Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
7 Mart 2001

Toplumsal suç ortaklığı

Sezer, Tantan, bir ölçüde Ecevit ve Bahçeli, sistemin dürüst insanların elinde olumlu bir şekilde işleyebileceğini gösteriyor. Ancak bir sistem salt 'namuslu insanların' varlığı üzerine kurulamaz
Haber ResmiAv. BASAR YALTİ
Türkiye'nin reel sisteminin, yolsuzlukları kışkırtıcı bir işleyişi var. Bunun bir yansıması olarak, toplumun bütün kesimleri, kendi değer ölçüleri bakımından yolsuzluğu meşru görmektedirler. Aksi takdirde, yönetimin üst düzeyini olusturan siyasal ve bürokratik kadrolar, bu denli kolay ve pervasız bir biçimde, son zamanlarda yüzümüze çarpılan yolsuzlukların aktörleri olamazlardı.
Türkiye'de haksız kazanç, büyük ölçüde devlet (kamu) mallarının veya olanaklarının kişisel çıkarlar için kullanılmasından kaynaklanmaktadır. Aslında tüm dünyada kamu olanakları iştah kabartıcıdır. Ama başka yerlerde, kamu mallarına ganimet anlayışı ile yaklaşılmaz ve herkes adalet ölçütü içinde hakkını almaya çalışır. Bizler ise, genlerimize yerleşmiş, talancı zihniyetin kalıntıları çabuk canlandığından olacak, kamu mallarının üzerine adeta üşüşüyoruz. Bu yüzden, rant peşinde koşanlar, ya doğrudan devletin içinde yer almaya ya da devlet yetkilerini kullananlarla 'iyi' ilişki kurarak devlete yakın durmaya bakmaktadır.
Devlet imkânlarını kullanıp yönlendiren konumuna gelince, (siyasetçi veya bürokrat olunca) kendiniz için, çevreniz için, yandaşlarınız için, rant kapma yarışına girmiş oluyorsunuz. Çünkü sizden beklenen budur. Böylece yolsuzluk meşrulaşıyor, hatta alışkanlık haline geliyor. Yolsuzluk alışkanlığı ise, ister istemez, rant paylaşımı ölçeğinin büyütülmesi mücadelesini başlatıyor. Bu yüzden siyaset, rant musluklarının başına daha rahat yerleşebilmek için kullanılan bir araca dönüşüyor.

Sorunun kaynağına inmek
Aslında, sistemin kurallarında yolsuzlukların oluşumu için görünür bir kasıt olduğu söylenemez. Hatta, dürüst insanların elinde mevcut sistem olumlu bir şekilde de işletilebilir. Son bir yılda yolsuzlukla mücadelede ortaya çıkan görüntü, bu savı desteklemektedir. Ahmet Necdet Sezer, Sadettin Tantan, Zekeriya Temizel üçlüsünün varlığı, toplumda bu umudu artıran bir gelişme yaratmıştır. Bir ölçüde, siyasal kanadın temsilcileri olarak Ecevit ve Bahçeli'nin kişisel dürüstlükleri bu görüntüyü tamamlamaktadır. Bu kadrolara yargının cesur unsurlarının katılmış görünmesi temiz toplum özlemi içinde olanları umutlandırmaktadır.
Bununla birlikte, yapılanların, temiz toplum ve dürüst yönetim için yeterli olmadığı kanısındayız. 'Bir şeyler yapılıyor' un şimdiki görüntüsü, sorunun kaynağına inen bir anlayışı yansıtmıyor. Ne denli iyi niyetli olursa olsun, bugünkü mücadele, zamana yayılarak toplumun unutkanlığına terk edilecek görüntüsü veriyor. Sonuçta, suçlu ve sorumlu diye birkaç günah keçisinden başka kimsenin kalmayacağı anlaşılıyor. Aradan iki yıla yakın süre geçmesine karşın depremle ilgili soruşturmalarda varılan sonuç bu savımızı kanıtlıyor. Ortada ceza alan bir kişi var: Veli Göçer. Üstelik, depremin asıl sorumluları, hasarlı yapıların onarımını gerçekleştirme işini üstlenerek, rant pastasından en büyük payı kapmada gecikmediler. Bu gidişle, banka yolsuzlukları konusunda da benzer sonuçlarla karşılaşacağımızdan emin olabiliriz.
Eğer, temiz toplum yaratmanın yükünü sadece birkaç 'dürüst' ve 'kahraman' siyasetçi ve bürokratın üstüne yıkarsak, sistemle ilgili değişim gereğini toplumsal talep haline getirmezsek, bu mücadelede hiçbir yere varamayız. Çünkü, sosyolojik ve tarihsel gerçekler kanıtlamıştır ki, bir sistem sadece dürüst ve namuslu insanların varlığı gibi soyutlamalar üzerine kurulamaz.
Bir sistemin, üzerinde duracağı daha rasyonel, daha sağlam, daha gerçekçi temelleri olmalıdır. Üretmeyen, ürettiğini hakça paylaşmayan bir yapı içerisinde sadece ahlak değerlerine dayalı olarak yolsuzluk mücadelesi verilemez.

Toplumsal arınma süreci
Bu konuda, dünyayı yeniden keşfetmemiz gerekmiyor. Toplumsal arınma sürecinin başlatılması ve başarıya ulaşması, kuşkusuz, demokratik bir toplum ve yönetim düzeninin varlığını ön gerektiriyor. Açık, saydam, katılımcı, ayrıcalıkları olmayan ve kendiliğinden harekete geçebilen yargı ve denetim mekanizmalarına sahip bir sistemi kurmak, eger başarılabilirse, yeterlidir. Elbette, böyle bir sistemde de yolsuzluk ve hırsızlıklar olabilir. Ama en azından, yolsuzluk ve hırsızlıklar meşru görülmez ve bunları yapanların karşısında kimse ceketini iliklemez, gereken yaptırımlar gecikmeden uygulanır.

Yurttaş sorumluluğu
Böyle bir mücadelede insan unsurunun önemini özellikle vurgulamak gerekiyor. Hemen herkes, ülkede yaşananlardan şikâyetçi görünmesine karşın, sorumluluğun başkalarında olduğunu düşünüyor. Kendisinin, yolsuzluklarla doğrudan ilgisinin bulunmadığı, hatta mağdur oldugu kanısıyla vicdanını rahatlatıyor. Bu durum aslında, modern toplumlarda çağdaş bireyin patolojisidir.
Şöyle bir düşünelim. Bizler rant kavgası yerine, soran ve sorgulayan yurttaşlar olsaydık yaşananlar başımıza gelir miydi? Siyasal sistemimiz, taraftarlarının iktidara gelince ihya edileceği partilerarası kör dövüşüne dönüşür müydü? Üzümünü ye bağını sorma, anlayışıyla 'işini bilen' insanlar olmanın hırsına kapılır mıydık? Bilmeli ve farkına varmalıyız ki, yolsuzluk/hırsızlık düzeni vahşi bir düzendir. Böyle bir düzende, büyük parçalar hep güçlülerin elinde kalır. Geride kalan büyük çoğunluk, kalanla yetinmek, yetmediği için de kapıkulu olmak zorundadır.

'Eşinizin cüzdanından başlayın'
Eğer, yolsuzluk ve hırsızlıklardan hâlâ şikâyetçiysek, hemen başlamamız gerekmez mi? Nereden mi? Eşimizin cüzdanından. Kazandığı paradan elbette. Eşlerimizi, anne ve babalarımızı, gelirlerinin kaynağı bakımından sorgulamalıyız. Sorgulamaya öncelikle kendimizden ve en yakınımızdan başlarsak, bir başka deyişle mikro ölçekli bir otodenetim mekanizması kurarsak, devlet yetkisini kullananlar topluma çok daha kolay hesap vereceklerdir.
Yolsuzluklarla mücadelenin sonuç vermesi, büyük ölçüde yolsuzluklara prim tanıyan sistemin degiştirilmesine bağlıdır. Bir de sorgulamaya kendimizden başlamaya.
Av. Basar Yalti:
Çaresiz Hareketi sözcüsü


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.