Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
7 Mart 2001

Yönetilemezlik

Türkiye'nin altmış yıla yaklaşmakta olan demokrasi tecrübesi, darbeler, toplu yargılamalar, idamlar, hapisler, parti kapatmalar, siyaset dışı anayasalarla dolu hazin bir tarih oluşturuyor. Yüzlerle yıllık bağımsız devlet hayatı, 125 yıllık parlamento ve 80 yıllık cumhuriyet, demokrasi içinde çok daha kolay ve etkin biçimde yönetilmemizi sağlamalıydı.
İçinde bulunduğumuz derin kriz, siyasetin iflas ettiğini bir kez daha ortaya koydu. 1980'lerin başında da rahmetli Özal, ekonomiyi siyasetin dışına çıkarmıştı. Dönemin siyaset sınıfı terörle baş edemediğinden siyasi krizi atlatamamış ve askeri müdahale kaçınılmaz olmuştu.
Bu kez Kemal Derviş siyaset dışı seçeneği oluşturuyor. Ekonomik kriz, özellikle mali piyasalardaki büyük istikrarsızlık potansiyeli dolayısıyla çok daha tehlikeli. Ama Özal'ın yaptığı gibi stratejik anlamda bir ekonomik sistem değişikliği gerektirmiyor.
12 Eylül müdahalesinden sonra yeni bir anayasa yapılarak, etkin yürütmeyle demokrasiyi bağdaştırma amaçlandı. Yani rejimin demokratik eksikliklerine rağmen 1980'lerin sonuna kadar ülke yönetilebildi.
Bu kez terör nedeniyle siyasi kriz yok. Ama parçalanmış, yozlaşmış ve kireçlenmiş bir siyasi yapı sadece enflasyonu indirememekle kalmıyor, hapishanelerden AB üyeliğine kadar sorunları ya çözemiyor ya da her sorunu krize dönüştürdükten sonra çok yüksek maliyetli çözümler geliştirebiliyor. Siyasi iktidar güvenilirliğini, saygınlığını ve otoritesini tehlikeli biçimde yitiriyor. Bu durumda, 1980 sonrasından farklı olarak, siyaset dışı ekonomik yaklaşımın başarılı olması da sağlanamayabilir.

Çıkış yolu var mı?
Bazı aydınlar, daha ziyade nasihat niteliğinde önerilerde bulunuyorlar. "Devlet ceberrut olmasın. İnsanımız bireyleşsin. Farklılıkları tanıyalım. Uyguladığımız devlet laikliğini bırakalım ki, dini inançlar kamu alanına girsin. Ulus-devlet zaten bitti; tekil yapı dışında etnik kimliğe çare arayalım vb." diyorlar. Bu, idealist-normatif yaklaşım, bir
şeyi etik ya da doğru olduğu için, yapmak anlamına geliyor. Tarihi ve sosyolojik gerçeklerden uzak olduğundan uygulanabilirliği yok.
Türkiye'nin demokrasi içinde yönetilmezliği birbiriyle ilişkili iki nedenden kaynaklanıyor gibi görünüyor. Birincisi, demokrasiye geçilmesiyle birlikte, aydınların da vurguladığı kimlik politikalarının büyük ağırlık kazanması. Diğeriyse çoğunluğun ihtiyaçlarının üretmeden bölüşen popülist ekonomik politikalarla sağlanması.
Bizim gibi, Batı tarafından yok edilmemek için, tepeden devrimlerle Batılılaşarak Batı'nın kendisi gibi olmaya çalışan bir ülkede, kimlik sorunlarının bulunması doğal. Hele Batılılaşmanın temel engeli olarak görülen yobazlığı tesirsiz kılmak için dini özel alanla sınırlayan laiklik, dindar kesimlerde kimlik krizini daha da derinleştirebiliyor. Etnik ayrılıkçılık da, küçülerek ulus-devlet olan bir ülkede tekil devlet ilkesini tehdit ederek, iki taraflı kimlik krizi yaratıyor. Osmanlı'dan devralınan devlet kavramını yok etmeyi amaçlayan sol ideoloji de kimlik krizine yol açıyor.
Demokrasiyle birlikte, din alanında oya, ideolojik ve etnik alandaysa teröre başvuran kimlik mücadelesi başladı. Demokrasi ve bireysel insan hakları, hiçbir zaman siyasi mücadelenin öncelikli alanı olmadı. Bir yandan kan akarken, kimliksel amaçlar demokrasiyi araç olarak kullandı.
Oysa demokrasi, hele henüz kurumsal gelişme aşamasındayken, tarihten gelen kimlik sorunlarını çözemiyor. Tersine, demokrasinin işlemesi için kimlik üzerinde toplumsal bir ön mutabakat gerekli. Ama siyasi sınıf bu mutabakatı yaratmak yerine, gerçekleştiremeyeceğini bile bile, özellikle dini kimlik taleplerini tahrik ederek oy almaya çalışıyor. Bu, altmış yıldır bitmeyen siyasi krizin kaynağı.
Kimlik taleplerini yerine getiremeyen siyasi sınıf, kitlelerin ihtiyaçlarını popülist politikalarla karşılayarak, meşruiyet arıyor.
Bu da ekonomik krizin kaynağı.
Ekonomi gibi, demokrasinin de bugünkü siyaset anlayışının dışına çıkarılması lazım.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.