![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Ayak çalımına kalkmayın! hdevrim@hurriyet.com.trAnkara'dakiler! Size bir şey söyleyeceğim. Bütün Türkiye'nin gözü, evet gene Ankara'nın üzerinde. Ama şimdi gözlenen sizler değilsiniz. Marifetleriniz konusu bile, bir süre için rafa kaldırıldı. Zumlanan noktada bir kişi var, Kemal Derviş. Dün haber kanalları kısaca bir görüşmeden söz ettiler. Devlet Bakanı Kemal Derviş teknisyenlerle yaptığı sabah toplantısından sonra Başbakan Ecevit'i görmeye geldi. Bu mümkün olmayınca, özel kalemin uyarısıyla Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan'la yarım saat kadar görüştü. Ondan sonradır ki on dakika süreyle Başbakan'la görüşmesi mümkün oldu. Ayak çalımını devam ettirmeye kalkan varsa, onu uyarmak için söylemiyorum. O nasıl olsa cin çarpmışa dönecektir. Beter olsun! Ama derdimiz, onun veya bu gibilerin hak ettiği belayı bulmasından ibaret değil. Koca Türkiye, Yunus'un "...kıldan incedir, kılıçtan keskincedir" dediği Sırat'ın üzerinde durmuş, nefesini tutmuş bekliyor. Sonra neye uğradığınızı anlayamazsınız! KOMEDYA Sıfır'ın ettikleri Dil Yâresi
- Mektubun tarihi 7 eylül 2000. Aradan altı ay geçmiş. Eve götürdüğüm bir zarfın içinde. Üzerinde "Doğan'ın yazısına bakılacak" notu. Zarfı, ortalığı toplarken buldum. Cevabım: İngilizcem yok. Ama iş-dükkânı demeye ben de karşıyım; deyiş kulağıma "munis" gelmediği için, yoksa bir şey bildiğimden değil. Nüktenin yerini alan küfür Bir okuru sormuş: - Bu Hakkı Devrim'in seninle ne alıp veremediği var, diye. "Doğrusu bunu ben de bir kez Hakkı Devrim'e sordum, diyor. Aldığım yanıt çok kaypakçaydı. Aktarayım da, bir daha kimse sormasın. Telefon açıp Devrim'e hakkımda yazdığı bir yazıyla ilgili soru sorunca aynen şöyle dedi: < Fatihçiğim, seni çok seviyorum. Yazdıklarına bayılıyorum. Çok okunduğun için sana takılarak ben de idare ediyorum. Alınma gücenme..." "Kelime kelime böyle değilse de, mealen bu. 70 küsur yaşında bir adam, böyle diyorsa, ben daha ne diyeyim? Yazsın, eğlensin. Karakteri bu..." (28 şubat). Eskiler sözü burasından alırken, "Müşarünileyh, nezaket ve terbiyesiyle iştihar etmiş biri değildir" derlerdi ("Adı geçen, nezaket ve terbiyesiyle ünlenmiş biri değildir" demek). "Karakteri bu..." demenin, "karakteri bozuk" veya "karaktersiz" anlamına geldiğini bilir sanıyorum. "Sorma kişinin aslını, sohbetinden bellidir..." mısraını da bilir mi dersiniz? "Aynen" ve "mealen" anlattığı konuşma benim hatırımda. Time, 20. yy'ın adamı diye bir anket yapıyordu. "Aman katılın Atatürk kazansın" diyenler ile bunu yersiz bulanlar tartışıyor; ben sonunculardanım. Altaylı da: - "Kendini entel olarak tanıtan bir grup hıyar, bu ankete oy vermenin beyhude olduğunu söylediler, yazdılar" diye fikir (!) beyan etti (Hürriyet, 6 ocak 98). - Ağabey, benimle niye uğraşıyorsun, diye sorduğunda, "Beni hıyarlar arasında saydığın için" dedim. Bunu yazdım da o zaman. Hiç öyle bir niyetim olur mu, dedi. Lafı tatlıya bağladık. Benim Fatih Altaylı'ya yaltaklandığımı, kaypaklık ettiğimi düşünebilir misiniz? Yıllar var ki gazeteler okur bulmakta zorlanıyor. Çare zannedilen her yola başvurulduğu halde; zaman zaman seviyesizlikler bile göze alıdığı halde; küfürbazlığa kadar... Faydası oluyor mu?
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||