Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
7 Mart 2001

Bayramın seyranı

mine.saulnier@free.fr
Her Kurban Bayramı, naçiz yazarınıza 'anlaşılmamış' olmanın sendromunu yaşatıyor, sevgili okurlar. Yine yüzlerce tebrik aldım. 'Her ne kadar sizin bayramınız olmasa da...' diye başlayanlar, amenna. Onlar anlamışlar, dalgalarını geçiyorlar. Ama kimileri var ki, gözlerime inanamıyorum, adamları yerden yere vurmuşum, haklarında demediğimi bırakmamışım: 'Hayırlı, uğurlu bayramlar' ve şahsıma sıhhat ve afiyet dilemiyorlar mı, vallahi kavrayamıyorum. Acaba mazoşistler mi, diye düşünmeye başladım. Oysa ben sadist değilim. Sadist olsaydım, fıkradaki gibi yapardım:
Mazoşist, önünde diz çöktüğü sadiste yalvarmış: 'Küfret, aşağıla, vur, acı çektir bana, n'olur!' Sadist, şeytani bir gülüşle sırıtıp kollarını kavuşturmuş: 'Hayır!'
Oysa ben şeriata vurdukça, şeriatçılar bana 'hayırlar uğurlar' diliyor, iyi mi?
Sorarım size: Böyle bayramdan geriye hayır mı kalır? Mezbahaya dönen otoyollardan, kanlı bağırsakların serildiği sokaklardan, vatan sathına hayır mı bulaşır, yoksa şer mi? Melekler mi tütsüler çürüyen hayvan leşlerini, yoksa sinekler mi yayar hastalık mikroplarını? Sizce, sözüm ona Allah için keseceği kurban boğayı, demir çubukla döve döve kesime götüren işkenceciyi, Allah 'hayırlı kulum' diye bağrına basar mı? O boğanın çilesi, celladına uğur mu getirir, yoksa bela mı?
İtiraf ediyorum: Kurban keserken orasını burasını doğrayan, boynuzlanıp yaralanan tüm cellatlar için 'Oh olsun!' dedim.
Ben Şeker Bayramı'nı severim. Adı üstünde bir bayramdır. Pancardan şeker, şekerden bayram yapılır. Kurbanın sözde bayramından, yeri mezbaha, ehli kasaplık olan bir işi sokaklara taşıdığı, kıyıcılığı uluorta bir sefahat âlemine dönüştürdüğü için iğreniyorum. Belediyeler bu yıl mezbaha çadırları kurdular, kesim yerleri gösterdiler. Bana mısın demedi göçebe kalıntısı cellatlar güruhu. Toplumsal alanlar babalarının malı çünkü. Kendilerinin olmayan her yeri işgal etmeye alışmış, gecekondusunu çatmış, kendi kubur sularında oynuyor çocukları; kamusal mekânların, sokakların mı temizliğini düşünecek? Arkasında bıraktığı leşlerden mi rahatsız olacak? Ne rahatsız edebilir onları? Görüntü mü, koku mu? Kendileri hangi görüntüyü veriyorlar, hangi kokuyu yayıyorlar ki?
Bir zamanlar Türkiye'ye özgü bir barbarlık sanırdım bu kanlı sefahatı. Meğer değilmiş. Örneğin Paris'teki Müslümanların koyun boğazlayarak bayram yapanları, iki yıl öncesine kadar başkentin güneyindeki Vincennes Ormanları'nı mezbahaya çevirmişlerdi. O güzelim çayırlarda, ateş yakılması, çöp atılması yasak olan patikalarda kıyım bayramının birinci günü kan gövdeyi götürüyordu. Katliamla şenlik yapıldığını anlayamayan Fransızlar için öylesine korkunçtu ki bayramdan geriye kalan Vincennes seyranı, orman kıyısında mesken tutan, restoran ve kahve sahibi olan tüm nüfus ayaklandı. İslamiyet ve Müslüman düşmanı olup çıktılar, örgütlendiler. Sonunda Paris belediyesi, açıkta kurban kesilmesini yasakladı, karşı geleni tutukladı, hem kurbanını elinden aldı, hem de kurbanın beş katı para cezasına çarptırdı. Artık tüm Fransa Müslümanları, yalnız ve yalnız belediyelerin gösterdiği mezbahalarda, üstelik görevli kasaplara kestirebiliyorlar kurbanlarını. Nokta. Satır başı.
Fransa'daki Araplarla Türkiye'deki kurbancıların ortak kültürü elbette İslamiyet. Ama işte, Fransa'da öyle, Türkiye'de böyle sürdürüyorlar, 'kültür' alışkanlıklarını. Acaba fark kimde ve nerede?


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.