Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
13 Mart 2001

Bir Topkapı ziyareti

Birkaç yıldır Osmanlı kurumları ve kültürü üstüne bir ders veriyorum. Derste konuştuğumuz olayların geçtiği yerleri görüp konuları biraz daha somutlaştırmak için yılda iki kere de gezmeye çıkıyoruz. Topkapı Sarayı ve onun içinde Harem, doğal olarak, öncelikle görülmesi gereken yerler.
Topkapı'nın bütünü değil ama Harem, öteden beri, gezmesi zor bir yerdir. Bunun anlaşılır nedenleri olabilir, ama zaman geçtikçe, o nedenlerle ilgili tedbirler alınarak zorlukların azaltılması beklenir. Oysa, böyle bir şey olamıyor ve tam tersine, her seferinde biraz daha sıkıntılı bir rutin izleniyor.
Geçtiğimiz pazar, bir öğrenci grubuyla oradaydık. Eskiden beri olduğu gibi Harem için ayrıca kuyruğa giriliyor, bilet alınıyor vb. Önceki seferlerin ayrıntılarını da sürekli aklımda tutamıyorum elbette ya, Bu seferinde saat başında içeri girilebiliyor, onun için de gişe saat başına çeyrek kala açılıyordu.
İçeriye altmış-yetmiş kişi (en azından) doluşuyor ve müzenin görevlisi bir rehber, İngilizce, birtakım bilgiler veriyor. Bütün bu kalabalık, belirlenmiş 'Harem'i gezme güzergâhında' bir arada yürümek, durmak, yeniden ilerlemek zorunda.
Bunları bilmediğim için öğrencilerime kendi önemli veya anlamlı bulduğum ayrıntıları anlatmaya başlamıştım. Derken görevli rehber ortaya çıktı ve bu işin böyle yapılamayacağı anlaşıldı. "Ben grubumla önden gideyim" dedim, ama o da olamıyormuş, görevli rehberin önüne kimse geçmemeliymiş. O zaman biz geride kalarak biraz çare bulmuş olduk. Ama ancak 'biraz'; bir yerde laf uzayıp gecikirsek görevliler gelip öndekilere yetişmemiz gerektiğini söylüyorlar.
Rehber olsun, öteki görevliler olsun, kimse kötü davranmadı veya terslik etmedi, ama 'kurallar' bunlar ve kurallar böyle olunca işin tadını -ve anlamını- kaçırmak için kimsenin bireysel bir terslik etmesine gerek kalmıyor.
Başka zamanlarda görülebilen bazı yerler de bu sefer kapalıydı. Hem de, örneğin Valide Sultan Taşlığı gibi, can alıcı yerler; I. Ahmed'in kitaplığı. III. Ahmed'in Yemiş Odası, I. Abdülhamit'in odası güzergâh dışı kalmıştı. Bunun nedenini sorduğumda, 'Şimdi bayram. Kalabalık oluyor' gibi bir cevap aldım.
Bütün bunların temelinde, kaynak, yani para yetersizliği olduğunu sanıyorum. Onunla birlikte, ilgi yetersizliği de rol oynuyor olabilir. Yabancıların, bu 'harem gezme' yönteminden özellikle mutlu olduklarını sanmıyorum; ama 'turist' olarak, özellikle şikâyetçi olacak halleri de yok. 'Demek usul böyleymiş' deyip geçiyor, sonra hemen unutuyor olmalılar. Aynı şekilde 'halkımız'ın da ne mutlu, ne de şikâyetçi olduğunu tahmin edebiliriz. Müze yönetiminin ise, bu son derece önemli bölümün zarar görmesini engellemekten daha güçlü bir düşüncesi herhalde yoktur; burayı korurken, aynı zamanda gezmeyi keyifli hale getirecek imkânlardan yoksun olduklarını sanıyorum.
Biz, yukarıda değindiğim yabancı ve yerli ziyaretçilere benzemeyen bir gruptuk. Topkapı'nın veya Harem'in uzmanı olmak gibi bir niyetimiz olmasa da, akademik bir bilgilenme ihtiyacıyla buraya geliyorduk ve bu gezi kalıbı içinde ihtiyacımızı gidermenin hiçbir imkânı yoktu. Oysa, teorik olarak, ihtiyacı giderilmesi gereken 'ideal ziyaretçi' tipi de bizimkiydi. 'Korumakla yetinmek', yalnız Topkapı'da değil, bu ülkede pek çok yerde ve düzeyde gördüğümüz bir tavır. Üstelik, korumayı da ciddiye almama tavrı çok daha yaygın olduğu için, 'buna da şükür' demek durumundayız. Sonuç olarak, zengin potansiyellere sahip, ama onları gerçekleştirme yeteneğinden yoksun bir toplum manzarası - her alanda olduğu gibi.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.