![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Ölüm'ün mahremiyeti yerine pornografisi Karşı kaldırımdaki Ziraat Bankası'nı göstererek bir yaşlı amca, diğer bir yaşlı amcaya: "Bunların GÖREV ZARARI çok büyük," demekteydi.Bugün. Öğle saatlerinde. Semtimde. Mesele burada: Türkiye'de herkes 'ekonomiyle' çok alakadar. Herkes tüm ekonomik terimleri, sular seller gib ezberlemiş vaziyette. Görev bilinciyle kavrulan halkının, amatör ekonomist/yaman ekonomi yorumcusu kesildiği bu güzel ülkede: "Nerede nerede nerede/Ben NERDE YANLIŞ YAPTIM," şarkısını söylemesi gerekiyorsa birilerinin (ki fazlasıyla, gerekiyor) meseleye şuradan ilişmemiz gerekmiyor mu? Ekonomi ile politikayı, ortadan bir karpuz gibi ikiye ayırmış bulunmamızda. (Muhayyilelerimizde.) Ekonomisiyle politikasının bu denli girift bağlarla birbirinin içine girmiş olduğu bir ülke daha yeryüzünde, güçlükle bulunabilecekken; siyasi kararları bu denli isabetsiz, bu denli haksız, hukuksuz bir hükümete yüzde yüz bel bağlamış olmamızda. 'Hayata Dönüş' adını taktıkları seri cezaevi operasyonlarında 34 mahkûmun hayatını yitirmesine sebebiyet verebilen bir hükümetin, uygulayacağı 'istikrar' programı da bu kadar olur işte. Meseleye bir 'bütün' olarak değil de EKONOMİSİNİ KURTARAN KAPTAN mantığıyla baktığımız sürece, her birimiz ne kadar amatör ekonomi profesörü kesilirsek kesilelim; bu ülkede huzur, refah, istikrar yüzü - göremeyeceğiz. Şimdi gelelim bugünkü konumuza. Ki, bugünlerde bir parantez, çizgi içi ilave, cümleleri uzatarak anlaşılmaz kılma hastalığına (hastalığı tasvir ettikçe daha da çok, daha da çok) tutulmuş bulunmaktayım. Pazartesi günkü gazetelerde (daha sonra da ana haber mönülerinde) kendine genişçe yer bulan bir üçüncü sayfa haberi, Zonguldaklı bir işadamıyla 21 yaşındaki sevgilisinin burunlarına çektikleri eroinden ölümlerine dair olan, haberdi. Tamam. Üçüncü sayfa haberleri, böylesi haberlerden oluşmak durumunda. Ama çok talihsiz bir kazaya kurban gittikleri anlaşılan iki sevgiliyle ilgili öylesine ayrıntılar veriliyor ki haberde, insan 'EL İNSAF!' oluyor. Ölümün de bir mahremiyeti olmalı, değil mi? Üçüncü sayfa haberleri mantığının çok önemli bir fantezisi olan 'Kolejli Sevgili' bilgisiyle donatılıyoruz. Vefat eden zavallı genç kızın, mezuniyet kepiyle çekilmiş fotoğrafı (nerden ele geçirilmişse) gereksiz büyüklüklerde habire kullanılmakta. Genç kızın, birlikte öldüğü evli sevgilisinin 'yönetici asistanı' olduğu iddiası yer alıyor birkaç gazetede. Salı günkü Hürriyet'te ise kızın annesiyle birlikte Side'de yaşadığını (yani sevgilisinin asistanı olamayacağını) en yakın arkadaşından öğreniyoruz. Bizi hiç de alakadar etmeyen, alakadar etmemesi gereken özel hayata dair bu tarz ayrıntılar bir yana, bu 'kazayla' ilgili (zira bence başlarına gelen bir uyuşturucu kazası) asıl iştahla üstünde durulan bambaşka 'nesneler'. Polisin odada yaptığı araştırmada odalarında, yalnızca onları ilgilendirecek gereçler bulunuyor. Bir başka haberde ise vefat eden işadamının 'otomobilindeki bir poşetin içinde' bulunduğu belirtiliyor. Şimdi, iki insan böylesine talihsiz bir şekilde ölmüş gitmiş. Odalarında 'ele geçi- rilen' onların mahremiyetine ait eşyaların polis tarafından medyaya ilan edilmesi normal midir, hoş mudur, insani midir? Diyelim polis, bunları medyaya ilan etmekten, hayatını yitirmiş iki bahtsız insanın, ayrıca 'neler neler yapıyor olmuş olabileceklerini' ifşa etmekten, sadistçe bir zevk alıyor. En azından medyanın, bu ölümlerle direkt hiçbir alakası olmayan bilgileri ballandıra ballandıra sayıp döküp bir nevi ölüm pornografisi yapmaması çok daha ahlaklı, basiretli, insani olmaz mıydı? Bu, üçüncü sayfa haberlerinin 'işlediği' pek çok ölüm haber için geçerli bir kaygı. Bizi hiç de alakadar etmeyen, alakadar etmemesi gereken bir sürü ayrıntı, kimbilir sevdiklerini kaybetmenin acısıyla nasıl da yangın yerine dönmüş insanların daha da acıtılması, incitilmesi, üstüne mahcup edilmesi, utandırılması pahasına; önce polis sonra da medya tarafından umursamaz bir gammazlama şehvetiyle, ortalığa saçılıyor. Bu döküp saçmanın gerisinde nasıl bir röntgencilik/teşhircilik/ölü tacirliği psiko- lojisi egemendir; ve varolduğu 'varsayılan' bir talebi (yine röntgencilik) karşılamak- tadır - bunlar kuşkusuz başlı başına bir (ya da birkaç) doktora tezi konusudur. Ama pazartesi geceki haberlerde, işadamının meşe, çam ya da her neyse tabutuna karşılık genç kızın kerestelerden çatılmış tabutu, tabutu almaya gelen özel arabaya yerleştirilmemesi, sonra da tabutunu kimsenin almaması üzerine işadamının yakınlarınca bir otomobile yüklenip Zonguldak'a gönderilmesi... Şudur budur - bana hakikaten dokundu. İşadamının karısının cenazeye gitmediğini öğrendik salı günkü gazetelerden. Genç kızın annesinin de, kızının cenazesine sahip çıkamadığını. Geride kalan her iki aile için de, uyuşturucudan ölmüş olmalarının, taraflardan birinin evli olmasının, aradaki yaş farkının: tüm bu 'bilgilerin' onları utandırıyor olmaları bir yana, ölülerin ve dahası yaşayan insanların mahremiyetini ve esasında onurunu gözetmenin, medyanın sorumluluk tanımlarıyla hiçbir ilgisi yok mudur peki?
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||