Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
7 Mart 2001

Hayal kırıklığına uğradık

hdevrim@hurriyet.com.tr
Bayramın birinci günü iki araba dolusu insan Yeşilköy'e, oradan Basınköy'e gidip döndük. Bizimki artık ana-baba değil, ağabey, abla, kardeşler arası bayram ziyaretleri.
En genci de dahil torun torba hepimizi çok sevindiren bir değişiklik dikkatimizi çekti. Yolun iki yanındaki düzlüklerde kurban kesilmiyordu bu bayram.
Çevre yolundan gidip döndük; eski adıyla E5 Yolu, bugün D100. Kanın gövdeleri götürdüğü, daha geçen Kurban Bayramı bile hepimizi dehşete düşüren, yazık ki hemen hemen alışılmış görüntü kirliliğinden eser yok. Nasıl sevinmezsiniz.
Demek rastgele yerlerde ve açıkta kurban kesilmesini kınayan yazılar, konuşmalar etkili olmuş, İstanbul halkınca da dikkate alınmıştı.
Fırsat bu fırsattır diye, daha çok en gençleri veciz bir konuşmayla aydınlatmaktan geri duramadığımı itiraf etmeliyim.
Ya Sâbır çektiklerinin farkındayım, ama isyankârlık etmediler. "Alenen kurban kesme" uygulamasından onların da çok rahatsız olduğu belliydi.
Oluşmuş ve netleşmiş kamuoyu ile insanlarımız arasındaki iletişimin sevinilecek bir noktaya ulaşmak üzere oluşuna hep birden sevindik.
Sevincimiz, ilk günün akşamı televizyon seyredecek vaktimiz olmadığı için, ertesi sabah bütün büyük gazetelerde manşet haberlerini ve yayımlanan fotoğrafları görene kadar sürdü.
Meğer TEM Yolu'nun çevresinde durum eskisi gibiymiş. Manzara, bir rezalet tablosuydu.
*   *   *

Ankara'da Bekir Coşkun da bizim gibi hoş bir hayal görmüş, pek sevinmiş.
"Bence Kurban bayramları" giderek değişiyor, diye sevincini dile getirmiş.
"Sokaklarda kan gölleri, köşe başlarında, adam boyu hayvanların iç organları, balkon ve bahçe duvarlarına atılmış koku salan inek-dana-koyun derileri azaldı, en azından bizim taraf böyleydi" (Hürriyet, 6 mart).
Yazık ki şehrin her yerinde manzara bu değildi, Ankara'da farklı olduğunu da sanmam.
Evet efendim, belli bir etkiye rağmen bu yönde kesin sonuç alınamadığı anlaşılıyor.
Ama yılmak yok! Kamuoyu oluşumunun sonuç alınmasını sağlayacak asıl gücü, inanç ve ısrardır. Göreceksiniz, gelecek Kurban Bayramı'nda daha çok sevineceğiz.
Veya daha az üzüleceğiz.

Dil Yâresi
Kardelen adlı programda çiçekler anlatılıyor. Sunucusunun adını alamadım (3 mart, TRT 2).
Son yıllarda başımıza bela, daha doğrusu Türkçemize musallat olan bir kelime var: Oldukça.
Oldukça bir zarf; "bir hayli, epey, yetecek kadar, iyice" demek; kelimenin "evet, az değil, ama o kadar çok da değil" anlamı da var.
Ğ"Parası pulu var mı?

   - Oldukça!
Çok zengin değil, ama fakir de değil, demektir.
Sunucu hanım 2 dakikada on kereden çok kullandı bu kelimeyi. Bir örnek: "Bu çiçeğin 17/18 derecede bulunması oldukça iyidir".
Ne demek Allah rızası için? Oldukça iyiymiş!..

Çengelköy sevdalıları
Beni bu güzel havalar mahvetti... der Orhan Veli. Dizenin ardını getirip size, Evkaftaki memuriyetimden istifa ettim, diyecek değilim.
İçeriye seslenerek sordum:

   - Nasıl der Orhan Veli, "beni mahvetti" diye biten dizesinde?
Genç bir ses cevap verdi:

   - Beni bu güzel havalar mahvetti / Böyle havada istifa ettim / Evkaftaki memuriyetimden.
Lerna'nın sesiydi.

   - Orhan Veli ne mutlu olurdu, dedim; şiirini bir genç kızın sesinden dinleseydi, sağ olsaydı da.
O dizeyi sorarken, gençlerin mektuplarını okuyordum; "Evet, İstanbul'da nereye?" başlıklı yazıma verilen cevapları.
H
Banu Yıldız, NTV haber spikerlerinden. "Arkeoloji eğitimim sırasında İstanbul'un kayıp köşelerini keşfe çıkardım, diyor. Bu minik gezilerde, bunaltıcı şehir yaşamına renkli pencereler açıveren hava delikleri buldum kendime.

  • Ilık bir bahar akşamüstü, çıkın Yeni Valide Han'ın kubbeli çatısına ve Haliç'i, Kızkulesi'ni seyredin.
  • Çoluk çocuk birlikteyseniz Çengelköy'de Çınaraltı'na gidin. Kuzguncuk'a, Fethipaşa Korusu'na gelin. Kanlıca sırtlarında Mihrabat mesiresini tanıyın.
  • Bir tekneyle Karadeniz'e doğru açılın. Anadolukavağı, Keçilik Koyu, Poyrazköy, Anadolufeneri... Geçin karşıya, Büyükliman'da demir atın: İstanbul'da mıyım sahi? Yoksa burası Kemer mi, diye sorun kendinize... Beykoz'a dönün sonra, Tolon'un karşısındaki limanda balık ekmek yiyin.
  • Ve n'olur, gezinizi Üsküdar'da bitirin! Güneş'in, Galata Kulesi'nin, mevsimine göre ya da Süleymaniye'nin ardına inişini seyredin...
    *   *   *

    Can Akkaş bir diğer İstanbul aşığı, üniversiteye hazırlanacak yaşta. O da Çengelköy'cülerden.
  • Boş günüm oldu mu kendimi Çengelköy'e atarım. Kirlenmeye yüz tutmuş İstanbul'un hiç kirlenmemiş nadir semtlerinden biri... Sahilinde bir çay bahçesinde oturun, Boğaz'ın size hiç gözükmemiş güzellikleriyle karşılaşacaksınız. Çengelköy'ün sakinlerine, çarşı esnafına bakın, yüzlerinden tebessüm eksik olmaz. Bu, kendine özgü kokusu olan bir semttir.
    *   *   *

Yalnız İstanbul semtlerine değil, satırlarından bana da sevgi esintileri gelen mektuplar. Yerim oldukça bu tavsiyeleri size aktarmaya devam edeceğim. (Teşekkür ederim çocuklar!)


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.