Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
13 Mart 2001

Bir yolcu

Rio sokaklarında amaçsız, başıboş dolaşan bir yolcu; bir salyangoz kabuğuna nasıl çekilirse, öyle sığınmış kendi benliğine; her an kafasına dayanacak bir silahın korkusu içinde; ağzı zımpara kâğıdı gibi; adımları titrek, koltukaltlarında iri ter halkaları... Ufku bakışlarıyla sınırlı ve yorgun gözlerinden başka güvenecek şeyi yok.
Çok değil, daha üç yüz yıl öncesine dek, bu toprakların kayıtsız şartsız tek hâkimi olan cangıl hâlâ burada; demir parmaklıklarla çevrili dev apartmanların arasında sesini duyuruyor. Ayak bastığı her kara parçasına kanlı haçını -ve kılıcı, ateşi, işkenceyi, tüberkülozu- taşıyan Avrupalı, tropiklere yenik düşmüş. Cangıla, kaosa, bilinmeyene katlanamayan, elini attığı her şeyi bir an önce çözmek, çözümlemek, yönetmek isteyen Beyaz Adam, bu topraklarda yamyamlığa, çılgınlığa sürüklenmiş. Tropikal nem iliklerine işlemiş, yağmurun, güneşin altında ahlaki dokusu çözülüp gitmiş.
Öz oğlunu çarmıhta terk eden ve tüfeği keşfetmiş Tanrı, Afrikalı Eros'u yenememiş, onu satışa çıkartmış, kirletmiş, suça dönüştürmüş. Candomble ritimleri, ilahilerle, ağıtlarla, kamçı sesleriyle iç içe geçmiş.
Oğlak dönencesinin tam üstündeki bu kentte, insan soyunun bütün olasılıkları gözler önünde. Başka bir gezegenden gelen konuğa sunulurcasına... Zenci-beyaz, kızılderili-beyaz, kızılderili-zenci melezleri, Japonlar, Hintliler, Ruslar, Almanlar, İsviçreliler... Latin Amerika'ya çöl ezgilerini taşıyan Suriyeli Araplar, 'El Turcolar...' Kıraç topraklardan göç etmiş kavruk Kuzeydoğulular... Kırk kuşak köleliğin
kanlı izleriyle kaplı Bahianolar... Dünyanın en kapalı bakışlarına sahip Amazon yerlileri... İnsan teninin alabileceği her renk ve ton... Tarçın rengi, toprak
rengi, turunç, sütlü kahve, bal, kakao...
Bedenin başdöndürücü anarşisi...
Giz diye bir şeyi hiç öğrenmemiş, kalın kazakları, çizmeleri, ahlakın bin bir hapishanesini tanımamış gövdeler... Her daim taze ve diri, çıplak, söylencelerinden sıyrılmış... Tanrı sonsuz bir yaz, sonsuz bir gençlik bağışlamış bu topraklara. Rüzgârda uçuşan rengârenk etekleri kadınların, alev alev yanan kaldırımlardan kalçalara dolanan ritimler, yırtıcı bir kuş gibi kendini uçurumlardan salan arzu... Cinselliğin buharında soluk alıp verebilen bir kent: Rio de Janeiro. Hep çırılçıplak, ama hep maskeli... Hep doygun, ama hep aç...
*   *   *

Alev alev yanan kent hummaya tutulmuşçasına titriyor. Isınan asfaltın bulut bulut saldığı su buharına gömülmüş, kumlara serili dev bir balina gibi soluk alıp vermeye çalışıyor. Günlerdir tek bir esinti gelmiyor kumsallardan; sıcaklık içerilere doğru giderek yükseliyor, kent merkezinde kırk beşe varıyor. Sokak köpeklerinin ağzı köpük köpük; sokak çocuklarının dudakları susuzluktan çatlamış; okyanusun mecalsiz dalgaları kentin yaralarını yalıyor. İnsan kokan tozlu caddeleri yıkayan yalnızca ışık yağmuru. Çiğ, keskin, gözleri acıtan tropikal ışık, renkleri önüne katmış, sürükleyip götürüyor. Dayanılması güç öğleden sonralar... Zaman kör uçuşta... Saatler eğilip bükülüyor, uğulduyor, kıvranıyor. Bütün gövdeler yorgun, yapış yapış, son hücresine dek doymuş. Ölüme çağıran bir uykuda, gece için güç toplamaya çalışıyor. Gün, lezzetli kısımları yiyip bitirilmiş bir meyve gibi çürümeye terk edilmiş.
Rio sokaklarında amaçsız, başıboş dolaşan bir Türk kadını; bir salyangoz kabuğuna nasıl çekilirse, öyle sığınmış kendi benliğine; her an kafasına dayanacak bir silahın korkusu içinde; ağzı zımpara kâğıdı gibi; adımları titrek; koltukaltlarında iri ter halkaları... Gözlerinden başka güvenebileceği hiçbir şeyi yok; ufku bakışlarıyla sınırlı. Bu vahşi topraklarda yürürlükten kaldırılmış geleceğe doğru, solgun varlığını sürüklemeye çalışıyor.
Yanından geçip giden rastgele bir kola sarılmak ve bir sözcük dilenmek istiyor.
Ne aşk, ne sevgi, ne dostluk; yanlızca tek bir sözcük. Bütün seslere anlam
verecek o tek sözcük. Acımasızlığı bir türlü öğrenememiş sırtının yorgun gölgesi, sokak insanlarını yalayıp geçiyor.
*   *   *

Belki tahmin etmişsinizdir yukarıdaki bölümlerin de 'Kırmızı Pelerinli Kent'ten olduğunu... Bense bir başka yolculuktayım. Çok uzakta değil ama yeterince uzaklarda... Kendimden başkası için yazamayacak denli bitkin, bir başına, hasta, acı ve çoktandır olmadığım kadar huzur içindeyim.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.