Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
9 Mart 2001

Bayram, kurban

Uzun tatilin, yaşlı ve yorgun bayramın sonu.
Ertelenmiş, katmerlenmiş kriz, herkesin parasının yarıya yakınını alıp götürmüştü bir gecede. Para vurgununu yemiştik. Zaten yoklukla terbiye ediliyorduk bir yılı aşkın süredir. (Yoksa bin yıl mı?) Biraz daha katlanacaktık, hepsi bu...
Yoklukla terbiye ediliyorduk, 'bunlara katlanacağız, az sonra her şey güzel olacak' havasındaydı iş bilenlerimiz, buranın ve dünyanın büyükleri. Öyle vaaz ediyorlardı ve inanıyorduk. Her seferinde 'reçete' biraz daha acı da olsa alıyorduk, alıyoruz mecburen, inanıyoruz.
Yoksunların inanmaktan başka yolu yoktur çünkü. İnanmak iyi gelir onlara. Ve yakışır da: Yoksunlar iyi müminlerdir. Daima. Her koşulda, her toplumda, tarih boyunca. Bilmedikleri ve işlemedikleri günahın kefaretini ödemeye gönüllüdürler. Öde öde bitmez gibi olsa da kefarete katlanılacak, son kötü günler geçecek, güzel günler gelecektir mutlaka.
Öyle iyi, öyle güzel inanırlar ki yoksunlar, her şey onların sayesinde olur. Peygamberler peygamberliklerine, din adamları dinlerine, krallar krallıklarına... Onların haricindeki herkes kendi gücüne, haklılığına onlar sayesinde inanıp iman eder.
Evet, herkes kendi hakkını hukukunu iyi mümin olan yoksunlar üzerinden kurar. Ve sadece yoksunların, o iyi müminlerin hakkı hukuku yoktur. Sadece onların. Çünkü her devirde, her yerde onlar çokturlar ve yokturlar!
*   *   *

İşte bu hal ve hadise üzerinden açmıştık sözü geçen hafta. Hem mahcup, hem arsız akrabalığı; parayı konuşmuştuk. Gecikmeli ve zoraki akrabamızı. "Selçuklu ve Osmanlı saltanatları göz önüne alınırsa, parayla neredeyse hiçbir ilişkisi, alışverişi olmayan toplum çoğunluğu, geç ve geri kalmışlığın, yoksulluğun telaşıyla düştü paranın peşine, hayli gecikmiş olarak," demiştim. Ve eklemiştim: "Paradan çok, ama çok korkulur bu toplumda. Tanışmamışlıktan dolayı."
Araya bayram girdi. Arifesinde Amerika'dan, Dünya Bankası'ndan Derviş geldi. Bu kaçıncı geliş, bu kaçıncı mehdidir bilmem ama tuhaf bir şekilde yeniden ve yeniden umutlar yeşerdi: Biraz acı, biraz zor, biraz uzun olacak ama katlanmayı-sabretmeyi başarırsak, gelecekte her şey güzel olacak... Ve inandık. İnanıyoruz. Başka çare yok.
Bayram geldi, arifesinde Derviş geldi. Kriz dondu. Ortalık yatıştı. Müminler her zamanki tevekkülleriyle acının, yokluğun, yoksunluğun muhteşem şenliğini, dayanışmasını, yasını yaşadı ve daha da yaşayacak.
Haydar Ergülen sağ olsun sözü oralarda bırakmadı, 'Yoksuzluk'a kadar taşıdı. Birinci elden, yoksunların ağzından duyduğu sözü; 'Yoksuzluk'u nakletti, anlattı bize. Hem de "Yoksulların hakikatli düşmanı yazı"yı bu iyi ve güzel müminlerin, yoksunların-yoksuzluk'a mahkûmların cephesinden işlemeye koyulan Latife Tekin'e açık çağrı yaptı: O yazıyı özlüyoruz, istiyoruz!
*   *   *

Şunu sorma ihtiyacını duyuyorum: 'sosyal gerçekçi' yazı ve edebiyat, 'sosyal devlet bitince mi bitti, yoksa, 'bırakın şu yoksulluk edebiyatını' dendikten sonra mı?
Derim ki, yazı, hakikatli, merhametli, vicdanlı olmalı.
Her şeyden paradan da çok ona ihtiyacımız var: Hakikatin yazısına, yazının hakikatine.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.