Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
13 Mart 2001

Bahçeli'nin işçi dövizleri planı

myetkin@radikal.com.tr
Cumhurbaşkanı Sezer'in dün akşam Azerbaycan Cumhurbaşkanı şerefine Çankaya Köşkü'nde verdiği yemeğe davetli gazetecilerin hemen tamamının kafasında aynı şey vardı: Yemek öncesi ayaküstü sohbet sırasında koalisyon liderlerini bulup, saatler süren toplantılardan neden bir anlaşma çıkmadığını sormak.
Çevresi gazetecilerce ilk sarılan, davete en erken icabet eden MHP lideri Bahçeli oldu.
Bahçeli, "Anlaşmazlık yok" dedi. "Siyasi destek tam. Makroekonomik dengeler üzerine çalışıyoruz. Biraz zaman alması normal." Bahçeli'ye göre, Hazine ve BDDK'nın başına getirilecek isimler üzerine henüz anlaşma sağlanamamış olması da normaldi.
"Medya her şeye olumsuz bakıyor" diye eleştiri getirdi Bahçeli. "1994 krizi bundan daha ağırdı. Türkiye onun altından kalktı, bunun altından da kalkacak. Bazı sorunlar var. 65 milyonluk 200 milyar dolar milli geliri olan Türkiye, 7.5 milyar dolar piyasadan çekildi diye böyle sarsılıyorsa, orada başka bir sorun var demektir."
Bu, Bahçeli'ye atfen Akşam gazetesinde yazılan 'Pimi kim çekti?' teorisiydi. "Pimi kimin çektiğini saptadınız mı?" diye sorduk. "Evet" dedi. "Söylemem, ama rakamlar bende. Bunlar portföy döviz. Bir bakıyorsunuz Türkiye'de, bir bakıyorsunuz Yunanistan'da, ya da başka yerde. Bu oyunun mesela Kıbrıs meselesi tartışılırken tekrarlanmamasını sağlamak lazım."
Bahçeli'ye göre dört kaynaktan sağlanacak sağlam dövizle: İhracat, üretime dönük iç ve dış yatırım, turizm ve işçi dövizinin yurda getirilmesi. Bunlardan sonuncusu yeniydi. Bahçeli, 'ikili ilişkilere zarar vermeden', işçi dövizini Türkiye'ye getirmekten söz ediyordu. Toplam 100 milyar Alman Markı döviz söz konusuydu?
"Ne kadarı gelebilir?" dedik. "Bizim vatandaşa vereceğimiz güvene bağlı" dedi.
Hem hesabı DM olarak verdiği, hem işçilerimizin çoğu Almanya'da olduğu, hem de Merkez Bankası fonuna devredilen bankaların sorumlusu Tevfik Altınok daha Almanya'dan yeni döndüğü için, "Bu döviz spekülasyonunun kaynağı yoksa Almanya mı? Bu bir misilleme mi?" diye sorduk. Bahçeli hafifçe gülümsedi: "Ben bir şey söylemem. Siz araştırın" diye konuyu kapattı.
Neler oluyor?
Bahçeli'nin sağlam döviz bulma planını burada bırakıp, bir başka köşede duran ANAP lideri Yılmaz'a geçmeden önce, Bahçeli'nin "Programa ilişkin çalışmaların belki bir gün daha sürüp çarşamba günü sonuçlanabilir" dediğini saptayalım.
Çünkü Yılmaz'ın tahminine göre: "Perşembe günü programın çerçevesi tamamlanır, hafta sonu atamalar yapılır, Pazartesi günü de program ilan edilir."
Yani bugün 4 saat Devlet Bakanı Derviş'le oturup konuşan liderlerden (her şeyin dün bitmiş olmasını ümit eden) Ecevit ve Bahçeli, programın iki gün içinde tamamlanması tahmin -siyasette çoğu zaman temennidir de- ederken, Yılmaz 7 gün sonrasına randevu veriyor?
Fikir yürütmeden önce, bir de dünkü Bakanlar Kurulu'nda yaşanan gerilime bakalım: 10 gün önce program tartışması beklerken 5 dakikalık bayramlaşmayla yetinen bakanlar, dünkü toplantıdan çok şey bekliyorlardı. ABD'den dönen Derviş, ayağının tozuyla sabah 6.30'da bürokratlarla, sonra liderlerle toplanacak ve ilk kez Bakanlar Kurulu'na girecekti.
Oysa Derviş bürokratlarla görüştükten sonra sadece Ecevit'in yanına girip 10 dakika kaldıktan sonra Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan'la yarım saat görüştü ve Hazine'ye döndü. 'Derviş'in henüz Meclis'te yemin etmediği için toplantıya katılmayacağı' duyuruldu.
Ecevit toplantıyı açtıktan sonra, programın hazırlanmakta olduğu bilgisini verdi ve resmi gündeme geçti. Hızlı tren ve çevre projeleri ve kamu personelinin ücret farklılıkları tartışıldı. Ama sıra ekonomik programa gelmiyordu. ANAP'lı Yüksel Yalova müdahale etti. "Yeni programda özelleştirmeye önem verildiği söyleniyor. Bunu konuşacak mıyız?" diye sordu.
Kurul salonunda bir sessizlik oldu.
Yalova'nın sözlerinin bazı DSP'li bakanlarca 'ANAP baltalamaya başladı' olarak algılandığını sonraki telefon görüşmelerinden öğrendik. Ancak o sessizlik anını bozan Şükrü Sina Gürel oldu. "Kritik günlerden geçiyoruz. Bunları konuşmak iyi olur" dedi.
Bunun üzerine Ecevit, "Program henüz hazır değil. Sayın Derviş ve uzmanlar çalışıyorlar" yanıtını verdi.
Özkan, zaten bunları tartışmanın sırası olmadığını söyleyerek Ecevit'in sözünü tamamladı.
Yine bir sessizlik oldu. Ulusal olacağı söylenen program Bakanlar Kurulu'yla neden paylaşılamıyordu? Ecevit bunun üzerine, "Programın ulusal nitelikte olacağını, ancak IMF'nin de görüşünün alınacağını ve çalışmaların bu yönde sürdüğünü" söyleyerek tartışmayı engelledi.
Başbakan ve yardımcılarının Derviş'le toplantısı bu havada başladı. Ve artık o saatte Ankara'yı dikkatle izleyenlerin tahmin ettiği gibi karar alınamadan sona erdi.
Günlerdir, bazıları kalp ilaçları, yatıştırıcılar alarak çalışan bürokratları bu kez, hükümetin siyasi destek sözüne olan inançları zayıflamış yeniden dosyalarına gömüldüler. Çoğu siyasetçilerin Türkiye'nin hızla bir duvara doğru ilerlediğini görmelerine karşın, siyasi rantı olan kamu kurumlarından vazgeçmek istemediğini düşünüyor.
Bahçeli, "Emlakbank'ın hangi partiye bağlı olduğu önemli değil. Ekonominin düzelmesi için her şey yapılmalı" diyor. "Ama ekonomik krizi siyasi çıkar malzemesi yapmaktan vazgeçmeli. Yoksa, seçime de ihtiyaç yok, yeni hükümete de, revizyona da. Türkiye 2005'e dek önüne çıkan bu fırsatı kaçırmamalı."


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.