Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
9 Mart 2001

'Bölgesel araştırmalar'

Batı üniversitelerinde uzun zamandır devam edegelen bir uygulama var ki Türkiye'de henüz kimsenin ilgisini çekmedi: 'Cultural Studies' ve 'Regional Studies' diye adlandırılan alanlardan söz ediyorum. 'Kültürel' ve 'Bölgesel İncelemeler' diye çevirebiliriz bu terimleri.
'Bölgesel' kavramı, bugünün dünyasında, özellikle 'toplumsal bilim' disiplinleri için uygun 'birim' diyebiliriz belki. Dünya, henüz, tek bir 'ekonomi' veya 'siyaset bilimi' kavramı ve başlığı altında incelenemeyecek kadar karmaşık ve heterojen; öte yandan, hiçbir zaman, yalnızca 'ulus-devlet'le sınırlı bir çerçevede anlaşılır olacak kadar basit olmadı.
Balkanlar gibi bir bölgeyi alalım. Burada bugünün siyasi haritalarında çizilmiş olan ulus-devlet sınırları içinde herhangi bir birimde ne olup bittiğini yalnız oraya bakarak anlamanız mümkün değildir, çünkü öteden beri hepsinin birbiriyle ilişkileri, belki de bölgenin bütün olarak, kendi parçaları üstünde etkileri, birinci dereceden belirleyici olmuştur. Balkanlar'ın bu bakımlardan bazı ekstra özellikleri de olabilir; ama bu genel durum, dünyada kendi başına bir 'bölge' olarak ayırabileceğimiz her alan için geçerli olacaktır.
Aynı zamanda, bu bütünü ya da bütünün bir parçasını anlamak için, farklı disiplinleri bir araya getirmemiz de gerekiyor: Siyasi tarihi anlamakta edebiyatı tanımak çok yardımcı olabilir ya da siyasi tarihi ana çizgileriyle bilmiyorsanız, edebiyatı anlamakta yetersiz kalırsınız.
Moda haline gelmiş her şeye kuşkuyla bakmak gibi bir alışkanlığım var. Başta söylediğim gibi bu '... Studies' disiplini de epey zamandır süren bir moda ve dolayısıyla şüpheci bir yaklaşımı gerektiriyor. Ancak, bildiğim örneklerine daha yakından baktığımda, sözgelişi uygulamadan gelen aksaklıklar veya kullanım biçiminde itiraz edilmesi gerekli noktalar buluyorum, ama kendi 'akademik sınırları' içinde, bir bilgilenme ve araştırma metodolojisi olarak, aleyhinde söylenecek bir şey bulamıyorum.
Onun için, bugüne kadar Türkiye'de hiç denenmemesinin nedenlerini anlamakta güçlük çekiyorum. Her alanda 'modalar' Türkiye'ye kolay gelir. Son 30-40 yıldır dünyada revaç bulan çeşitli 'melez' disiplinler, Türkiye'de de popüler oldu. Öyleyse niçin 'Regional Studies' diye -en azından lisansüstü- bir program yok?
Az önce değindiğim, uygulamadaki zorluk, bunun bir nedeni olabilir. Böyle bir işe başlamak için karşımıza çıkan ilk engel, dil! Balkanları bir bütün olarak incelemeye karar verdik, sözgelişi. Güzel! Peki, bu işi hangi dilde yapacağız? Burada konuşulan dilleri eskaza bilenler olabilir (o 'eskaza'nın 'kaza'sı oradaki yöre veya ülkelerden birinden gelmektir genellikle); ama genellikle dili bilenin akademik ilgisi yoktur ve akademik ilgisi olan da o bölge için geçerli dilleri öğrenmemiştir. Aslında, akademik niyetle öğrenilen dillerden gidecek olursak, Türkiye'de bu alanda ancak Batı üstüne 'Regional Studies' yapabiliriz. Bu belki bizi 'kullanım alanına getiriyor. Söz konusu Batı dillerini bilmenin Türkiye'de bir 'kıymet-i harbiyesi', başka alandan bir metafor kullanacaksak, bir 'piyasa değeri' var; ama Sırpça veya Bulgarca bilmek böyle değil. Onun kullanım alanı hemen daralıyor, çok özel bir alanla sınırlı kalıyor. Ve Türkiye'de hâlâ 'Balkanlar'ı iyi bilen', 'Kafkasları iyi bilen' insanlara ihtiyaç yok, hatta 'Orta Asya'yı iyi bilen'e bile, galiba...


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.