![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Saymak ve sayılmak mine.saulnier@free.frSabah erkenden kalktım. Dümeni otomatiğe taktım. Rota zaten belli: Convention Meydanı'ndaki gazete bayii. Dostum Hasan Kudar, öğleden sonra görevli. Sabahları Hasan'ın patroniçesi Gisele verir gazetelerimi. Onunla da iyi anlaşırız. Siyasal ve sosyal fikir teatilerinde bulunuruz. "Hayrola?" dedi, "Suratından düşen bin parça!" İçimi çektim: "Kriz..." Anlamıştı. "Yine mi?" dedi. "Yine," dedim. "Ama bu seferki vallahi bir başka. Altından kalkamayacağız galiba." Hasan Kudar ve naçiz yazarınızın eğitiminden geçen Gisele, Türkçe bilmemesine karşın Fransız gazetelerinden önce bizim gazetelere bir göz atar. "Senin basında hep aynı adamın resmini görüyorum; krizi o mu çıkardı yoksa?" diye sordu ve ekledi: "Hani eteklerini savura savura dönen külahlı adamlar var ya, onların adına benziyor ismi!" Fransızlar, ayin yapan Mevlevilere 'derviche tourneur', yani 'döner derviş' diyorlar. Gisele'in Kemal Derviş'ten söz ettiği belliydi. "Yok," dedim. "O krizle dönen derviş!" Aynı anda, Kemal Derviş'i uzun paltosunun etekleriyle Washington-New York-Ankara üçgeninde döne döne kredi araması gözümün önüne geldi. Başında henüz Mevlevi külahı yok ama, sanırım ayakları suya ermiş ve Türkiye'nin tasarruf yokluğundan tasavvufa yattığını anlamıştır. Ben bunları düşünürken, Gisele ince bir gazete uzattı: "Belki ilgilenirsin," dedi. "Öğrenci gazetesi..." Aldım baktım, heyecanlandım birden. Gazetenin adı, 'Savaşım'dı ve gazetecilik okulu öğrencileri tarafından, Fransa'daki belediye seçimleri süresince çıkarılıyordu. Toplam 15 sayfa, ama dolu dolu bir siyasi haber kaynağıydı. Gencecik gazeteci adayları, siyasi röportajlar, partiler hakkında özgün araştırma- lar yapmışlar, kamuoyu yoklamalarını yorumlamışlar; kaderi 18 Mart'taki ikinci turda belli olacak seçimler hakkında dört dörtlük bir gazete çıkarmışlardı. Sayfa düzeni, fotoğrafları ve ele alınış biçimiyle yepyeni, hoş bir üründü. İçinde, gazeteyi basmakta kendilerine yardımcı olan profesyonel basın kuruluşlarına, basın patronlarına teşekkürler yer alıyordu. Örneğin künyede, kendisi de ünlü bir gazeteci olan Philippe Tesson'a, sahibi olduğu 'Savaşım' tescilli markasının bir ay süreyle bedava kullanma hakkını verdiği için teşekkür ediliyordu. Le Monde, Le Figaro, Nouvel Observateur, VivendiNet, CapaTV gibi medya grupları, araç, gereç ve baskı imkânı sağlamışlardı, profesyonel kardeşlerinin yarı fiatına satılan öğrenci gazetesine. Hayallere daldım. Fransa'da medyalar ve medyacılar, bir süre sonra yerlerini alacak gençlerin yetişmesine önayak oluyor, destek veriyorlardı. Hayret! Manken okullarına değil, gazetecilik okullarına bağlıyorlardı mesleğin geleceğini. Zaten ne mankenlerin aklına bir gün gazeteci olacakları gelirdi burada, ne de gazetelerin aklına mankenden gazeteci türetmek. Mankenden gazeteci ve gazeteciden işsiz türetilen bir ülkede ise; aşiret ağasından, tavukçudan, bakkaldan, çakkaldan, katil zanlısı ve müseccel hırsızdan milletvekili; meczuptan sağlık bakanı, yaş haddi acizinden başbakan, hortumculardan iktisatçı üretiliyor ve hepsi birbirinin tellaklığını yaparken: "A, acaba bu ülkeyi kim batırdı?" diye şaşılıp, ABD'den devlet adamı ithal edilmek zorunda kalınıyor. İnsanın mesleğine beslediği saygı, kendisine duyduğu saygıya orantılıdır. Türkiye'de muktedirler, kendilerini saymıyorlar ki mesleklerini saysınlar. Herkesin her şeye saygısızlık yaptığı bir ülkeyi de kimse saymaz. Kimsenin saymadığı bir ülke ise hem içerde batar, hem dışarda.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||