Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
13 Mart 2001

Krize karşı bir ağaç gibi

Ekonomik kriz sanat ortamını felç etmek üzere. Sanatçıları güçlü tutacak bir sistem yok.
En kötüsü de sanat örgütleri ilgisizlik ve kötü yönetim yüzünden işlevlerini yerine getiremiyor
Haber ResmiBERAL MADRA
İSTANBUL - Virilio, "Dünya televizyon aracılığıyla bütün krizlere açıktır" derken, Türkiye'nin bu saptamada birinci sırada yer alacağını tahmin edemezdi elbette.
Elektronik aygıtlar, gerçeklerle en önemli ve en yakın ilişkilerimizi yırtmakta, iki ayrı dünya yan yana var olmakta ve sanal gerçek, gerçekten daha güçlü olmakta...
Bu günler, Türkiye'de yaşamak zorunda olan insanların geleceği için olumsuz yönde belirleyici. Sanırım, olan biteni ekran karşısında taşlaşmış gibi izleyip, gerçek ortamda da aynı edilgen izlemeyi sürdürmenin faturası bir biçimde ödeniyor.
Yalnız yaşamsal işlevler ve etkinliklerin geçerli olduğu koşullar içindeyiz; nerdeyse düşünsel eylemlerimizi ve tinsel gereksinimlerimizi açıklamaktan, doyurmaktan korktuğumuz koşullar...
Sanat üretimi ve tüketimi bütün ayrıntılarıyla kaza/kriz patlamaları içinde eriyip gitmesin diye, olduğundan daha büyük bir çaba göstermek zorunda olmamıza karşın, ne gerçek ortamda, ne sanal ortamda bu tür bir savaşı kazanmamız için gerekli donanımlar yok; ne sanat üretiminin/tüketiminin sürekliliğini ve dinamizmini sağlayacak yatırımlar, ne tuttuğunu koparan sivil örgütler, ne de geniş kitleye bu alanın gerçeklerini yansıtacak TV programları...

'Bu da geçer yahu' tembelliği
Şimdilerde, bize gerçek ve sanal ortamda yaşatılan kazalar/krizler dışında bir yaşamımız kalmadığına göre, sanatçılar ve sanat işleriyle uğraşanlar olarak bu koşullarda nasıl yaşayacağımızın ince hesabını yapmaktan başka bir seçenek de kalmıyor. Bir de, 'bu da geçer yahu' tembelliğine sığınmak seçeneği var...
Ben ince hesap yapmaktan yanayım açıkçası. İnce hesaba başlayınca da şimdiye değin görmezlikten gelinen birçok şeyin, gerçekte bu kaza/kriz ortamının bir parçası olduğu ortaya çıkıyor.
Bir süredir, yaşamdaki sert değişimlerden soyutlanıp doğayı ve yaşamı öykünen 'eserler' üretmenin, müzayedelerden resim almanın, durmadan klasik manzara resmi sergisi açmanın, eleştiril(e)meyen konserlere, tiyatrolara gitmenin, Amerikan filmleri ve reklam klibi mantığında çekilen yerli filmleri izlemenin, devletin kültür politikasını kopya eden sivil kültür sanat örgütleri kurmanın, kazalar/krizler yüzünden geri kalmış bölgelere sanat/kültür/spor çıkarması yapmanın, sanat olgusunu bulunduğu yerden öteye götürmediğini gözlemliyorum.
Türkiye ekonomisinin dünyaya açılmaya başladığı 80'li yılların ortasından bu yana umut verici bir yükselme grafiği çizen sanat üretimi/tüketimi, yine kriz olgusuna bağlı olarak, 90'lı yılların ortasından sonra yükseldiği yerde durmakta.
Bu durum, bir yandan özel sektörün yaratıcı insana değil de etkinliklere yatırım yapmasında yatıyor. Bir yandan da o yıllarda kurulan sanat/kültür sivil örgütlerinin işlevlerini dolduramaması, yönetime talip olanların işleri kendi çıkarları doğrultusunda yürütmeleri, resmi bürokrasiyi kopya eden hantallığı ve resmi kültür politikasını aşarak sanatçılara ve sanat işleriyle uğraşanlara ufuk açacak etkinlikler ve eylemler gerçekleştirmeleri var.

Sivil örgütlerin durumu içler acısı
Oysa, kaza/kriz dönemlerinde bireylerin çalışması güme gitse bile, sivil örgütlerin çalışması verimli sonuçlar doğurabilir.
Var olan örgütler arasında en önemli ikisinin durumu içler acısı. Sanatçıların uluslararası sanat ortamı ile ilişkilerini kurmak ve geliştirmek amacıyla, 'büyük umutlar'la 90'ların başında kurulan Plastik Sanatlar Derneği'nin -söylenene göre 'parasızlıktan', ama bana kalırsa kötü yönetimden dolayı- tarihe karışmasına ramak kaldı.
Yine 1980'lerin başında kurulan, 'çağdaş müze' kavramını kamuoyunun gündemine getiren, nice genç sanatçının sanat ortamına adım atmasına yardımcı olan Resim ve Heykel Müzeleri Derneği, 20 yıllık çalışmanın ürünlerini toplamak şöyle dursun, nerdeyse unutulmak üzere. Bir grup özverili insan derneği ayakta tutmaya çalışıyor. Bu derneğin başlıca işlevi İstanbul'da bir Çağdaş Sanat Müzesi kurmaktı; neden kurulamadığı hiç tartışılmıyor.
Durum böyle olunca, bu derneğin kurucularının ve çalışanlarının da içinde bulunduğu bir grup İstanbul Müzesi Vakfı'nı kurdu ve içinden çıktığı derneği üvey çocuk gibi bir kenarda bıraktı.

Sözler lafta kaldı
1993'ün Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı'nda yer alan Plastik Sanatlar Komisyonu raporunda önerilen önlem ve çözümlerin hemen hiçbirisi yerine getirilmedi. Yakın dönemde, British Council, Goethe Institut türünde bir sivil örgütün kurulması amacıyla yola çıkan, ama zaman içinde kapanın elinde kalan Yüksek Sanat Konseyi de sanırım, tarihe karıştı. Sonu getiril(e)meyen işler, nedeni ve hesabı sorulmayan başarısızlıklar ve tuhaftır, tıpkı siyasette olduğu gibi hep aynı insanlar işlerin başında...
Günümüz uygarlığını olumlu, olumsuz biçimlendiren küresel ve elektronik kapitalizmin sonucu değişimlere ayak uydurmak ve sorunlara çözüm önerilerinde bulunmak için bireysel çabaların yeterli olmadığı herkesin yaşadığı bir gerçek.
Yine de görünen odur ki, sanatçılar ve sanat işleriyle uğraşanlar kendi çıkarlarını ilgilendiren sorunları deşmekte ve çözüm aramakta en iyi niyetle 'tarafsız', kötü niyetle ise 'tembel' davranıyor. Ya da, sanat ortamı örgütlenmeyi sevmiyor, bağımsız takılmayı seviyor, diyebiliriz.
Ülkeyi kasıp kavuran kriz dalgalarına aynı şiddette karşı koymak olanaksız görünse bile, bu söz konusu 'bağımsız' sanatçılardan ve sanat işleriyle uğraşanlardan, en azından usta bir sörfçü gibi, dalgaların gücünü yaratıcı bir dansın ritmine dönüştürmek türünde bir strateji üretmeleri beklenir. Bu olası stratejinin izini bulursam 'iyimser' yazılar yazabileceğim.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.