Ne yapmalı?"Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar."
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK mine.saulnier@free.fr Yukarıdaki sözü, gerçekten Atatürk mü söylemiş, kesinlikle bilmiyorum. Ama kim söylediyse, kâhin sayılmalı. Doğruluğunu görmek için başka milletlere bakmak yersiz, bizim milletin hali canlı timsali. Yarım yüzyıldır çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını aradık. Kimi başardı, kimi başaramadı, ama millet olmanın zorluğu işte, başaranların borusu öttü Türkiye'de. Derken, fatura düştü önümüze. Kiminin haysiyeti satıldı haraç mezat. Kiminin hürriyeti elinden alındı. Yine millet olmanın zorluğu, haysiyetini satmayanlar ve hürriyetini koruyanlar da yaşanan maddi ve manevi iflastan nasibini aldı. Hep birlikte kaybettik istikbalimizi. Hepimizin yarını kapkaranlık. Mustafa Kemal'e atfedilen söz, 'Krizin gerçek yorumu' başlığı altında internet postasından çıktı. Bence bir satırı eksik: İstikbalimizle birlikte istiklalimizi de kaybettik biz. İstikbali olmayan milletlerin, istiklali de yoktur. Atatürk İstiklal Savaşı'nı nereden başlatmıştı? Samsun'dan Erzurum'dan. Bugün 'kurtuluş' yolumuz nereden geçiyor? Washington'dan, New York'tan.
Bir haftadır, Ankara'daki üç başlı zihniyet koalisyonunun üstlendiği gerçek misyonu
anlamaya çalışıyorum. Kimseyi vatan hainliğiyle itham etmek gibi bir niyetim yok. Temelinde hiçbirinin millet düşmanı, tepeden tırnağa kötü niyetli olduğunu sanmıyorum. Ama yani, öyle bir batırdılar ki Türkiye'yi; ülkeye, ekonomiyi bozguna uğratmak, tüm sağlam kurumlarını dinamitlemek, 'Temizel'leri kırmak, kirli elleri sıkmak, halkı işsizlik ve açlığa mahkûm ederek isyana teşvikle görevli bir özel casus timi, 007'lerden oluşmuş bir yabancı ajan ordusu gönderilse.. daha başarılı olamazdı, Türkiye'nin işini bitirmekte.
Oysa Ankara'daki üç başlı zihniyet, böyle bir sonuç için çalışmadı. İyi niyetle yapılmış bir felakete uğradık. Ve felakete yol açanlar, aynı iyi niyetle, durumu kurtarmaya çalışıyorlar. Peki mümkün mü? Hayır, değil. Çünkü bu üç başlı yönetimin kafası, başka türlü çalışmıyor. Şu hale bakın: Bir adam getirdiler Washington'dan, süper bakan diyorlar, zaten tüm yetkilerle donatmadılar, dış ticaret, özelleştirme vb. yine ağzına yüzüne bulaştıranların elinde kaldı ve BİR adamı TEK kurtarıcı olarak gösteriyorlar. Kemal Derviş, belki de çok üstün bir insan. Ancak Atatürk bile hiçbir savaşı TEK BAŞINA kazanmadı. Türkiye'nin makus talihini, bir adamın yenmesine imkân var mı? Dolayısıyla dostlar, bizlerin, milletin örgütlenmesi zamanı geldi artık. Bu işin içinden ya milletçe çıkacağız, ya da milletçe batıyoruz zaten!
Ne yapabiliriz? Bence, ilk aşamada tüm sivil savunma örgütlerini bir Sivil Toplum Savunma Örgütü çatısı altında toplamamız gerek. Hukuki bir savunma cephesi oluşturmalıyız. Aramızdaki her avukat, her bin kişinin savunmasını üstlenebilir. Krize yol açan tüm sisteme, işsizlikten sorumlu her kişi ve kuruma karşı maddi manevi tazminat davası açmalıyız. Bağımsız Türk yargıçlarına görev vermeli, şans tanımalıyız. Onların arasında milleti kollayacak kahramanlar var, biliyorum. Otuza yakın davası olan benim deneyimlerime güvenebilirsiniz! İkinci aşamada, Sivil Toplum Savunma Örgütü olarak yepyeni isimlerden oluşan bir siyasal parti kurmalıyız. İnanın, Türkiye'yi bundan daha kötü yönetmek ve aramızdan, Meclis'i dolduranlardan daha az 'milletin vekili' olanı çıkarmak mümkün değil. Yeni partinin iki amacı olmalı: Ciddi alternatif politika, alternatif ekonomi çalışmaları yapmak, duyurmak, yaymak ve erkene alınsın alınmasın, seçimlere hazırlanmak. Herkesin işi gücü yok ki artık, böyle bir girişime zaman olmasın! Her sektörden işsiz kalanlar, çaresizlikle beklemek yerine, böyle bir örgütlenmeyi başlatabilirler. Belki daha etkili yöntemler de vardır, bulunabilir. Yeter ki aramaya başlayalım.
Kolay olmadığını biliyorum. Ama bu bizim kurtuluş savaşımız. Ya millet olarak kazanacağız, ya da milletin adına, millete sormadan kaybedecekler. Küçüklerin, hem lokmasını ağzından alıp hem söz vermeyen 'büyüklere' karşı 'millet' olmasının zamanı geldi artık.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.
|