![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Taliban ve dünya Bir ülkede meydana gelen yaygın bir silahlı çatışmanın, oradaki doğal ve kültürel çevre üzerinde yarattığı zarar herkesçe bilinir. Hatta bazı görüşlere göre, İkinci Dünya Savaşı'nın Kuzey Afrika cephesindeki çöllerde hâlâ, Nazi orduları komutanı Rommel'in tanklarının izlerini bulmak mümkündür. Tabii, çöl flora ve faunası üzerinde. Sadece silahlı çatışmanın seyri sonucunda meydana gelen bu tahribatın yanı sıra, stratejik amaçla, örneğin düşmanın besin kaynaklarını kurutmak ya da ormanlık bir arazide saklanmasını önlemek için yakılıp yıkılan doğal kaynaklar hiç de yabancımız değildir. Örneğin ABD'nin 1980'lerdeki Türkiye büyükelçilerinden Robert StrausHup'nin İkinci Dünya Savaşı sırasında, bu konuda etkili tecrübeleri olduğu bilinir. Tabii, yakın çevremizdeki ve ülkemizdeki çatışmalarda da, her iki biçimde bir tahribatla karşı karşıya kaldığımız söylenebilir. Doğal çevre bakımından söz konusu olan bu sonuçlar, kültürel değerler konusunda da geçerli. Gerçi, bir silahlı çatışmada, düşmanın kültürel değerlerini yansıtan şeylerin tahribi ya da imhası, belki besin kaynaklarının kurutulması ölçüsünde etkili olmayabilir. Ama böyle bir hedefin özellikle tercih edilmesi ve bunda da başarılı olunması halinde, düşman karşısında elde edilen o 'zafer'in ne kadar başdöndürücü olduğunu da yakın zamanların epey örneğinde gördük. Aklıma gelen en yakın ve belki de çarpıcı örnek, yıkılması anını haber filmlerinde, daha sonra yıkılmış halini de gözlerimle gördüğüm, Bosna Hersek'teki tarihi Mostar Köprüsü'dür. Özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, o acı tecrübenin etkisiyle silahlı çatışmaların tüm sonuçları konusunda olduğu gibi, bu konuda da epey düzenleme yapıldı. Dolayısıyla silahlı çatışma sırasında kültürel malvarlığının korunması konusunda da uluslararası antlaşmalar var. Tabii, böyle bir anlayışın da, yine stratejik amaçlarla sömürüldüğü örnekler de yok değil. Örneğin, Çöl Fırtınası Harekâtı sırasında Irak'ın, müttefiklerin hışmından kurtarmaya çalıştığı bazı tanklar ve uçakları, böyle antik sit alanlarına yerleştirdiğine ilişkin fotoğraflar o zaman yayımlanmıştı. O müttefiklerin de, Irak'ın bu kültürel malvarlığı konusunda ne kadar hassas olduğu ayrı bir tartışma konusudur. Bu konunun, son günlerde yine alevlenmesinde, Afganistan'nın hemen hemen tamamında varlık gösteren Taliban'ın, ülkenin Bamiyan bölgesindeki dev Buda heykellerini ve ülkedeki tüm Budist kültüre ait mirası imha etme kararı etkili oldu. Dünyanın, bugünkü anlamıyla dünya kültürel ve doğal mirasının korunması kaygısıyla oluşturduğu örgütlenme, ancak 1972 yılına kadar geri götürülebilir. UNESCO bünyesinde yürütülen bu çalışmalar sonucunda, 168 yerin bu anlamda dünya mirasına dahil olduğu kabul edildi. Her ne kadar, Afganistan da işin başında bu örgütlenmenin içindeyse de şimdi durum farklı gözüküyor. Öte yandan Bamiyan bölgesi, bu 168 koruma alanının içine dahil değil. Ama buna rağmen, ülkedeki egemenliğinin etkili ve sürekli olarak icra edildiğini kanıtlamak için çırpınan Taliban'ın bu konuda da böyle bir tutum ortaya koyması hiç şaşırtıcı değil. Ülkedeki kadınların, bugün, neredeyse Amerika'nın keşfi yıllarında Amerika yerlilerinin, haklara ehil birer insan olup olmadığının Avrupalılarca tartışılmasına paralel konumu da, aslında o tutuma bir örnek değil miydi? Ama bunun karşısında, ellerinde roketatarlarla Budist heykeller önünde poz veren Talibanın bu dili, bir arada düşünülmesi olanaksız iki unsuru bir araya getirmekle hemen kolaylıkla reddedilip geri çevrilebilir. Ve belki de, unutulabilir bile. Taliban'ın icraatının kabul edilemez bulunması tartışmasız olsa bile, sadece yalıtılmışlık politikasıyla örülü, unutmayı besleyen bir tepki anlayışının, uluslararası kamu alanının asgari değerlerinin korunmasında ve geliştirilmesinde ne ölçüde etkili olduğu da, epey tartışmalı olsa gerek.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||