Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
7 Mart 2001

Memleket nasıl kurtulur? (2)

ismet.berkan@radikal.com.tr
Paylaşılan ortak değerlerimizin o kadar da ortak ve paylaşılan şeyler olmadığının 28 Şubat'la birlikte ortaya çıktığını yazmıştım dün. Esasında '28 Şubat'la birlikte' demek de yanlış. Gerek laiklik konusu ve gerekse etnik milliyetçilik konusu Cumhuriyet'in başından beri varlıklarını sürdüren, tartışılan şeyler. Bu iki temel sorunda bir toplumsal uzlaşma sağlanmadan belki kısa dönemli, dar anlamlı 'kurtuluş'lardan söz edilebilir ama bu kalıcı olamaz.
Ancak bu kadar umutsuz olmaya da gerek yok. Çünkü bu toplum bazı hedeflerde ortak, onları paylaşıyor. Geçmişte ayrı da olsalar geleceğe ilişkin umutları paylaşıyorlar.
Jefferson tarafından yazılan ve Amerikan Anayasası'nın da giriş bölümünü oluşturan 'Bağımsızlık Bildirgesi'nde insanların doğuştan sahip olduğu haklar arasında başka pek çok şeyin yanı sıra 'MUTLULUĞU ARAMA HAKKI' da sayılır.
Bu, sadece Amerikalılar için değil bütün insanlar için yazılmıştır ve elbette Türkiye'deki insanları da kapsar. Hepimiz, mutluluğu arama hakkına da sahibiz. İşte bu, bizi geleceğe ilişkin umutlarımız konusunda ortak yapar.
Hepimiz bugünkünden daha iyi, daha müreffeh, daha huzurlu, daha özgür, daha eşit bir hayat istiyoruz. Bunu kendimiz için istiyoruz, çocuklarımız için istiyoruz.
Öyleyse bu isteklerimizi gerçekleştirmemizi en kolay hale getirecek yönetme tarzına da layıkız.
O tarzın adı anayasal demokrasidir.
Ama yönetebilen demokrasi. Ama denetlenebilen demokrasi. Ama eşitlikçi, özgürlükçü demokrasi.
Yani bugün uygulanan 'şey' değil!
Yönetebilen demokrasi dediğimizde karşımıza dar anlamıyla 'siyasi istikrar' çıkıyor. Seçen, kimi hangi görev için ve hangi vaatler karşılığında seçtiğini bilecek, seçilen ise kaç yıl süreyle ve ne yapmak üzere seçildiğini.
Yani yönetim koalisyonla paylaşılmayacak. Seçilen kişi ya da parti ne başka partiler ya da kişilerle koalisyon yapacak ne de devlet içindeki kurumlarla.
Seçenler ise seçtiklerini sürekli denetleyecekler. Onun hem sözlerini yerine getirip getirmediğine bakacaklar hem de kamu parasıyla gücünü kötüye kullanıp kullanmadığına.
Bu dediklerimi gerçekleştirmenin dünyada bilinen tek bir yolu var: Mutlak kuvvetler ayrılığı.
Yani bir kişi belirli bir süre için (hukuk içinde kalarak) mutlak yönetim yetkisini alacak. Ama yasa çıkarmak istediğinde, kamu parasını harcamak istediğinde ondan bağımsız olan parlamentoya gidecek. Parlamentoda mümkün olan her renge, her siyasi görüşe en geniş temsil imkânı tanınacak. Yani yöneten kişi, yeni kural getirmek ya da kamu parası harcamak istediğinde uzlaşma arayacak.
Tarif etmeye çalıştığım şey, klasik anlamıyla başkanlık sistemi. Amerika'da taa ilk günden beri uygulanıyor. Ve orada bugüne kadar ne darbe oldu ne de anayasayı baştan sona yeniden yazmak gerekti.
Biz ise 50 yıldır parlamenter demokrasiyi deniyoruz. Her seferinde duvara çarpıyoruz, kendi kendimize sürekli kriz üretiyoruz, 1950 yılında refah bakımından önünde olduğumuz ülkelerin gerisine düşüyoruz.
Yanlışta ısrar etmek ne kadar anlamlı acaba?


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.