Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
9 Mart 2001

Önce bölgesel eşitlik

BM Afet ve Kriz Tasarımı Danışmanı, mimar Romi Khosla'ya göre, doğru bir mimari ve kentsel yerleşimin sırrı, bölgesel eşitliğin sağlanmasında. Planlama ise merkeziyetçi değil özerk olmalı
Haber ResmiEVRİM ALTUĞ
İSTANBUL - Ekonomist ve mimar Romi Khosla, Bulgaristan için Birleşmiş Milletler (BM) Kalkınma Programı'nın Afet ve Kriz Tasarımı danışmanlığını yürütüyor. Hintli uzmanın görev alanları arasında Romanya, Filistin ve Kıbrıs gibi sıcak gelişmelerin yaşandığı coğrafyalar başı çekiyor. 'Batı Himalayalar'daki Budist manastırları' üzerine bir kitap da yazan Khosla, ayrıca UNESCO için kentsel canlandırma projeleri üretiyor.
Khosla, Avrupa eşiğindeki Türkiye'nin 'doğru kıyafetleri giyip, doğru sözlerle kendisini ifade etmesi gerektiğini' savunuyor.
Kıbrıs ve Filistin'deki projelerinizden söz eder misiniz?
Kıbrıs'taki görevim, Kıbrıslı Türk ve Rum halklarını ortak projeleri aracılığıyla bir araya getirmek. 'Çiftekomünal projeler' olarak tanımladığım bu projelerle Kıbrıs'ın halklar tarafından bir kez daha birleşmesini ve AB'ye entegre olabilmiş bir ada olmasını amaçlıyoruz. Bu kapsamda Lefkoşa'da da çalışıyoruz. Orada, tek bir şehir planı var ve halklar birbirinden ayrı yaşıyor. Biz, şehrin yeniden birbirine entegre olabilmesi için iki ayrı yerleşimi buluşturmaya çalışıyoruz. Her iki kesimi bir araya getiren toplantılar hazırlıyoruz. Ve her iki kesimden de olumlu tepkiler alıyoruz.
Filistin ise, bölge olmaktan devlet olmaya doğru giden bir yolda. Kendi eğitim sistemine kavuşturulması gerekiyor. Çünkü İsrail'in bıraktığı bölgesel okulların standartları ve işleyiş biçimlerinde bir belirsizlik söz konusu. Bu nedenle ben, yetkililere gelecekteki okullarının nasıl olması gerektiğine ilişkin bir başvuru kitapçığı sundum. Kitap UNESCO tarafından basıldı ve Filistin hükümetinin Eğitim bakanlığı ile geliştirildi.
Türkiye'deki deprem sonrası yerleşimi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Deprem, ilgi alanım olan 'kriz'lerin ani gelen biçimi. İki tür yeniden yapılanma gereksinimi talep ediyor. İlki, geçici ve çabuk olan onarım ve yardım. İkincisi ise uzun vadede planlamayı hazırlıyor. İkinci aşamanın ilk ayağında, eğer imkân dahilinde ise yıkıma uğrayan tüm kentsel yapının yeniden inşası söz konusu. Ardından, yerleşim bölgelerini gerçekte nerede hayata geçireceğinizi belirlemeniz gerekiyor.
Türkiye'deki insanların son derece dikkatli planlarla çalışmaları gerektiğini düşünüyorum. Kesin olan şu ki, tarihi yapıların depremi atlattıkları görülüyor. Bu, gelecek için önemli ve hayati bir ipucu. Japonya'da ise depremsel bölgelerin imarı için acımasız derecede kesin, soğukkanlı ve etkili kanunlar ile kurallar yürürlükte. Bu da Türkiye için diğer bir önemli ipucu olabilir.
İdeal bir mimari gelecek için size göre neler yapılması gerekiyor?
Bunun için sanırım 'Yeni binyılda nasıl bir kent istiyorum?' sorusunu en iyi şekilde yanıtlayabilmek gerekir. Kentleşme denilen konuyu iletişimi, eğitimi, iş olanakları, kentin gereksinimleri, insanların gereksinimleri ve Avrupa ile bağlantılarıyla gündeme getirebilmek... Bugün, iletişimi düşünmeden hiçbir plan yapmak mümkün değildir. Çünkü iletişimin koşulları öylesine değişti ki, her şey daha yeni başlıyor. New York, Paris ve İstanbul gibi büyük şehirlerin iletişim olanakları, ülkelerinkini aşmış durumda. Planlamacı ve yetkililerin yapması gerekenler, zamanın ve gelişmelerin gerisinde kaldı.
Özellikle altını çizmek isterim ki bu, şehir planlama adına doğru bir yöntem değildir. Bugün ekonomik, iletişimsel ve enerjik sorunların büyük bölümü, büyük şehirlerin artan nüfusu ve önlenemez ihtiyaçları nedeniyle belirmektedir. Bana kalırsa sağlıklı şehir planlaması, merkeziyetçi değil, özerk bir planlama sistemiyle gerçekleşir.
Bulgaristan'daki projenizde ne tür çözümlere öncelik verdiniz?
Bulgaristan gibi 'uzun soluklu krizler' ve bombalanan Kosova gibi 'ani krizler' için ayrı çözüm türleri söz konusudur. Bulgaristan'da ele aldığımız öncelikli sorun, artan işsizlikti. Siyasi rejim bakımından sosyalizmden kapitalizme adım atan Bulgaristan'ın güç durumu, AB ve Dünya Bankası'nı özel projeler üretmeye itti. İşsiz kitleleri iş sahibi yaparak evlerine para girmesini sağlamaya çalıştık. Onlara geçici eğitim ve iş olanakları sunduk. Binaların boyanması, metal işleri, caddelerin onarımı, parkların düzenlenmesi gibi...
Bu şekilde çevre halkı psikolojik bir destek kazanmış oluyor. Bunun için işleri küçük paketler halinde belirliyoruz. Örneğin bir yol yapılacaksa, üç ayrı müteahhide elle, paket taşla yaptırılmasını sağlıyoruz. Bu işlerle, istihdam ve ekonomik güç pompalanıyor.
AB eşiğindeki Türkiye'nin ekonomik ve sosyal açıdan yapması gerekenler üzerine gözlem ve fikirleriniz nedir?
AB'nin standartları oluşturmak adına tek bir sistemle çalıştığını biliyoruz. Birlik, teknik, demokratik ve bürokratik açıdan tek tip bir yönetim biçimiyle işliyor. AB, bir kulüp gibidir. Doğru dili konuşur; doğru kıyafetleri giyersiniz. 'Kulübe' girmeye hazırlandığınız bu süreçte, kurallarına uymak durumundasınız. Ancak ülkenizde AB için mevcut kültürü yeniden yapılandırmak üzere ne kadar çabalayacağınıza dair tartışmalar yapılıyor.
Zaten Türkiye de bu açıdan avantajlı bir konumda. Ancak tarihi ve kültürel nedenlerle bu uyum süreci uzun zaman alabilir.
Türkiye'nin ekonomik durumu, Doğu Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında oldukça dinamik, iyimser ve önü açık bir tablo ortaya koyuyor. Türkiye gibi nüfusu kalabalık ve büyük bir ülkede eşit refah seviyesini yakalamak, bölgesel eşitlikten geçiyor.
Türkiye'nin doğu kesiminde tarımın ağırlığı söz konusu. Batı ise daha endüstriyel bir manzara çiziyor. Deprem bunu açıkça ortaya koydu. Bu nedenle tam bir ekonomik gelişme için yatırımların ülkenin her yanında eşitlikçi bir bölgesel kalkınma politikasıyla uygulanabilmesi gerekiyor.
BM Kalkınma Programı üzerine detaylı bilgiler için web: www.undp.org


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.