Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
9 Mart 2001

Memleket nasıl kurtulur? (4)

ismet.berkan@radikal.com.tr
Bayram geyiği serimizin dünkü ve üçüncü bölümünde Türkiye'de ciddi bir demokratik restorasyona ihtiyaç olduğunu yazmış, halen uygulanan sisteme demokrasi demenin zor olduğunu belirtmiştim.
Modern anlamıyla demokrasi, denetlenebilir rejimlerin adıdır. İngilizcesiyle 'accountable' olmak, yani hesap verebilir olmak, denetlenebilir olmak bir demokrasinin özünü oluşturur.
Bizde ise bu özün kaybolduğunu özellikle son altı yıldır sürekli biçimde örnekleriyle görüyoruz. Bugün sanki varmış gibi duran yolsuzlukla mücadelenin bir türlü Tansu Çiller'in malvarlığını, Mesut Yılmaz'ın Türkbank satışındaki rolünü, Mehmet Ağar-Abdullah Çatlı ilişkisinin ne olduğunu, Karadeniz otoyolunu, nükleer santralı ve burada sıralamaya üşendiğim onlarca başka olayı neden kapsayamadığını da demokrasideki bu öz eksikliğinde aramak gerekir.
Bir yönetimin denetlenebilir, hesap verebilir olmasının tek koşulu, o yönetimin birbirine rakip güçlerin dengesiyle oluşturuluyor olmasıdır. Çünkü, yaygın deyişle 'Güç kirletir, mutlak güç daha da kirletir.'
Bugün çağdaş demokrasilerde başbakanların ya da başkanların seçmen nezdindeki başlıca özelliği dürüstlük değildir. Hatta onlarda böyle bir nitelik özel olarak
aranmaz bile. O demokrasiler, yöneticilerini dürüstlük dışına taştıkları anda yakalayacak cihazlarla donatılmıştır zaten.
O sebeple dürüstlük dışı davranışa cesaret edilemez oralarda. Cesaret edenlerin halini de görüyoruz.
Bizde ise bu cihazların olmadığı göründüğü için kendimize başbakan ararken dürüstlüğünü ön plana çıkardık. Ancak Bülent Ecevit'in dürüst olması, tek başına dedikoduları önlemeye yetmez. Bakın Ecevit'in en yakınındaki insan olan Hüsamettin Özkan
için de dedikodu çıktı bu ülkede. Özkan'ın kirli ya da temiz olması değil önemli olan. Önemli olan, dedikoduları önleyecek şeffaflığın ve denetlenebilirliğin olması.
Bunlar olmadığı için Özkan ağzıyla kuş tutsa hakkında çıkan sözleri tersine çeviremez. Bizler de hiçbir zaman yargısız infaz yapıp yapmadığımızdan tam olarak emin olamayız.
Denetlenebilen, hesap verebilen demokrasi, kuvvetler ayrılığının tam olarak işlediği demokrasidir.
Yargı bağımsız, dolayısıyla korkusuzdur. Yasama bağımsız, dolayısıyla korkusuzdur. Medya bağımsız, dolayısıyla korkusuzdur. Yürütme de bütün bunları göz önüne alarak elindeki gücü adil kullanır.
Bizde bunların hiçbiri yoktur. Halk ne yargının, ne yasamanın ne de medyanın bağımsızlığından ve adaletinden emin. Yürütme ise alabildiğine özgür, alabildiğine adaletsiz.
Bu düzenin çürüdüğüne hiçbir kuşku yok. Ve dünyanın hiçbir toplumu bu kadar çürümüş biçimde ilanihaye yaşayamaz.
Türkiye'nin Afganistan ya da Kuzey Irak olmasına da dünya konjonktürü ve bizim onurumuz
izin vermeyeceğine göre bu düzen değişecek demektir.
Belki de şu anda o değişimi barış içinde, kendi inisiyatifimizle yapmanın son şansını kullanıyoruz. Kemal Derviş'in Amerika'da yaptığı görüşmelerin sadece ekonomik içerikli olduğunu düşünenler fena halde yanılıyorlar.
Unutmayın, son kriz Türkiye'deki yönetimsel beceriksizliklerin dünya çapında etki yaratabileceğini gösterdi. Başbakan bir masadan kalktı diye Brezilya halkı
refahından kaybediyorsa, ortada bizi aşan bir durum var demektir ve dünya bu durumun sürmesine çok fazla izin vermez.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.