![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Ankara yorgun değil mi? hdevrim@hurriyet.com.trHükûmetin tatil yapmayacağı bayramdan önce açıklanmıştı. Çalıştılar. Gazetecilerin bayram gazetesi geleneğini yeniden başlatma tasarısı da gerçekleşmedi. Onlar da tatil yapmadı. Bayramda Ecevitler'in evinde bir araya gelen Başbakan ile gazetelerin Ankara temsilcileri, o gün orada da çalışmışlar. Bence birbirlerine ve kendilerine haksızlık etmişler. Bülent Ecevit'in bayram ziyareti sırasında sorulan suallere verdiği cevapları öğrenmeseydik, söyler misiniz bana neyimiz eksilirdi? Belki daha iyi olurdu. Aranızda -ve hayli farkla- en yaşlı olan, ziyaretine gittiğiniz kişiydi. Üç beş gün dinlense fena mı olurdu, a çocuklar? Ecevitler hanesinde de makbule geçmez miydi? (Dinlenememiş bir yaşlı adam söylüyor bunu, ukalalık eden bir gazeteci diye almayın! Rahşan Hanım'ın bu "nafile kabul"e nasıl razı olduğunu anlamakta da güçlük çektim.) Yorgun-yaşlı adam "Şu sırada bir şey söylemek istemiyorum" dedikten sonra duramamış ve İMF'ye vermiş veriştirmiş; ne çağın gerisinde kalmışlığını bırakmış, ne işleyiş yöntemlerinin değiştirilmesi gerektiğini. BDDK hakkında düşündüğünü de söylemiş: görevlerinin gözden geçirilmesi gerekiyor, demiş (Murat Yetkin, 8 mart, Radikal). Basın-yayını bir yerde övmüş ("Kurban kesme konusuna medyanın el atması memnuniyet verici. Belki bir yasa düzenlemesi bile yapılabilir"), ama biraz sonra dolaylı olarak kınamış (MGK'daki tavrımın kaçınılmaz hale getirildiğini düşünüyorum. Bizim, toplum olarak bu tür gerginlikleri hemen ekonomiye yansıtma alışkanlığımızdan vazgeçmemiz lazım"). Yansıtmanın kimin işlevi olduğunu ayrıca belirtmek gerekir mi? (Fikret Bila, 8 mart, Milliyet). - Çocuklar siz de dinlenin biraz, demek geliyor içimden. Bu sayede bütün Türkiye, Ankara'yı birkaç gün için olsun unutarak ferahlamış olur. Dil yâresi
Filmi sinema bareminde üst raflara koymaya çalışan haberler, mülakatlar, elbette bol bol resim... Sevilen, neyi nasıl yaptığı merak edilen insanlar oynuyor hikâyede: Müjde Ar (oynamasa hiçbir şey kaybetmezdi), Gazanfer Özcan ile Okan Bayülgen (rollerini senaryoyu okuduktan sonra kabul ettiklerine inanmak kolay değil). Özkan Uğur, Selahattin Duman adı bilinen insanlar. Pelin Batu güzel bir kız (oyuncu olacağım diye bir ısrarı var mı, bilmiyorum). Atilla Dorsay "Her güldüğüm sahneden sonra nerdeyse utandım" diyor (Sabah, 24 şubat). Filmi seyrettikten sonra Tunca Arslan'ın yazısını okudum. "Baştan sona yalapşap fırça darbeleri, çocukça espriler ve genel bir samimiyet çerçevesinde akıp gidiyor Komser Şekspir. Ortada bir senaryo var mı yok mu belli değil" diyor (Radikal, 22 şubat). Son cümlesiyle can alıcı noktaya değinmiş gibi geldi bana. Mesut Ceylan'ın senaryosunda, yenip yutulur bir yemek pişirmekten çok öte malzeme katılmış aşa; aşureye sebzeler ve et de karıştırılmış gibi bir hal, mide fesadına yol açabilecek bir harman. Mefaret Aktaş, filmin sahibi için "İlk fırsatta Plato'sunu kurdu" diyor; Çetin'in kendi deyimiyle "Karar verdikten bir gün sonra film çekebilmek için kurduğu Plato her daim panayır yeri gibi" (Milliyet, 21 şubat). Filmin zaafı sanırım, bu telaşın ve özensizliğin eseridir.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||