuk bilmez, oyuncu yönetemez. Yapılana razı olur. Çünkü o rolün nasıl oynanacağı konusunda kendi fikri yoktur.
Peki setlerde, rolünüzle ilgili önerilerinizi rejisörlere söyler misiniz? Yoksa sadece size söyleneni mi yaparsınız?
Yavuz Turgul'la çalışmaları örnek vereyim. Çünkü diğerleriyle de öyle çalışıyorum. Ön hazırlığı çok olur bu filmlerin. Hiçbir şey raslantıya kalmaz. Yani filme sette hazırlanılmaz. Hazırlık çok önceden, çok ciddi olarak yapılır. O film ön hazırlıkta aslında bitmiştir, geriye sadece realize edilmesi kalmıştır. Mesela Züğürt Ağa'nın beş, altı yıllık bir ön hazırlığı oldu. Hiçbir şey kolay değil. 'Hadi Züğürt Ağa' yapalım demekle olmuyor. Mesela Eşkıya... Düşüncesi diğerleriyle birlikte başladı, gerçekleşmesi ancak 1996'da oldu. Dünyada bir örneğinin olduğunu sanmıyorum.
Hangi açıdan örneği yok?
Yavuz, Eşkıya'yı yazdı. Kime çekileceği, yani çekilip çekilmeyeceği bile belli değildi. Ama Yavuz, Uğur (Yücel) ve ben haftada üç gün toplanıyorduk, ikili sahnelerimizi prova ediyorduk. Yavuz sanki 'kamera' diyecekmiş gibi bizden en doğru oyunculuğu isterdi. Biz de kendi plastik malzememizi,
oyunculuğumuzu onun önüne atardık. Ve, o seçerdi. Mesela İkinci Bahar da raslantı değildir. Çok emek var. Bir yıl senaryoya çalışıldı, bölümler belli oldu. Dizi bittiği zaman, millet biraz uzatın diye kıyameti kopardı ama dizi uzamazdı. Çünkü grafiği o kadardı. Biz üç yıl önceden daha kimsenin haberi yokken, 'bir şey yapacağız ve otuz, otuz beş bölümde bitireceğiz' diye karar vermiştik.
Film setleri, özellikle çekim anlarında çok gergin olan yerler sanırım. Bu gerginlik sizi yorar mı, yoksa bu gerginlikten hoşlanır mısınız, bundan beslenir misiniz?
Çok mutlu olurum. Kesin beslenirim. Benim yaşamımda en mutlu olduğum anlar setlerdir. Hiçbir zorluk, hiçbir şey beni yıldırmaz. Hem ben setlerde gergin olmam. Hazırlık döneminde çok gergin olurum. Proje seçinceye, oyunculuk türüne karar verinceye, doğru oyunculuğu buluncaya kadar çok sıkıntılarım olur benim. Ama hep inandığım kişilerle çalıştığım için bu dönemler de arızasız atlatılır. Sadece yaratım sancıları, onun acıları çekilir. Kişisel ilişkilere yansımaz bu sancılar.
İyi bir oyuncu olmak için gerekli en temel özellik nedir sizce?
Tanrısal yetenek. Ondan sonra da tabii bu yeteneğin üzerine gitmeniz, değerlendirmeniz, beslemeniz, geliştirmeniz gerekir. Ayrıca zekâ, uyum, diğer insanlarla ilişkiler de önemlidir. Kolay olunmuyor. Mesela İbrahim Tatlıses diye bir fenomen var. O muhteşem bir adam bence. Sadece sesi mi olağanüstü? Hayır, gerçek bir star nosyonuna, zekâsına, karizmasına sahip. Yoksa bir sürü sesi güzeller var, işte dağda bayırda söyleyip kendi kendine köyünde oturuyor. Oralara gelmek için çok farklı şeyler lazım. Disiplin, çok çalışmak, bir de yetinmemek lazım. Çünkü star olduktan sonra tuzaklar başlıyor.
Nedir bu tuzaklar?
Kerameti kendinde bilmeniz tuzağı başlar en başta. 'Ben ne oynasam yer yerinden oynar' gibisinden. Yavaş yavaş etraf da çok güzel gaz verir zaten. Bu tuzağa düştüğünüz anda başarısızlık hemen kapınızın önünde hazırdır. Tabii ki kendi öneminizin farkında
olacaksınız ama iyi senaryo, iyi rejisör sıralamasından da vazgeçmeyeceksiniz. Kendimi birden hiç bilmediğim bir filmin ortasına atmam ben.
Gördüğüm kadarıyla hep bir yanıyla ezik olan tipleri canlandırıyorsunuz. Bu bir tesadüf mü? Yoksa en iyi bu tür tipleri, insanları canlandırdığınız için mi böyle rolleri oynuyorsunuz?
Şimdi böyle hep ezik, sıradan, halkın içinden gelen adamlar yerine, tam tersi ben daha evvel hep kötü adamı oynadım. Yapım gereği asla öyle biri olamam ama belki de onları iyi oynayarak onlardan intikam alıyorumdur, kim bilir. Onları iyi gözlemlediğim için onları da güzel oynarım. Zaten bir olay olurken olaya değil de, seyredenlere bakarken yakalarım kendimi ben çoğu zaman. İki kişi birbirini yumruklarken, onları nasıl seyrediyor diye ben millete bakıyorumdur.
Bir gün film yönetmek istiyor musunuz?
İstiyorum ama bu eskiden daha deli dolu bir duyguydu. Zaman geçtikçe işin ne kadar zor olduğunun bilincindeyim. Belki hiçbir zaman çekmeyeceğim ama beni heyecanlandıran çok iyi bir senaryoyu çekmek isterim açıkçası. Çünkü kötü yönetmen bile iyi bir senaryoyu o kadar bozamaz.
İyi bir rejisörle kötü bir rejisörü, hangi özelliklerine bakarak birbirinden ayırt edersiniz?
Daha önce yaptığı işler en iyi göstergedir. Hiç iş yapmamış, bilmediğim biriyle maceraya atmam kendimi. İyi yönetmen, hakikaten çok zor bulunur. Çünkü yaşamı iyi bilmesi, müthiş bir donanıma sahip olması lazımdır. Sadece kamerayı nereye koyacağıyla ilgili değildir bu iş. O zaman yönetmen değil, kameraman olurdu zaten. Bir yönetmenin içinde bir şeylerin onu rahatsız etmesi, 'benim bunu insanlara göstermem lazım' demesi, yani gerçek bir sanatçı olması gerekir. Şener Şen NEDEN? Son dönem Türk sinemasının en özgün, en benzersiz starı herhalde Şener Şen. Ne canlandırdığı karakterler, ne oyun stili, ne oynadığı karakterlere kattığı sahicilik duygusu, ne de bu rolleri gerçekleştirme yöntemi başka hiçbir oyuncuya benzemiyor. Komedi geleneğimize kendi oyunculuğuyla eklediği ağırbaşlı, olgun ve ekonomik yorum tarzı, onu neredeyese başlı başına bir ekol haline getiriyor. Son olarak oynadığı İkinci Bahar dizisiyle, Şener Şen'in bu yetenekleri ve ustalığı bir kere daha keşfedildi. Bir televizyon dizisinin bile olgun ve etkileyici bir esere dönüştürülebileceğinin görülmesi, onu bütün ülkede ilgi odağı haline getirdi. Biz de bu hafta Şener Şen'le oyunculuk geçmişini, sinemaya bakışını, rejisörlerle ilişkisini, starlık hakkındaki düşüncelerini konuştuk. 'Ben hem starım, hem değilim' diyen Şener Şen, 'konumum gereği starım ama star gibi yaşamıyorum. Bundan etkilenmemeye çalışıyorum. Star gibi yaşamanın benden bir şeyler götüreceğinden korkuyorum. Yaptığım işlerin yaşama biçimimle de ilgisi olduğuna inanıyorum. Ve, daha sade ve daha sıradan bir insan gibi yaşamaya çalışıyorum. Çünkü konumunuzdan ötürü dar bir alanda sıkışıp kalmak sizi yanlışa sürükler, bazı şeyleri görmenizi engeller' diyor.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.
|